25 Mayıs 2020

AKP ekonomide de ulusalcı görüşün dediğine geldi

Fatura dönüp dolaşıp yine halka çıkıyor. Koronavirüs’ten önce, yüksek gümrük vergisi olmasa 200-300 liraya satılacak spor ayakkabıya 500-600 lira ödüyorduk, şimdi aynı fatura diğer sektörlerde karşımıza çıkacak

Abdullah Gül’ün meşhur sözüyle, insan gerçekten hayret ediyor. 2002’de serbest ticaretin, serbest piyasanın bayraktarlığını yaparak iktidara yürüyen AK Parti, on sekiz yıl sonra ulusalcı görüşle özdeşleşen ekonomi politikalarının, ithal ikamesinin, yüksek gümrük duvarları arkasında yerli sanayinin korunmasının, kendi yağında kavrulmanın savunucusu ve uygulayıcısı haline geldi. Çamaşır makinesinden altına, otomotiv yan sanayinden inşaata, yüzlerce ürüne getirilen yüzde 30 gümrük vergisi bunun en son örneği.

Gümrük vergilerinin Koronavirüs salgını dolayısıyla kerhen, geçici bir süre için konulduğunu düşünenler olabilir. Ben de öyle düşünüyordum. Bu vergilerde dış borç ödemelerinin yoğunlaştığı aylarda döviz çıkışını engelleme isteğinin etkisi elbette var. Ama Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Birileri bu ülkeyi ithalat cenneti yapmaya çalıştı. Stratejik ürünler hariç ithalat kolay olmayacak" diyerek daha fazlasını, ekonomide köklü bir değişimi hedeflediklerinin işaretini verdi...

Gümrük vergileriyle yerli sanayinin korunması, yani "ithal ikamesi", 1970’lerde sol partilerin alameti farikasıydı. Aradan geçen 50 yılda köprülerin altından çok sular aktı. Kuzey Kore gibi birkaç istisna dışında bütün ülkeler bir şekilde dünyaya entegre oldu. 1980 yılında Türkiye’nin ihracatının yüzde 56’sı tarım ve ormancılık ürünlerinden oluşurken 2018’de bu oran yüzde 3’e indi. Aynı dönemde, imalat sanayi sektörünün toplam ihracat içindeki payı yüzde 37’den yüzde 94’e çıktı. Dış ticaret hacminin gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı 1980 yılında yüzde 17 iken, 2017 yılında yüzde 54’e yükseldi. Bu süreçte sol partiler de ekonomi politikalarını değiştirip kontrolsüz küreselleşme karşısında kontrollü küreselleşmeyi savunmaya başladılar. Ne Brezilya’nın eski solcu Başkanı Lula’nın gündeminde ülkesini dünyaya kapatmak vardı, ne İspanya’da son seçimleri kazanarak iktidara gelen Sosyalist Parti ile radikal solcu koalisyon ortağı Podemos’un...

Evet, Türkiye sanayisi ithalata bağımlı. Ama hangi ülke değil ki? Dünyaya mal satmaya başlayınca ister istemez yerlilerin yanı sıra başka ülkelerden tedarikçilerle çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Yoksa Çinli şirketlerle nasıl rekabet edeceksiniz?

Türkiye’de de olan bu. Türkiye’nin ihracat içindeki ithal girdi yoğunluğu 1995 yılında yüzde 13.9’du. 2012 yılında yüzde 30.2’ye çıktı.

İyi de bu oranlar başka ülkelerde nasıl? Sürpriz (ya da değil): Almanya’da ihracat içinde ithal girdi yoğunluğu Türkiye’den daha yüksek.

"Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" türü bir küreselleşmeden yana değilim. Uluslararası ticaret denetlenmeli ve bu arada yüksek teknoloji veya yüksek katma değer içeren bazı sektörler korunmalı. Ama korunacak sektörlerin hangileri olacağı, bol kepçe kararlarla veya patronlarının iktidara yakınlığına göre değil iktisadi akla göre belirlenmeli.

Bütün ekonomiyi yüksek gümrük duvarları arkasına almak verimsizlik ve enflasyondan başka bir şey getirmiyor. Üstelik bunun faturası dönüp dolaşıp yine halka çıkıyor. Koronavirüs’ten önce, yüksek gümrük vergisi olmasa 200-300 liraya satılacak spor ayakkabıya 500-600 lira ödüyorduk, şimdi aynı fatura diğer sektörlerde karşımıza çıkacak.

Albayrak’ın, "Birileri bu ülkeyi ithalat cenneti yapmaya çalıştı" diyerek Ali Babacan’ı kastettiği belli. TL’nin değerinin hormonlu biçimde şiştiği, 1 TL=1 dolar olacak beklentisinin güçlendiği, peynir ekmek gibi BMW ve iPhone satılan Babacanlı yıllarda (O günleri "Peynir ekmek gibi BMW satılan ülke eşekten nasıl düştü?" başlıklı yazımda anlatmaya çalışmıştım) ekonomi yönetiminin olan bitene seyirci kalarak bugünkü dengesizliklere zemin hazırladığı doğru. Ama acaba TL’deki hormonlu değerlenmenin sorumlusu Babacan mıydı, yoksa halkta sahte zenginlik hissi yaratarak iktidar partisinin oylarını artırdığı için bizzat Başbakan mı? O günlerin perde arkası yazıldığında öğreniriz...

Yazarın Diğer Yazıları

Kemerlerinizi bağlayın, enflasyon yükselecek

Evdeki hesap çarşıya uymadı: Kredi patlaması para arzını ve cari açığı artırdı. Ve iktisat kitaplarında yazan şey oldu: Para arzı ve cari açık artınca dolar yükseldi

Dolar 7.03: Perşembenin gelişi çarşambadan…

Ekonomi küçülüyor, iktidara kimse güvenmiyor

Böyle giderse ekonomi yine duvara çarpacak

TL'nin değer kaybetmesi için gerekli tüm koşullar mevcut: Enflasyon artıyor, cari açık büyüyor, Merkez Bankası negatif faiz veriyor, ekonomi küçülüyor, iktidara kimse güvenmiyor...