12 Eylül 2012

Allende’yi hatırlamak, 11 Eylül ve 12 Eylül

11 Eylül 1973, 20. yüzyılın en gaddar ve en uzun süreli askeri rejimlerinden birinin başlangıcı...

“Şapkasını bırakıp olduğu yerde

 
Onurunu alıp giden Allende’yi unutma”
 
Ülkü Tamer
 
11 Eylül  1973, 20. yüzyılın en gaddar ve en uzun süreli askeri rejimlerinden birinin başlangıcı. 11 Eylül 1973’te Şili’de, Dünyanın demokratik seçimle iş başına gelmiş ilk sosyalist Devlet Başkanı Salvador Allende ABD destekli kanlı bir faşist askeri darbeyle devrilmişti.
 
Sol partiler tarafından oluşturulan Unidad Popular (Halk Birliği) koalisyonunun başkan adayı olarak Eylül 1970’de seçimleri kazanan Salvador Allende seçimle iş başına gelen ilk Marksist politikacı idi. Ilımlı bir sosyalist olarak bilinen ve daha önce de başkan adayı olan Allende’nin seçilmemesi için ABD her defasında büyük çaba harcamıştı. Yıllar sonra açıklanan National Security Council-NSC (ABD Milli Güvenlik Konseyi) ve CIA arşivleri, Allende’nin gerek seçilmeden önce, gerek seçildikten sonra nasıl bir psikolojik harekatla karşı karşıya kaldığını ve darbede ABD parmağını gözler önüne sermektedir.
 
Güney Amerika’nın en uzun süreli ve istikrarlı demokrasisine sahip Şili’de, 1970’lerin soğuk savaşla malul dünyasında iş başına gelen Allende yeni bir yolu deniyordu: Demokratik sosyalizm. Unidad Popular ve Allende çok partili demokratik rejime dayalı bir programa sahipti. Millileştirme, toprak reformu, gelir adaletinin sağlanması Allende’nin başlıca öncelikleriydi. Ancak bunlar ABD için sindirilebilir politikalar değildi. Öte yanda dönemin tek partili-otoriter sosyalist ülkeleri de bu deneyi çok sempatik bulmayacaktı. ABD’nin yanı başında bulunan Küba, SSCB ile yakın ilişkileri sayesinde  ayakta kalabilmişti. Ama Allende Şili’ye özgü farklı bir yolu deniyordu. Hem kendi ayakları üzerinde duran hem de demokratik bir sosyalizm yolu. Allende’nin deyimi ile “Vino Tinto (Şili’nin meşhur şarabı) ve Empenada (Şili’nin meşhur böreği) tadında bir sosyalizm”.
 
Allende’nin yürüdüğü yol ABD için doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidi oluşturmasa da, ABD arka bahçesinde bu tip deneylere izin veremezdi. Dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a göre bu deney sadece Güney Amerika için değil, Güney Avrupa için de bulaşıcı bir örnek olabilirdi. Ayrıca Allende hükümetinin millileştirme uygulamaları Şili’de faaliyet gösteren ITT ve  Anaconda Copper gibi ABD şirketlerinin çıkarlarını da tehdit etmekteydi. “General Motors için iyi olan ABD için iyi idiyse” ITT ve Anaconda Copper için kötü olan da kuşkusuz ABD için kötüydü.
 
Dönemin ABD Başkanı Nixon, Allende’nin seçilmesi karsısında duygularını “orospu çocuğu, orospu çocuğu” diye dile getirmişti. ABD, Allende’nin işbaşına gelmesinden başlayarak üç yıl boyunca “özel harp” ya da “psikolojik savaş” yürütecektir. Kissinger, Kırklar Kurulu diye bilinen NSC toplantısında, Allende’nin seçilmesinden sonra yaptığı değerlendirmede “halkının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin Marksistleşmesine neden izin vermek zorundayız anlamıyorum” diyordu. Şili halkı sorumsuzluk içinde ne yaptığını bilmeden Allende’yi seçmişti! O halde Şili halkının “psikolojisinin” özel bir harekatla düzeltilmesi gerekliydi!
 
ABD, Allende’nin başkanlığının ardından Şili’ye yönelik kredilerini derhal keser ve yabancı sermaye Şili’den çekilmeye başlar. ABD, Allende hükümeti ile bağlarını koparır, ancak Şili ordusu ile bağlarını sıklaştırır ve yardımı sürdürür. CIA’nin Allende’nin Başkanlığının hemen ardından 6 Milyon dolarlık bir fonu dezenformasyon ve destabizasyon faaliyetleri için ayırdığı belirtilmektedir. Şili sağı, Allende’yi diktatörlük kurmakla suçlayıp darbe çağrısı yaparken; radikal sol ise gerekli devrimci adımları atmadığı ve burjuva güçlere fazla demokratik davrandığı gerekçesiyle Allende’yi eleştirecektir. Bu süreçte şiddet eylemleri tırmanmaya başlar aşırı sağcı Vatan ve Hürriyet örgütü suikastlara girişir.
 
