02 Mayıs 2021

Emek Erez: Her bireyin kültürlenme biçimi farklıdır, bu da bir metin hakkında çoklu bir düşünme sisteminin yolunu açar

"Eleştirmen için bir metin üzerine düşünmek onu başka bir şekilde hayata geçirmek, Foucault'nun deyimiyle "ikincil" bir dil yaratmak, dolayısıyla varolan bir metinden kendi metnine ulaşmak söz konusudur. Metnin çatlaklarından sızanı yakalamak, ona kendi fikirsel çerçevenden bakarak başka bir yaşam alanı açmak olarak da düşünülebilir bu"

Yazılmış bütün kitaplar, üzerine yazılanlarla da tekrar eder. Yazanlar arasında, yazanları yazanlardan Emek Erez ile yazma ortamı, yazdıkları ve bir kulvar ve iş kolu olarak kitaplar üzerine yazmayı konuştuk.

- Ne kadar gençsiniz ve adınızla müsemma bir işle iştigalsiniz. Okuyan ve okuduklarını kendi ifade biçiminizle yazan biri olarak her zaman ilgiyle takip ettiğim yazanları yazan biri oldunuz. Peki siz, sizi onu yazmaya çağıran ilk kitapla nasıl buluştunuz?

Öncelikle güzel cümleleriniz ve söyleşi öneriniz için teşekkür ederim. Soruya geçersek, bir ilk belirleyemem, okumayı öğrendiğimden beri kitaplarla kurduğum ilişki, onları yazmayla birlikte ilerledi. Bir yığın kitap notu içeren defterim var, okurken yazıyorum hiçbir şey yoksa kitapların kıyılarına, köşelerine notlar alıyorum oradan buradan oklar fışkırıyor, bu nedenle okuduğum bir kitabı başka birinin okuması mümkün olmuyor.

- Başkalarının kitapları üzerine yazılar yazmak güzel şey "Ben de böyle gördüm, böyle duydum" demek. Fakat hem yazan hem de başka yazanları yazmak "Keşke bir hayatım daha olsa" dedirtir. Kendi metinleriniz de vardır mutlaka diye düşünüyorum. Var mı ya da kitaplar üzerine yazmak yazmaya engel yaratan bir eylem mi?

Kendi metinlerim var ama çok değil. Yazmak isterseniz bir şekilde zaman yaratırsınız, o arzuya engel olamazsınız gibi geliyor ama anlatmak istediğimi benden çok daha iyi ifade eden o kadar çok sevdiğim düşünür ve yazar var ki kendi metnimi yazmaya gerek kalmıyor.

- Okuyoruz, yazıyoruz. İyi, güzel de her işte her alanda bir örgütlenme gerekiyor bence o alanın can verdiği alanlardaki sürekliliği de sağlamak ve bu alanda çalışanların da hayatına dokunabilmek için. Kitaplar üzerine yazanlar için böyle bir alan var mı? Bildiğim kadarıyla yok. Peki, neden kurumsal bir çatı oluşturmak çok da kolayken olmuyor? Yani ortada bir emek var ama karşılığı neredeyse yok? Bir iş, bir meslek kolu olarak bu işi yapanları kitaplara boğmak yeterli mi? Tam olarak ne yapılması gerekiyor ve niçin yapılmıyor?

Türkiye'de kültür sanat alanında o konuda büyük bir boşluk var, hak arayacağın ya da hakkını arayacak bir mecra yok. Böyle olunca da 'Neo-liberal Performans' düzeninin kuralları geçerli kılınıyor çünkü bir iş tanımı bile ortada yok. Güvencesizlik, aylık asgari ücrete bile yaklaşmayan telifler, performans göstermediğinde aç kalabileceğin bir hayat. Kurumsal bir çatı oluşturmak çok kolay mı bilmiyorum, ben buna çok kafa yoruyorum hatta çevremdeki arkadaşlarıma devamlı bir şeyler yapmalıyız diyerek onları biraz darlıyor bile olabilirim (şimdi okuyunca gülümseyeceklerdir) ancak hem ülkedeki baskı ortamı hem de derin umutsuzluk en azından şimdilik buna imkân vermiyor. Ama kesinlikle Çev-Bir gibi oluşumlar örnek alınarak bu konuda bir şeyler yapmak gerekiyor, bu benim en büyük hayallerimden biri.

