24 Kasım 2011

Yetmez Ama İyi...

Düzenli Tırmık okurları bilir, Anayasa referandumunda ben “yetmez...


Düzenli Tırmık okurları bilir, Anayasa referandumunda ben “yetmez ama...” filan demedim; parantez marantez açmadan, harbiden “Evet” dedim.
AKP’nin kravatlı mollalarından demokrasiye ilkesel bir bağlılık filan beklediğim yoktu ve yok. Onlar kendi siyasal çıkarlarına uygun adımlar atarlar ve bu adımlar bazan demokratik taleplerle az ya da çok örtüşebilir.
Örneğin ordu onların siyasi görüşleriyle tam uyum içinde olaydı devletteki askeri vesayete itiraz etmeyi akıllarından bile geçirmezlerdi ve geçirmezler. Ama öyle değildi. O yüzden askeri vesayeti kırmak için, arada hukuku da kırıp dökmek pahasına kolları sıvadılar ve bu adım(lar) Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki çok belirleyici bir engelin büyük ölçüde etkisizleşmesine yol açtı. Yani iyi oldu.
Keza Anayasa değişikliği sırasında öngördükleri değişikliklerden bazıları yargı erkine egemen olan ideolojik saplantılı, tutucu (gerici değil tutucu) kurumlarıın dağıtılabilmesine olanak sağlıyordu. Örneğin Anayasa değişiklikleri arasında HSYK denen kurumu, örneğin HSYK ile Yargıtay arasında kurulmuş “Ben sana, sen bana” diye tanımlanabilecek “kast” ilişkisini çatlatabilecek düzenlemeleri referandum paketine kattılar. Bunda kendi siyasal partilerini kapatan kurumları etkisizleştirmek hesabı vardı. Ama yeni düzenleme HSYK, dolayısıyla Yargıtay üyelerini yargıç ve savcıların oyları ile oluşturma olanağı sunan ve eski uygulamaya göre çok daha demokratik bir adımdı. Yargıç ve savcılar oylarını bugünkü berbat HSYK’yı ve dolayısıyla Yargıtay kadrolarını oluşturacak yönde oy kullandılar. Yani HSYK ve yeni Yargıtay yapısını Anayasa değişikliği değil, o Anayasa değişikliğinin sağladığı demokratik olanağı, fırsatı böyle kullanan savcı ve yargıçların oyları belirledi. Bize de yargıç ve savcıların oylarını demokrasiye hizmet edecek bir bilinçle kullanacakları bir Türkiye için mücadeleye devam etmek kaldı. 
Keza Anayasa değişikliği  12 Eylül darbesinin suçlularının yargıç karşısına çıkarılabilmesinin önünü açıyordu. Şimdi Anayasanın tanıdığı bu olanağı ete kemiğe büründürmek, Cuntanın beş generalini ve sıkıyönetim komutanlarını, dönemin bakanlar kurulu üyelerini, hapishane müdürlerini, işkencecilerini yargıç karşısına dikecek bir mücadeleye daha güvenle ve sonuç alınabilirliğinden doğan güçle sarılma günlerindeyiz. 
Bunlar benim tercihlerimdi. Doğru yaptığıma inanıyordum ve inanıyorum.
AKP’den ne ilkeli bir demokrat tavır beklentim vardı ve var ne de demokrasiye yararlı olduğunu düşündüğüm bir adımı AKP attı diye ille de reddetme gibi bir niyetim ve önyargım vardı ve var... 
*    *    *
Tıpkı bugün olduğu gibi.
Bugün Başbakan Erdoğan Dersim konusunda “Eğer Devlet adına özür dilenecekse ben özür dilerim ve diliyorum” dedi.
Biliyorum, Erdoğan bu sözleri büyük ölçüde Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi köşeye sıkıştırmak hesabıyla söyledi. CHP içinde patlak veren “Dersim çatlağı”nı derinleştirmek istiyor. 
Ama bu “Devlet adına özür diliyorum” cümlesinin, Doğan Akın’ın bugünkü analizinde isabetle belirttiği gibi “tarihi” bir adım olması gerçeğini değiştirmiyor. Akın’ın cümlesiyle söyleyelim: “...Erdoğan, devlet terörü konusunda devlet adına özür dileyen ilk Başbakan olarak tarihe önemli bir kayıt düşmüş bulunuyor...”
Tabii Başbakan’ın özür dilediği andan bir kaç saat önce T24’de yayınlanan (dünkü) yazısında “AKP de Dersim’le yüzleşemez” diyen Oya Baydar’ın da en azından bir iki günlüğüne  o çok sevdiği mor hırkasını giyip mor şalını boynuna dolaması gerekecek... 
Ama ben mor hırkalı, mor şallı Oya Baydar’ın aynı yazıdaki şu cümlesinin de altının çok çok kalın çizilmesi gerektiği kanısındayım:
“...Dün bugündür, bugün ise yarın... Bugün dünle yüzleşmeye cesaret edemezsek, yarın gelecek kuşaklar bugünü yargılayacaklar...”
Bu sözler öncelikle ve özellikle Tayyip Erdoğan’ın  kulağına küpe olmalı. Çünkü yarın bir başka başbakan, kürsüye çıkıp “2011 yılında bu ülkenin yurttaşı Kürtlere karşı barışı değil savaşı seçen, çözümü  şiddette arayan devlet adına Kürtlerden özür diliyorum” demek zorunda kalacak...
*    *    *
Şimdi yazının başlığına dönelim. Başbakan Erdoğan’ın devlet adına Dersimlilerden özür dilemesi önemlidir, tarihi bir siyasal tutumdur. Yakın geçmişimizin  sayıları hiç de az olmayan kara günlerinin, kanlı günlerinin özgürce ve korkusuzca tartışabilmesine katkı sağlamıştır; o geçmişle cesaretle yüzleşebilmenin önünü biraz daha açmıştır. 
İyidir.
Yetmez ama iyidir...


Yazarın Diğer Yazıları

HDP’nin 25 yıllık sorusu ve sorunu: Türkiyelileşmek…

HDP enerjisinin hemen tümünü salt Kürt sorununda yoğunlaştıracaksa, Kürt siyasal hareketinin talepleriyle sınırlı bir zeminde yürütecekse, "Türkiyelileşme" terimi iyi niyetli ama nafile bir çabanın dile getirilmesi olur

Birkaç "tane" şehit varmış

İnsanlar ve öteki canlılar "tane" ile ölçülmez. Hele ölüme yollanmış gencecik insanlardan "üç beş tane armut, beş altı tane kestane" der gibi söz edilmez

Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır…

Kıbrıs sorunu şu anda yeryüzünün en eski sorunu. Artık ondan "Kıbrıs düğümü" diye değil, "Kıbrıs kördüğümü" diye söz ediliyor