27 Kasım 2009

Tehlikeli Bir Bayram Yazısı

İstanbul caddelerinden birinde kocaman bir bez döviz asılmış, 'Kurban Müslümanları Allah’a yaklaştırır' yazıyor.

Hani TV tartışmalarında sık sık duyarız, tartışmacılar “Farklı düşünenlere elbette saygım var ama...” diye başlayan cümleler kurarlar. Hele güncel siyaset konuşuluyorsa, özellikle laikliği tutkuyla savunanlardan gelen “Dinsel inançlara, dinini yaşamak isteyenlere elbette saygılıyım ama...” cümlelerine de sık tanık oluruz. Keza güçlü dinsel inançlara sahip tartışmacılardan da “Farklı dinlere de saygılıyım. Hepimiz aynı tanrıya inanıyoruz; hepimizin tanrısı bir...” gibi cümlelerini  duymuşluğumuz var...
Ama ben bugüne kadar ister laisizmi savunanların, ister dinsel değerlere ağırlık tanıyanların ağzından  “İnanmayanlara, ateistlere de saygım var...” gibisinden bir cümle duymadım.
Siz duydunuz mu?
*    *    *
Bu giriş paragrafları “Bir de inanmayanlara saygı” gösterilmesi, onların da düşünce ve tercihlerini açıkça ifade etme özgürlüklerine hoşgörü ile yaklaşılması için bir uyarı yapmak üzere yazıldı...
Çünkü “kurban bayramı”nın kurban bölümü üstünde durulacak ve inananların pek de hoşuna gitmeyecek; laisizimi savunanların ise nedense dile getirmekten hemen hep kaçındıkları sorular sorulacak.
Var mısınız?
Öyleyse buyrun.
*    *    *
İstanbul caddelerinden birinde kocaman bir bez döviz asılmış, “Kurban Müslümanları Allah’a yaklaştırır” yazıyor.
Sahiden öyle midir acaba ?
Kurban bir Müslüman geleneği midir; Müslümanlara özgü bir Tanrı buyruğu mudur?
Tamam, kurban kesme İslamın buyruklarından biri. Neden böyle bir kural getirildiğini kim, nasıl açıklar bilemem. Ama bildiğim, kurban kesmenin İslamiyetten çok, ama çok öncelere dayanan bir adet, bir toplumsal “ritüel” olduğu. Milattan yüzlerce değil binlerce yıl öncesine dayanıyor. Üstelik başlangıçta kurban edilen insan. Amaç(lar) bütün ilkel kavimlerde değişmiyor: Tanrıların (ya da tanrının) gazabından kurtulmak; tanrıların (ya da tanrının) gönlünü hoş edip kavmi, kabileyi, klanı kötülüklerden korumak; avın bereketli geçmesini, hasadın bol olmasını sağlamak. Hasat bol ya da av bereketli geçmişse bu kez de tanrıya (ya da tanrılara) şükranlarını göstermek üzere yine kurban kesilirdi ve başlangıçta kurban hep insandı. Bazan kabilenin en güzel kızı, bazan yeni doğmuş bir bebek, bazan kralın en güçlü savaşçısı...
Güney Amerikanın Maya, Aztek, İnka kavimlerinde de bu gelenek vardı; İsa’dan önce üç binli yıllara uzanan Mısır uygarlığında da, Mezopotomya kavimlerinde de, Anadolu’da da, Uzak Asya’nın Çin’inde de, Güney Asya’nın Hindistanında da, Arap yarımadasında da...
İnsanlığın kurbanı “insan”dan hayvana aktarmasının tarihi, kurban geleneğine göre epey yeni... Nitekim İslam inancında, Tanrının, İsmail peygamberin canını bağışlayıp yerine bir koç kabul ettiği yer alır...
Peki İsa’nın doğumunun üstünden 2009, Muhammed’in doğumunun üstünden 1439 yıl geçmişken, Müslümanların hâlâ “kan kültürü”nün egemen olduğu ilkel kavimlerin geleneklerini yaşatması gerekiyor mu?
Bu konuda karar verecek olan ne benim ne de benim gibiler.
Ama Müslümanların hiç olmazsa bu bağlamda bir “dinsel reform” gerçekleştirmeleri için zaman yeterince olgunlaşmış değil mi ?
*    *    *
Hepinize iyi ve kurbansız, kansız bir bayram dilerim...

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim