01 Nisan 2021

Tek hedef faizi düşürmek değil, iktidarın asıl hedefi Merkez Bankası bilançosunu kullanmak

Ekonomiyi canlandırmak için Merkez Bankası bilançosunun kullanılması, Türkiye'nin yakın tarihteki deneyimi ve mevcut şartlar dikkate alındığında büyük riskler oluşturabilecek, 2001 krizinden sonra yapılan reformların önemli kazanımlarını yok edebilecek ve geleceğe ciddi yükler bırakabilecek bir anlayış

Merkez Bankası'nın yeni Başkanı Şahap Kavcıoğlu'yla ilgili en çok merak edilen ve piyasaları en çok geren konu, faizi ne zaman ve ne hızda düşüreceği… Bu konu elbette önemli ama iktidarın Merkez Bankası'yla ilgili hedefleri faizden ibaret değil. Kavcıoğlu'na ilişkin ilk izlenimler, yeni dönemde Merkez Bankası bilançosunun da kullanılmak istendiği yönünde.

"Merkez Bankası bilançosunu kullanmak", bankanın kaynaklarının ve araçlarının açık veya örtülü biçimde ekonomi politikası amaçları için kullanılması demek. Bunun örneklerine eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak döneminde rastlanmaya başlanmıştı. Banka bilançosunda yer alan yedek akçenin 21 milyar TL'sinin Hazine'ye devri, yıllık kârının yine Hazine'ye aktarılmasına ilişkin şartların değiştirilmesi gibi uygulamalar, Merkez Bankası bilançosunu kullanarak Hazine ve Maliye'yi finanse etmenin kapısını açmıştı. Bu arada yeniden değerleme hesabında usule uygun olmayan yöntemlerle yıllık kârın yüksek gösterildiği iddiaları bile gündeme gelmişti.

Yeni dönemde Merkez Bankası bilançosunun kullanımında likidite ve kredi imkanlarının öne çıkacağı anlaşılıyor. Örneğin ticari bankalar veya yatırım-kalkınma bankaları aracılığıyla kullandırılması beklenen yatırım kredilerinin piyasa şartları dışında uzun vade ve ucuz imkanlara sahip olması şaşırtıcı olmayacak. Bu uygulamanın kapısı Albayrak döneminde açılmıştı. Muhtemelen bu dönemde daha agresif biçimde uygulanacak.

Düşük maliyetli, uzun vadeli kredi imkanlarının KOBİ'ler için kullandırılması da olası. Bankacılık sektörü bilançolarının daha likit hale getirilemesi için konut kredileri gibi uzun vadeli kredilerin menkul kıymetleştirilmesi ve Merkez Bankası tarafından satın alınmasının sağlanması da gündeme gelebilir. Bunlara yönelik çalışmalar geçen dönemde başlamıştı.

Ya da düşük faizle kredi veren, belli alanlarda kredileri artıran bankalara Merkez Bankası likiditesi daha uygun şartlarda sunulabilir.

Merkez Bankası'nın Şahap Kavcıoğlu başkanlığında böyle bir politikaya yönelebileceğine dair bir işaret, Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör'ün geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı bir yazıydı. Merkez Bankası için "Alternatif yöntemler düşünülemez mi?" diye soran Güngör şu yanıtı veriyordu:

"2010'larda hayatımıza giren, yeni kurtulduğumuz faiz koridoru karmaşasına geri dönmekten bahsetmiyorum. Misal, pandemi sırasında dünyadaki bazı merkez bankaları çeşitli uygulamalar geliştirdi. Avrupa Merkez Bankası bunlardan biri… Piyasa beklentileri doğrultusunda faiz oranlarını değiştirmiyor belki ama da uzun vadeli refinansman işlemlerinin şartlarını kolaylaştırıyor. Orada uygulanan faiz oranlarını düşürüyor. Keza İsrail Merkez Bankası'nın da bankalar için hedefli krediler programı var. Finansal kuruluşlar, küçük ve mikro işletmelere vermeleri koşuluyla daha düşük faizle fonlanıyor. Türkiye'de de pandemi döneminde Merkez Bankası özellikle ihracatçılar için benzer bir program uyguladı. Bunları kalıcı hale getirmek mümkün olamaz mı? Yatırıma-üretime ayrı fonlama faizi düşünülebilir mi?"

Aslında iktidar partisi içinde bir kanat uzun zamandır Merkez Bankası bilançosunun ekonomiyi desteklemek üzere kullanımından yanaydı, bunun teorisini yapıyordu. Örneğin AKP'nin düşünce kuruluşu gibi çalışan SETA'nın yayını Perspektif'te 2015 yılında Sadık Ünay imzasıyla yayımlanan bir yazıda merkez bankacılığında klasik tabuların yıkıldığı iddia edilerek şöyle denmişti:

"Türkiye'nin, makroekonomik stratejileri ile uyumlu, büyüme dostu, istihdam dostu, yatırım dostu ve kalkınmacı bir merkez bankacılığı çerçevesine acilen ihtiyacı var."

Merkez Bankası bilançosunun "kalkınmak" ya da ekonomiyi canlandırmak için kullanılması ciddi ekonomik yan etkileri olabilecek, sıra dışı bir uygulama seti. Hemen akla geliveren olası yan etkileri arasında hiper enflasyonu sayabiliriz. Ekonomiyi canlandırmak için Merkez Bankası bilançosunun kullanılması, Türkiye'nin yakın tarihteki deneyimi ve mevcut şartlar dikkate alındığında büyük riskler oluşturabilecek, 2001 krizinden sonra yapılan reformların önemli kazanımlarını yok edebilecek ve geleceğe ciddi yükler bırakabilecek bir anlayış. Bu yolun sonunda Merkez Bankası'nın Hazine ve Maliye'ye bağlı bir birime indirgenmesi var.

Yazarın Diğer Yazıları

128 milyar doların perde arkası (2): Hukuki sorumluluk kimde; dava açılabilir mi?

Ortada bir sorumluluk varsa sorumlusunun da olması lazım...

140journos belgeselindeki hatalar: Babacan dönemi çok mu iyiydi?

140journos bazı önemli soruları sormadığı için yanıtlar "Tarih tekerrür" belgeselinde yer almıyor. Ama biz yanıtları biliyoruz...