24 Aralık 2013

Takke kaydı, cila döküldü

Yarın bir gün, bir seçim akşamı yine balkona çıkıp, o ucuz edebiyat kokan bir dille dostluktan, kardeşlikten, herkesi kucaklamaktan; Türkü, Kürdü bağrına basmaktan söz ederse bencileyin bu laflara karnı tok olanları geçin, kendisine şu ya da bu sebeple bağlılık yemini edenleri bile inandırabilecek midir?

“Öfke baldan tatlıdır” demiş atalarımız.

Öfkelendiğim çok oldu. Hele bu günlerde çok çok çok… Ama bir bal tadı almış filan değilim.

Tersine içimizdeki bastırılmış duygular açığa çıkıyor; uygar kişi olma yolunda edindiğimiz tavırlar, duruşlar, tutumlar, davranışlar alt üst oluyor.

Hele öfke dizginlenemeyecek kadar taşkınsa içimizdeki gizli ben ve belki de gerçek ben kabak gibi ortaya çıkıveriyor.

Kendi adıma konuşayım: Direksiyon başındayken İstanbul trafiğinde işlediğim “sanal cinayetler”in haddi hesabı yok.

Üstelik bu “sanal cinayetler”i acısız, kısa ve kesin bir ölümle değil, işkence sınırına yaklaşarak işledim, işliyorum, daha da işleyecek gibiyim.

Öfke yatıştıktan sonra da kendimden utandığım, bazen kendimden ürktüğüm çok oldu, oluyor.

Ama benim öfkem bana “sanal ayıplar” işletiyor. Aslında ve sonuçta kimseye zararım dokunmuyor.

Oysa kimilerinin öfkesi bu kadar masum olmuyor. Olamaz da…

AKP’den, Cemaat’tan söz etmiyorum.

Ama Fethullah Gülen’den ve Tayyip Erdoğan’dan söz edeceğim.

Her ikisinin de öfkeleri ürkütücü ve dizgenlenemezlik sınırında…

O yüzden yazının başlığını “Takke kaydı – Cila döküldü” koydum.

Doğru başlık seçtiğime eminim.

Buyrun.

*    *    *

Cemaat’ın “Hocaefendi”sini hatırlayın. Çoğu kez boynu hafiften bükülmüş, sesi sakin ve mahzun, araya bol bol Arapça kelimeler yerleştirerek ama sonuçta “Onlar sana kötülük yapsa bile sen onlara iyilik yap” gibi öğütler veren “Hocaefendi”yi…

Bir de son günlerde tıklanma rekorları kıran “Beddua” görüntülerini izleyin. Şimdiye kadar görmediyseniz Youtube size yardımcı olsun. Yaklaşık 1690 “Gülen’den beddua videosu” bulacaksınız. Dalga geçen, sarakaya alan, mizah bulamacıyla renklendirilenleri geçin; beddua videosunun “orijinal”ini seçin.

Beş dakikadan fazla süren videodaki, kayan tığ örgüsü namaz takkesine, benzer takkeler kuşanmış mürid ya da öğrencilerinin “Amin” çekişlerine filan takılmayın.

Ama çok sakin başlayan konuşmasında gitgide tırmanan sesine, gözlerinde çakan şimşeklere, yüzünden fışkıran nefrete ve dizginlenemez öfkeye dikkat kesilin. Beddua’daki “Yerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın, dirliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın , önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin…” vurgularını değerlendirin.

Oysa o sakin konuşmaya “Şimdiye kadar demedim” diye başlamıştı ve gözlerinden şimşekler çakarak, yüzünden nefret akarak, takkesi kayarak yağıp gürledikten sonra itiraf etti:

- Şimdiye kadar demediğimi dedim…

Gülen’e gönülden bağlanmış genç yaşlı epey kişi tanıyorum. Kimileriyle dostluğum var. Sözüm onlaradır, sorum onlaradır:

- Hangi Fethullah Gülen, gerçek Fethullah Gülen’dir?