Emek Erez 

- Kendi kitaplarını kendi satın alanlardanım, prensip olarak. Yani bana kitap gönderen birinin ya da yayınevinin rehini olmak istemediğim için. Bazıları bir kitap yolladığında sanki ona borcunuz varmış gibi bir baskı süreci başlatıyor çünkü. Hatta yazamadığınız da ya da henüz okumaya vakit bulamadığınızda birden bire size cephe alıyor ve yaptığınız işi kötülemeye başlıyor, sanki başka hiçbir uğraşları yokmuş gibi. Böyle şeylerle karşılaşıyor musunuz? Bunlar insanı incitir. Bu incinmeye açık alanda siz hiç inciniyor musunuz? 

Yazacağım kitapları kendim seçme özgürlüğüne sahip olduğumu söyleyebilirim. Bu konuda çalıştığım editör arkadaşlar da saygı gösteriyorlar. Zaten ilgimi çekmeyen bir kitap yazma arzusu da uyandırmaz. Evet, insanlar size incelik gösterip kitaplarını gönderiyorlar ve elimden geldiğince bir yazıya dönüşmese bile o kitapları incelemeye çalışıyorum çünkü sizi önemseyip gönderiyorlar bundan rahatsız değilim mutlu oluyorum. Bugüne kadar bahsettiğiniz gibi, "cephe alma", "yaptığınız işi kötüleme" gibi incitici bir durum yaşamadım.

- Bir kısım yazanlar, bilirsiniz kimsenin kimseyi karşılıksız sevmediği bir ülkede (ülke derken bütün dünyayı kastediyorum) yaşadığımız için ve çoğunlukla da kendilerine hizmet etmedikleri için, sadece yazanları değil kitaplar üzerine yazanları da -metinleriyle bile değil üstelik yaşam alanları, yaşam konforları ve yazdıkları mecralara kadar- eleştirirler. Yani açıkçası çoğumuzu bir lobiye hizmet ediyormuş gibi eleştirirler. Yarına dair hiçbir mesleki garantisi olmayan eleştirmen ve kitaplar hakkında yazılar yazanların (gülüyorum bunu sorarken bile) bir lobiye dâhil olmaları söz konusu olabilir mi? Komik değil mi böyle eleştiriler?

Yapılan iş açısından düşündüğümüzde hepimiz kültür endüstrisinin bir parçasıyız. Bunu inkâr etmek kendi kendimize yalan söylemek olur. Ama bir lobiye falan hizmet ettiğimi düşünmüyorum eğer yazdığım metinleri kendim seçmeseydim, yazar veya yayıncı yazdığım için ayrıca ücret ödeseydi haklı olabilirlerdi belki ama öyle bir durum yok. Evet, kitap gönderiliyor yayıncılar tarafından, bu işin zaten tek tatmin edici yanı o açık konuşmak gerekirse, ama gönderilenler içinden seçme hakkını koruyabiliyorsan,  zaten gönderilmese bile alıp okuyacağın metinler üzerine düşünüyorsan bence sorun yok. Bugüne kadar da bu konuda en azından yüzüme kimse bir şey söylemedi, konforlu bir alan olduğunu düşünen varsa da Türkiye'de ödenen teliflere bakıldığında anında çürüyecektir bu tez.