Yürütülen psikolojik savaş sonucunda orta sınıflar, mülklerine el koyacağı korkusuyla Allende hükümetine karşı kışkırtılır, artan ekonomik sorunlar nedeniyle tencereli eylemler başlar, kepenkler kapatılır ve nihayet Şili gibi uzun-ince ve engebeli  bir ülkede hayati önem taşıyan kamyoncuların grevi başlar. Kamyoncular grevi ülke ekonomisini alt üst eder ve darbe sürecini hızlandırır.
 
Allende bütün psikolojik harekata rağmen üç yıl boyunca orduyu politikadan uzak tutmayı başarır. Ancak ordu içinde ılımlı ve demokrasiye bağlı komutanlar ya suikaste kurban gider ya da istifa etmek zorunda kalır. Ve 1973 yaz aylarında Hıristiyan Demokratlar orduya darbe için açık çağrı yaparlar. Allende’ye bağlılığı ile bilinen Genel Kurmay başkanı,  alt rütbeli subayların protestosu sonucu istifa etmek zorunda kalınca, Allende daha sonra demokrasinin ve kendisinin  celladı olacak General Pinochet’yi Genelkurmay başkanı olarak atar.
 
Askerler 11 Eylül sabahı “emir komuta zinciri içinde ve emirle”, Pinochet’nin komutasında darbe başlar. Allende, Başkanlık Sarayı La Moneda’da bir avuç yakın korumasıyla öğlene kadar direnir. Darbeciler, Allende’ye ailesiyle ülkeden ayrılmasını (şapkasını alıp gitmesini) önerir ancak Allende ülkeden ayrılmayacağını Şili’nin Başkanı olarak darbeye direneceğini bildirir. Bunun üzerine darbeciler tanklar ve uçaklarla La Moneda’ya saldırır. Allende yanındakilere saraydan ayrılmalarını söyler ancak kendisi sarayda kalır. Darbecilerle çatışarak ölür.. Allende  cunta tarafından aile mezarlığına gömülür. Ancak mezarının belli olmaması için mezar taşlarındaki diğer isimler silinir.  Allende 65 yaşında şapkasını bırakıp, onuruyla gider...
 
 
Şili darbesinden sonra ABD yönetiminin tahminlerine  göre 5000; insan hakları örgütlerine göre 30.000 insan cunta tarafından öldürüldü. Pinochet 1988’e kadar demir yumrukla yönetti Şili’yi. Devlet başkanlığını uzatmak için yaptırdığı plebisitte halk Pinochet’yi reddetti. Sonra yavaş yavaş demokrasiye geçiş başladı. Ancak Pinochet dokunulmaz kaldı. Ta ki Ekim 1998’de tedavi için gittiği İngiltere’de İspanyol yargıç Gurzon’un isteğiyle gözaltına alınana kadar. Pinochet Mart 2000’e kadar 1.5 yıl İngiltere’de göz hapsinde kaldı. Yargılanmak üzere İspanya’ya iade talebi yaşlılığı ve sağlığı nedeniyle reddedilince Şili’ye döndü. Aşırı yaşlanma nedeniyle yargılanamayacağına karar verildi.
 
Şili, CIA için bir örnek olay (case study) idi. Şili darbesi, Hükümet devirme taktiklerinin ve psikolojik savaşın laboratuarı olarak kullanıldı. Darbenin ardından ise, Şili adeta yeni-liberalizmin-Şikago okulunun için bir deney alanına, laboratuara döndü. Pür liberalizmin ortodoks savunucusu Şikago okulu ekonomistleri reçetelerini pür bir dikta rejimi altında denediler. Yeni-liberalizmin bir başka şampiyonu eski Demir Lady Margaret Theatcher ise  Pinochet’ye İngiltere’deki göz hapsi sırasında en büyük desteği verdi.
 
Şili darbesinin, ülkemizin yaşadığı darbelere özellikle 12 Eylül’e benzer yanları çok. Trajik olduğu kadar ironik yanları da var.12 Mart darbesinde şapkasını alıp giden Demirel, Allende’nin akıbetine atfen 1970’lerin yükselen sola, Ecevit’e karşı “Allende-Büllende” benzetmesini yapmaktan geri durmuyordu. Ve ne hazindir ki Şili’dekine pek benzeyen bir psikolojik harekat sonucu ortaya çıkan 12 Eylül darbesinde yine şapkasını alıp gidiyordu. Muhaliflerini  Allende’nin sonu ile korkutmak isteyenler,  kendi darbecilerine Allende’nin takındığı tutumu takınmak bir yana bir süre sonra onlarla barışmakta beis görmüyordu. Dahası günümüzde 12 darbecilerini yargılama iddiasında olanlar ise, darbecilerin kurmuş olduğu siyasi-hukuksal düzeneği neredeyse tümüyle koruyup, kendi iktidarlarını sağlamlaştırıyor.  Ve bu yüzden Türkiye 12 Eylül’den 32 yıl sonra darbecileri ile hesaplaşamamış bir ülke olarak kalıyor.
 
 

Yazarın Diğer Yazıları

Özel madenlerde işçi ölümleri oranı, kamu madenlerinden 16 kat daha fazla!

Siirt’teki katliam açık maden sahalarında yaşanan ilk katliam değil

Dünden bugüne üniversiteye karşı bitmeyen kötülük

Kimsenin şüphesi olmasın, bu hukuksuz ve haksız karar er geç ortadan kalkacak...