Bir soru daha:

- Fethullah Gülen bundan sonra herhangi  bir Pennsylvania vaazında tığ örgüsü namaz takkesini kuşanır, boynunu büker, sesini alabildiğine yumuşatır ve en kötülere bile iyilikler dilerse inandırıcı olabilecek midir ?

Zor…

*    *    *

Gelelim ötekine…

“Ananı da al git… Ulan o gün hepiniz oradaydınız… Hayatınızda bir yere bir tane ağaç diktiniz mi be” gibi “Dili sürçtü, çocukluğuna hatırladı” diyebileceğimiz incilerini geçelim.

Ama “Gezi direnişi günlerini” geçmeyelim.

Kendisine, onun doğru bellediklerine, gerekli bulduklarına, yenecek içeceklerden, doğrulacak çocuk sayısına, yaşam tarzına kadar yaşamın her alanındaki dayatmalarına birilerinin “hayır” diyebileceğine, üstelik bunu TOMA suyu, biber gazına bulansalar da inatla, korkmadan yineleyebileceklerine hiç ihtimal vermemişti ve gerçek olanca çıplaklığı ve mizahla beslenen acımasızlığı ile karşısına dikilmişti.

Öfkeden boğulurcasına, gözlerinde ürkütücü kıvılcımlarla, yüzünde ölümcül bir nefretle konuşmalarını hatırlayın.

O öfkeyi böylesine dizginsiz kılan neydi?

Bence hiç beklemediği bir zamanlamada ve hiç beklemediği kesimlerden (“Gezi çocukları”ndan söz ediyorum) gelen itirazla birden bire cilasının dökülüverdiğini,  kendini en güçlü sandığı anda güçsüzlüğünün yüzüne çarpıldığını gördü…

Bugünlerde bir benzerini yaşıyoruz. Karadeniz gezisi boyunca “İnlerine inmek…  Yok etmek” ten söz etmek; yabancı devlet elçilerini persona non grata (=istenmeyen kişi) ilan edebileceğini haykırmak; yedi düvele meydan okumak; daha dün Washington’da Obama ile yan yana dikilip gülücükler saçarken şimdi parmağını oraya uzatıp asla gerçekleştiremeyeceği tehditler savurmak; yolsuzluğa batmış, rüşvete boğulmuş takımından hesap sorulmak istenmesinden çılgına dönmek…

Şimdi soralım:

Yarın bir gün, bir seçim akşamı yine balkona çıkıp, o ucuz edebiyat kokan bir dille dostluktan, kardeşlikten, herkesi kucaklamaktan; Türkü, Kürdü bağrına basmaktan söz ederse bencileyin bu laflara karnı tok olanları geçin, kendisine şu ya da bu sebeple bağlılık yemini edenleri bile inandırabilecek midir?

Zor…

Dedim ya takke kaydı, cila döküldü.

Yazarın Diğer Yazıları

Hepsinin ortak korkusu: Kitlesel eylemler

Tarih harekete geçen kitleleri hiçbir gücün durduramayacağının kanıtlarıyla dolu. Ya iktidarlar devriliyor ya da kendilerine çeki düzen vermek; kitlelerin talepleri doğrultusunda geri adımlar atmak; tükürdüklerini yalamak zorunda kalıyorlar

Yumurtasız omlet, HDP’siz ittifak

Aritmetik can da sıksa, milliyetçi yargı ve önyargıları da zedelese o soğuk gerçeği ortaya koyuyor: HDP’nin içinde yer almadığı ya da dışında bile kalsa desteklemeyeceği bir ittifak seçim kazanamaz…

Fahrettin Altun diye biri, tatara titiri

Ali Babacan’ın söylediklerine resmi cevap, resmi olarak siyasetçi değil, bir devlet memuru olan Fahrettin Altun’dan geldi. Ama ne cevap… Ama ne mantık…