- Ben kitapları okurken yazmak isteklerimi kendi anlamlandırma çemberimde yazıyorum. Bu her yazanın kendi görme ve duyma biçimiyle ilgili elbette. Biraz da bu nedenle hiçbir kitapla ilgili kötü bir eleştirim olmadı. Yani bir kitabı eleştirmek ona "Bu böyle olmamış, şöyle olsaymış daha iyi olurmuş" tarzında bir eleştiri yapacak kadar donanımlı değilim zaten ve yazan birinin kalbini kırmaktan çekindiğim için de yapmıyorum bunu. Yazan biri yaza yaza kendi yolunu bulur nasılsa. Zaten ne eleştiriye ne de kitap tanıtımına giren yazılar değiller benim metinlerim. Sizin metinleriniz de yazdığınız kitapları anlamlandırmaya yatkın metinler. Bu bağlamda size göre eleştiri nedir? Bazı eleştiri metinleri de okuyorum, fakat eleştiri değil küfür gibi. Siz de kastettiğim o metinlere denk gelmişsinizdir mutlaka. Sizce eleştiri metni denecek metinler midir o metinler? 

Bir kitap her okuyan için farklı bir anlam içerebilir, tek bir bakış tek bir yorum hiçbir zaman olmayacaktır, her bireyin kültürlenme biçimi farklıdır, bu da bir metin hakkında çoklu bir düşünme sisteminin yolunu açar. Eleştiri denince sadece bir metni olumsuzlamak olarak düşünmemek gerekiyor, sizin yaptığınız gibi olumlayarak da bakılabilir. Ama her durumda bir "eleştirel mesafe" yaratmak gerekiyor diye düşünüyorum. Eleştirmen için bir metin üzerine düşünmek onu başka bir şekilde hayata geçirmek, Foucault'nun deyimiyle "ikincil" bir dil yaratmak, dolayısıyla varolan bir metinden kendi metnine ulaşmak söz konusudur. Metnin çatlaklarından sızanı yakalamak, ona kendi fikirsel çerçevenden bakarak başka bir yaşam alanı açmak olarak da düşünülebilir bu. Kendim için konuşursam buna ulaşmaya çalışıyorum ama henüz amatörüm ayrıca, performans düzeninin belirlediği bir kültür-sanat ortamı olmasaydı, daha iyi şartlarda daha iyisi olabilirdi diye de düşünmeden edemiyorum. Son sorunuz hakkında bir şey söyleyecek yetkinlikte olduğumu düşünmüyorum, söylediğim gibi tek bir yöntem yok çünkü.

- En sevdiğim kitap Çürümenin Kitabı. Tabii ki en sevdiğim yazan da Cioran. Bu öyle bir sevmek ki, çoğu zaman tekrar tekrar onu anlatma ve yazma isteği doğuruyor. Profesyonel metinler yazanlar bile bu duyguya kapılır sanırım. Bu denli kalbinizle, aklınızla bağlandığınız yazarlar var mı? Yazdığınız diğer metinlere etki ediyor mu? Bu etkiye mani olmak gerekir mi? Peki nasıl?

Çok fazla yazar ve düşünür var etkilendiğim, yolumu açtığını düşündüğüm o nedenle bir isme indiremedim şu an. Ama şunu söyleyebilirim, yazdığım metinlere etki eden çok fazla başka metin var zaten onlar ben daha metni okurken kafamın içinde konuşmaya başlıyorlar. Bu etkiye mani olmak gerekmez fikrimce, tam tersine ne kadar metinle diyalog kurabiliyorsa ortaya o kadar çoklu bir düşünme çıkar, disiplinler arası bakmanın önemli olduğunu düşünüyorum bu anlamda.

- Yaptığımız işlerden söz etmek kendimizden söz etmek gibi bir şey sanırım. Pek öyle değildir de aslında. Şaha kalkmış bir metnin arkasında hiç tahayyül edemeyecekleri insanlarla da karşılaşabilir okur. Ben öyleyim, siz de öyle ve diğerleri de. Hayatlarımız ya da kim olduğumuz bazen yaptığımız işlerin, yazdığımız metinlerin altında kalır. Hani çok popüler bir yazarın telefonunu kapatınca birden kimsesizleşmesi ya da tam tersi. Yani desem ki, Hayalinizdeki işi mi yapıyorsunuz?'un yanıtı ne olurdu?

