02 Ekim 2009

Tehlikeli Bir Yazı

Tehlike yazı için değil, yazar için geçerli. Çünkü bıçak sırtı bir konuda kalem oynatmaya niyetliyim...

Başlığa bakıp yazının içinde tehlikeli bölüm aramayın. Tehlike yazı için değil, yazar için geçerli. Çünkü bıçak sırtı bir konuda kalem oynatmaya niyetliyim. Bahanesi ya da vesilesi de Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in bir cümlesi.
Hatırlayacaksınız, AKP hükümeti bir süredir cumhurbaşkanının seçimi üstüne yeni yasal düzenleme hazırlığı yapıyor. Onların yorumuna göre, ki bana da doğru geliyor, Abdullah Gül’ün görev süresi 2012’de sona eriyor. AKP o seçimde yeni cumhurbaşkanını bugüne kadar olduğu gibi TBMM’nin değil, doğrudan halkın seçmesinden yana.
Deniz Baykal bu eğilime karşı çıktı. "Cumhurbaşkanını yeniden meclis seçsin" dedi. Başbakan Yardımcısı ve  Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek anında yanıtladı: "Halk cumhurbaşkanını bizden daha iyi seçer". Bizden dediği Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki milletvekilleri...
Cumhurbaşkanını TBMM mi seçsin, doğrudan halk mı seçsin tartışmasına girmeye niyetim yok.
Ama Cemil Çiçek’in cümlesini tartışmakta yarar var. Yani "Halk cumhurbaşkanını bizden daha iyi seçer" cümlesini.
Sahiden öyle midir ? Halk daha iyi mi seçer ?
*    *    *
Popülizm siyasal terminolojide çoğu kez ve yanlış olarak “Halkçılık” diye çevrilir. Bence Türkçe'de cuk oturan karşılığı “halk dalkavukluğu“dur.
Solcular da özellikle sosyal demokratlar da sık sık popülizme kapıldılar, kapılıyorlar. Ecevit çizgisi bunun en bilinen örneği.
Sağda konuşlanmış DP, AP, DYP, AKP gibi partilerin çizgisi ise sadece benimsemekle kalmıyor, popülizmi çoğu kez toplumdaki değer yargılarını ileriye doğru değiştirecek eğilim ve akımlara karşı bir silah olarak kullanıyor.
Siyasetin tepelerinde de, daha alt basamaklarında da popülizm şemsiyesinin ardına geçip bir dizi rezalete imza koyan az kişi ya da örgüt tanımadık. İtiraz ya da muhalefet edenlere döner “Halk beni (bizi) seçti. Demek ki yaptıklarımızı halk onaylıyor. Size şey yemek düşer” demeye getirirler.
Bu bazen başbakandır; bazen bir belediye başkanı...
Bunun tersi de bir başka türlü popülizmdir. Sözü uzatmamak için - çarpıcı - bir örnekle yetineceğim. Tek parti döneminde CHP’nin belli başlı sloganlarından biri aynen şöyleydi: Halk için, halk adına, halka rağmen...

Böyle bir slogana sarılarak her türlü antidemokratik adımı atar, özgürlüklerin canına okuyabilir, toplum mühendisliğini en saçma noktalara kadar uzandırabilirsiniz. Buna kanıt olabilecek bir dizi örneğini saymama gerek var mı?
*    *    *
Yaşamın hemen her alanında, siyasette, kültürde, yaşam tarzında iki kampa ayrışmış Türkiye toplumunda  kimileri “Halk neylerse güzel eyler” demekte, kimileri “Halk 1950’den beri hep yanlışı seçiyor. O yüzden, halk için, halk adına, halka rağmen” mavalına sarılıp yürümekteler.
Medyanın “haber alma, dünyada ve ülkede olup bitenleri iletme” işlevinin çok ötelerine savruluduğu, demokrasinin sandıktan çıkan oylara, yani kelle sayısına indigendiği bir toplumda, seçimden zaferle çıkanlar “Halk bizi seçti. Öyleyse biz ne yaparsak halkın, milletin iradesini tecelli ettirmiş oluruz”  diye şişinmekte ve bildiklerini okumaya devam etmekteler.
Sandıktan çıkamayanlarsa “Ne olmuş çoğunluk oylarını aldınızsa. Hitler de halkın büyük çoğunluğunun oylarını alarak iş başına gelmedi mi” diye sormakta, bu hasta mantığı demokrasi dışı yollar aramanın mazereti yapmaktalar...
*    *    *
Sanıyorum bozukluk demokrasinin bu kadar sığ ve bu kadar hasta bir düzeye indirgenmesinde yatıyor.
Sanki sadece iki seçenek varmış gibi önümüze iki yol konuyor: Ya popülizm sapkınlığına boyun eğmemiz, “N’apalım demokrasinin sonuçları böyle. Demokrasiden yanaysak sonuçlarına da katlanacağız” dememiz isteniyor...
Ya da  “Halkımız henüz demokrasiyi  sindirecek bilinç düzeyi ve olgunluğunda değil” fetvalarına kapılıp demokrasi dışı yollarda çözüm arama sapkınlığına savrulmamız isteniyor...
Peki bu iki sapa yoldan birini seçmek zorunda mıyız ?
Deveye sormuşlar: İnişi mi seversin, yokuşu mu ?
Deve ters ters bakıp cevaplamış: Düz yola gözün kör mü?
O hesapça demokrasinin sınırlarından zinhar çıkmadan ve fakat popülizm bataklığına da saplanmadan yol almak mümkün değil mi ?
Bence mümkün...
Ama yer bitti. Pazartesi kaldığımız yerden devam edelim e mi ?

Yazarın Diğer Yazıları

Büyük bir dava: Büyükada davası

Şimdiden iddia ediyorum. Büyükada davası iddianamesi ileride hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak. Öğretmenleri öğrencilere "Eğer savcı olursanız aman ha, sakın ola ki böyle saçma bir iddianame yazmayın. Hele hele sakın niyet okumalar üstüne kurulmuş bir iddianamenin altına imza atmayın" diyecek… Genç hukuk öğrencileri iddianameyi okuyunca hocalarına hak verecekler…

İki tane patates, iki tane kabak, "iki tane bayan" milletvekili

Tane meselesine gelince… Gelmeyeyim daha iyi. Canlılar için hele hele insanlar için "tane" denemeyeceğini bu yaşta öğrenemeyenler bundan sonra da zor öğrenirler

Zorbalık hukuku

Büyükada davası kararı AKP yargısının hukuku bir zorbalık aygıtına dönüştürmesinin somut kanıtıdır