15 Ekim 2018

Yabancı yatırımcı Brunson Davası'ndan ne öğrendi?

"OHAL'in kalkmasının ana nedeni iş dünyasının kapalı kapılar arkasında Hükümet'e ilettiği, yukarıdakine benzer şikâyetlerdi"

“Büyük müşterilerimden ikisi artık Türkiye’ye gelmiyor" diyor, orta ölçekli bir sanayi şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı, “Yüz yüze görüşmek yerine siparişleri internet üzerinden veriyorlar. Ama böyle giderse vazgeçmeleri uzun sürmeyecektir.”

Bundan bir yıl önce T24’te yayınlanan “Polonyalı şirketler olağanüstü halden neden memnun?” başlıklı yazım bu cümlelerle başlıyordu. Yabancılar, sadece yabancı yatırımcılar değil, yabancı alıcılar da, can ve mal güvenliği endişeleriyle Türkiye’ye gelmez olmuşlardı. Bunun sonucunda otomotiv yan sanayisinde Alman şirketlerinin siparişlerinden bazıları Polonya’ya kaymaya başlamıştı. Sadece otomotiv mi? Aynı dönemde bir tersane patronu, yakın geçmişte büyük siparişler aldığı İskandinavyalı müşterisinden, Türkiye'ye gelmeye çekindiği için artık sipariş alamamaktan yakınıyordu.

Aradan geçen bir yılda OHAL kalktı. (OHAL’in kalkmasının ana nedeni iş dünyasının kapalı kapılar arkasında Hükümet’e ilettiği, yukarıdakine benzer şikâyetlerdi, bana kalırsa.) Peki yabancılar Türkiye’ye döndüler mi?

“Bu krizde nasıl dönsünler?” demeyin. Kriz, fabrika kuracak ya da Türkiye’de fason üretim yaptıracak yatırımcılara engel değil. Tersine, TL’deki düşüşün, maliyet avantajı sağladığı için ek teşvik yarattığı bile söylenebilir.

Ama dönmediler. Rahip Brunson Davasında (ve benzeri davalarda) olup bitenler ortadayken nasıl dönsünler?

Bunu da daha önce yazmıştım: Tarihçi Harari, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bestseller olan kitabı Sapiens’te, Amerika’yı keşfedip yağmalayan İspanya dururken kapitalizmin neden Hollanda’dan çıktığı sorusuna da değinir.

Harari’ye göre bunun sebebi, kapitalin, yani sermaye sahiplerinin, İspanya yerine Hollanda’yı tercih etmesiydi.

Peki sermaye sahipleri İspanya gibi güçlü bir devlet dururken neden Hollanda’yı tercih etmişti? Çünkü İspanya’da Kral, kafasını kızdıranı icabında zindana attırmakta, icabında malına el koymaktaydı. Hollanda’da ise sermaye sahiplerinin “kötü sürprizlerle” karşılaşmayacakları bir sistem vardı.

Kapital sahiplerinin beklentileri aradan geçen 600 yılda pek değişmedi: İyi kötü işleyen bir hukuk sistemi, can ve mal güvenliği…

Türkiye’ye dönelim. Şu sözleri çok kısa bir süre önce Bursa'da bir sanayiciden duydum:

İhracat yaptığımız şirketlerin yetkilileri Türkiye’ye gelmemeye çalışıyorlar; hatta “Siz Türkiye’de daha ne kadar üretim yapabilirsiniz?” gibilerinden acayip acayip sorular soruyorlar. Bize, yurt dışında da üretim yapmak için Avrupa’da bir yer tutturmaya kadar gittiler.

Bu sözleri de yaz başında, başka bir sektörün patronundan:        

Dünya devi bir firmanın tek üreticisiydim. Hammaddesini yıllardır benden alır. 5 milyon Euro'ya yakın ticaretimiz var. Geçenlerde bu tutarı 2 miyon Euro’ya düşürmeye karar verdiler. “Şu an malın yüzde yüzünü sizden aldığımız için gelecekten endişeliyiz. Çünkü tedirginiz. Gelecekte bunu tedarik edip edemeyeceğiz sorusu varken bu riske giremeyiz” dediler. Avrupa’da benim suratına bakmayacağım adamlardan yarım Euro fazlasına mal almaya başladılar. Şu anda yurtdışının bize bakış açısı olumlu değil. 

Hukuk ve demokrasiyle ekonomi arasında işte böyle bir ilişki var.