Başka bir iş yapıyor olsam da sanırım okurluk her zaman yaşamının ortasında dururdu, yazı da öyle. Entelektüel emeğin neredeyse karşılıksız olduğu bir ortamda tüm zorluklarına ve tüketen yanına rağmen başka bir iş yapamayacağının, mesela asla bir devlet kurumunda belli saatlerde bir ofiste çalışamayacağının da farkında biri olarak, yapabileceğimin en iyisini bu olurdu sanırım.

- Sesleri ve kelimeleri bir arada ve bazen ayrı ayrı da çok önemserim. Bir fabrika ortamı gibi gelir bana, bütün seslerin birbirine karıştığı yerler. İnsanı daha yaratıcı ve bilincini daha genişleşiyor sanki. Böylece her şeyi görüyor, böylece her şeyi duyuyor gibi oluyorum. Sanki! Kitap okurken ya da bir kitap üzerine eğilmiş çalışırken müzik dinleyenlerden misiniz? En sık ve sürekli ne tür müzikler dinlersiniz ya da kimi? 

Çalışırken müzik dinleyemiyorum maalesef odaklanmak için sıfır sessizlik arayanlardanım. Aslında ruh halime göre her tür müziği dinleyebiliyorum. Rock, klasik, etnik, blues, caz… Özel birkaç isim eklemek gerekirse, Zeki Müren, Doors, Led Zeppelin, Édith Piaf, Bulutsuzluk Özlemi 

- Çok etkilenip çok beğendiğim halde yazmadığım ve yazmayacağım bir tek yazar var. Yazmama nedenim elbette onu kimseyle paylaşamayacak kadar önemsiyor olmamla ilgili. Çok saçma gelecek ama sanki o yazanı yazarsam yağmaya açılacak. Hiç böyle yaklaştığınız bir yazar (kim olduğunu yazmanız gerekmiyor) oldu mu?  

Evet var birkaç yazar, adı bende olan. Bu da garip bu çağda ama var.

- Sanırım insan olarak şu evrende bir tek şeye seviniyorum; konuşacak bir insan, okuyacak bir kitap bulmuş olmaya. Benimle konuştuğunuz için teşekkür ederim. İyi ki kitaplar var!

Ben teşekkür ederim, söyleşi öneriniz için ve sorularınız için.

Yazarın Diğer Yazıları

Bazı şairler, kitaplara girmemiş şiirler gibisiniz: Sami Bey, şimdi nerelerdesiniz?

Herkes kendi derinliğini kendi doldurur, kendiyle doldurur tabii ama Sami Baydar'ın çocukluğu da ilk gençliği de ve son günleri de yoksullukla doludur. Onun derinliğini yaratan da dolduran da bizim bilmediğimiz, bildiklerimizin yetersiz kalacağı derece ciddi bir yoksulluk ve onun getirdiği bir yalnızlıkla doludur. Hakkında yazılmış hiçbir makalede buna değinilmemiştir

Bir tahlil değil, bir hatıra: Ne güzel şarkıdır Destina

Kelimelerin de elbette bir ruhu var, dizelerin içinden bazen fışkıran bu sesler gaipten gelen sesler değiller. Yaşamışız, insanız ve o sesleri yaşatan geçmişe dayanır insanlığımız. Burası, yaza okuya sonunda insanın varacağı yer. Aşk acısı gibi değildir, o da deler ama geçer gider. Retoriğe sığmayan dünya sancısının bir formudur şiir

Yorgun genç şairler, üzülmeyin: "Elimize değen ölür"

Hiçbir şeyi, şiirin teknik hiçbir dayanağının olmadığını, içimize yerleşmiş bir konuşma ihtiyacının ürünü olduğunu öğrendiğim kadar hızlı öğrenmedim