21 Ekim 2019

5 grafikte Türkiye ekonomisinin 5 zayıf noktası

Faiz indirimleri tek başına ekonomiyi canlandırmaya yetmiyor

1- Bütçe açığı alarm veriyor

Yukarıdaki tablo IMF tanımına göre faiz dışı bütçe açığının seyrini gösteriyor. IMF tanımlı bütçe açığını hesaplamak için “klasik” bütçe açığından, yani bütçe gelirleri ile giderleri arasındaki farktan, devletin tek seferlik gelirleri çıkarılıyor. Amaç, mali disiplinin gerçekte ne durumda olduğunu bulmak. Öyle ya, bütçe açığını kapatmak için her seferinde bu yıl yapıldığı gibi Merkez Bankası’nın yedek akçesine, kârına el atmak, yani şapkadan tavşan çıkarmak kolay değil. 

Şimdi yukarıdaki tabloya tekrar bakalım: Tek seferlik gelirleri çıkardığımızda faiz dışı bütçe açığı patlamış durumda olduğunu görüyoruz. 

Bütçenin dikiş tutmamasının iki nedeni var: a) Kamu harcamalarındaki dizginlenemeyen artış b) Vergi gelirlerinin yerinde sayması. 

Vergi gelirlerinin yerinde saymasının sebebi ekonomik kriz. Türkiye’de vergilerin büyük kısmı dolaylı yoldan, yani tüketimden alınıyor. Tüketim azalınca vergi gelirleri de azalıyor. Kriz nedeniyle otomobil, beyaz eşya harcamaları daralınca vergiler de azalıyor.

Tüketim kısa vadede canlanmayacağına göre çare belli: Kamu harcamalarını azaltmak. Tabii dar gelirliden, eğitimden sağlıktan değil. Lütfen makam aracı saltanatından ve 3. Havalimanı, şehir hastaneleri gibi gösteriş projelerinden! 

2- Kısa vadeli dış borçların ürkütücülüğü

Doğru, devletin dış borcu oransal olarak korkulacak seviyede değil; dış borcun önemli bir kısmı özel sektörün sırtında. Ama bu durum Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının çok yüksek olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Türkiye önümüzdeki 12 ayda 180 milyar dış borcu çevirmek zorunda. Turkish Yatırım’ın analizine göre bunun 75 milyar dolarının yeniden borçlanılamaması riski yüksek. Yukarıdaki tablo ülkelerin kısa vadeli borçlarının Merkez Bankası’nın döviz rezervlerine oranını gösteriyor. Görüldüğü gibi Türkiye, Arjantin’den sonra dış borçlarını çevirmede en riskli ikinci ülke...

3- Enflasyondaki serap

Enflasyon birkaç aydır “baz etkisi”yle düşüyor. Kış aylarında baz etkisi bitecek, enflasyon yeniden yükselişe geçecek. 

Ara not: Baz etkisi nedir, ne değildir? 

Geçen yılın Ağustos ayında Rahip Brunson Krizi’nin etkisiyle Türk lirası dolar karşısında rekor değer kaybı yaşamıştı. Dolar yükselince enflasyon da patlamıştı. Bunun sonucunda 2018 Eylül ve Ekiminde rekor oranda yüksek fiyat artışlarıyla karşı karşıya kalmıştık. Yıllık enflasyonu hesaplamak için geçen yılın aynı aynı ayına baktığımız için bu yıl enflasyon düşüyormuş gibi görünüyor. Anlaşılacağı üzere bu bir serap. Aslında fiyatlar artmaya devam ediyor. Sadece geçen sonbahardan daha az artıyor. İşte buna baz etkisi deniyor. 

Baz etkisi bu kış bitecek. Çünkü geçen yılın kış aylarında fiyat artışı hız kesmişti. Baz etkisinin bitmesiyle enflasyon yeniden yükselişe geçecek. Geçen ay tek haneye düşen enflasyonun yeniden yüzde 10’u geçtiğini, yüzde 15’e doğru hareketlendiğini göreceğiz. (Tablodaki tahmin, grafiği hazırlayan Capital Economics’e ait.)

Bunun bazı sonuçları olacak. Bir kere Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine ara vermesi gerekecek. Yok eğer enflasyon tekrar yükselişe geçmişken faiz indirmeyi sürdürürse vatandaşın TL’den kaçışı hızlanacak. Dolarizasyon daha da artacak… 

4- Faiz indirimi sanayiyi canlandırmaya yetmedi

Yukarıdaki grafik sanayi üretimi ile “PMI” diye de bilinen, Satın Alma Yöneticileri Endeksi’nin seyrini gösteriyor. Görüldüğü gibi sanayi üretimi bu yıla büyük bir düşüşle girmişti. Ama 31 Mart seçimlerinde kamu bankalarının piyasayı krediyi boğmasının etkisiyle toparlanır gibi oldu. Merkez Bankası’nın Temmuz’da politika faizini indirmesi sonrasında toparlanmanın daha da güçlenmesi bekleniyordu... Ama o da ne? Ağustos’ta sanayi üretimi bir önceki aya göre yine azaldı! (Yüzde 2.8.) 

Görünen o ki, faiz indirimlerini ekonomiyi canlandırmaya yetmiyor. “Güven” denen şeyin dönmesi gerekiyor. Güven nedir? Yatırımcının, sanayicinin “Yine kriz çıkar mı?”, “Amerika ambargo koyar mı?”,  “Avrupa ile yine dalaşır mıyız?” endişelerinden kurtulması demektir. Bu politik bir mesele. 

5- İşsizlikte Türkiye’nin hiç tanık olmadığı durum

“Bu, Türkiye'nin tarihinde hiç deneyimlemediği yeni bir sorundur.” T24 yazarı Seyfettin Gürsel, yüksek işsizliğin kronikleşmesini ve işsizlerin işi arama sürelerinin uzamasını son yazısında böyle değerlendiriyordu. Normalde inşaat ve turizm mevsimi olan yaz aylarında işsizlik azalırdı. Ama bu yaz böyle olmadı, Temmuz’da işsizlik yine arttı, 120 bin kişi daha işsiz kaldı, tarım dışı işsizlik yüzde 16.7’ye yükseldi. 

İktidar işsizliği azaltmak için umudunu faiz indirimlerine bağlamış görünüyor. Ama yukarıda gördüğümüz gibi faiz indirimleri tek başına ekonomiyi canlandırmaya yetmiyor. Eski bir deyimde olduğu gibi yok öyle üç kuruşa beş köfte veya üç-beş puanlık faiz indirimine yüzde 5’lik büyüme. 


Not: İlk 4 grafiğin kaynağı Capital Economics, sonuncusunun TÜİK.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Türkiye’den neden Samsung çıkmadı, çıkmayacak?

Samsung, Ar-Ge’ye Arçelik ve Vestel’in 300 katı harcama yapıyor

KHK’yla üniversiteden kovulan rüzgâr santrali bekçisinin hikâyesi

Bu ay yayınlanan “Kediler ve Erkekler” kitabımdan, gündeme denk düşmesi vesilesiyle…

Türkiye ekonomisini batıran 100 günahın ilk 10 tanesi

Tasarruf açığı, inşaat çılgınlığının üzerine benzin dökmek, dövizle borçlanmanın denetlenmemesi...