29 Nisan 2014

Seçenek yoksa yaratılır

Cumhuriyet tarihinde ilk kez cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçilecek. İyi mi, kötü mü?

Cumhuriyet tarihinde ilk kez cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçilecek.

İyi mi, kötü mü?

Demokrasi temsili olmaktan, doğrudan katılıma ne kadar evrilirse o kadar iyidir.

Hele bugüne kadar olduğu gibi cumhurbaşkanlarını parti liderlerinin saptayıp, halka “Bizim partinin milletvekilleri bunlar, Meclis’te senin temsilcilerin diye adlandırılacaklar ve senin adına karar verecekler. Verin oylarınızı” dedikleri temsili demokrasi karikatürlerinde cumhurbaşkanını temsilciler yerine doğrudan halkın seçmesi iyiden de iyidir.

İyi seçer, kötü seçer, ama sonunda halk seçer. Demokrasi de zaten budur. Daha iyisi icat edilene kadar da demokrasi, rejimlerin en az kötü olanıdır.

Umarım mutabıkızdır…

Değilsek daha iyisini söyleyin de öğrenelim…

*    *    *

Cumhurbaşkanı adayı için en az yirmi milletvekilinin birini önermesi gerekiyor. Bunun pratik anlamı parlamentoda grubu bulunan partilerin gösterecekleri adaylar arasında bir seçim yapılacağıdır.

Bu demokrasiyi topal kılacak bir kural. Seçeceklerimizi niye en az yirmi milletvekili belirleyecek ve pratikte niye Meclis’teki dört partinin adayları arasından birini seçmek zorunda kalıyoruz ?

Demokrasi mücadelesinin hedeflerinden birinin de bu kusurun aşılması, bu demokrasiyle  uyumsuz kuralın kalkması olduğunu not edelim ve geçelim.

*    *    *

Evet, Meclis’ten önümüzdeki 40 gün içinde dört cumhurbaşkanı adayı çıkacak. Ağustosta bu dört aday için oy kullanacağız. İlk turda adaylardan hiçbiri seçmenlerin yüzde 51’nin oyunu alamazsa yine Ağustos ayında ikinci kez sandık başına gidilecek ve ilk turda en çok oy alan iki adaydan biri için oy kullanmamız istenecek.

Halkı temsil ettikleri varsayılan milletvekillerinin belirlediği iki adaydan biri…

Hangisini seçeceğiz ve niye?

Oy verirken ölçümüz ne olacak?

Meselâ yazı tura mı atacağız?

Meselâ AKP’nin adayı olmasın da kim olursa olsun mu diyeceğiz?

Meselâ CHP’nin adayına oy vermem diyenlerle aynı safta mı buluşacağız?

Veba ile kolera arasında bir tercih yapmaya zorlanmamız olasılığı çok mu düşük?

Karpuz sergisinde karpuz seçmiyoruz, en az bir dönem, bu ülkede devletin en tepesine oturacak cumhurbaşkanı seçiyoruz. Unutmayalım ki bugüne kadar olduğu gibi sembolik, yetkileri pek sınırlı, daha çok protokol görevleri olan biri değil, halkoyuyla seçildiği için ister istemez siyasal gücü ve etkisi artmış bir cumhurbaşkanı olacak.

AKP’nin adayı tartışılıyor. Recep Tayyip Erdoğan mı, Abdullah Gül mü, yoksa sihirbazın şapkadan çıkardığı tavşan gibi hiç beklemediğimiz biri mi aday olacak belli değil.

CHP, MHP ve HDP’nin ise aday adayları bile belli değil.

Üstelik yaygın bir kanı, bir önkabul var. İlk turda her parti adayını çıkaracak, seçmenler de siyasal olarak yakın buldukları partinin adaylarına oy verecekler. Sonra aday sayısı ikiye inecek. Eh, son seçimde aldığı oyları hesaba katarsak AKP’nin adayı ikinci turda seçilecek.

Üstelik bu önkabulü sadece AKP borazanları söylemiyor; muhalefet partilerinin saflarında bile bu teslim olmayı baştan kabullenmiş bir “ ruh hali” açıkça gözleniyor.

*    *    *

Yani uğraşmaya, çabalamaya gerek yok.

Yok mu gerçekten?

Başka seçenek yok mu?

Şu an için başka bir seçenek yoksa gönül rahatlığıyla oy vereceğimiz bir seçenek yaratılamaz mı ?

Kendi adıma, yurttaş Aydın Engin olarak bize dayatılan  “Ya bunu, ya öbürünü seçeceksin” seçeneğine teslim olmayı reddediyorum. Çünkü önümüze konan bir seçenek değil seçeneksizliktir.

Kaderci bir pısırıklıkla boynumu bükmeye ve seçenek gibi görünen seçeneksizliğe itirazım var.

Seçenek yoksa seçenek yaratılabileceğini savunuyorum.

Yalnız olmadığımı ve az olmadığımı düşünüyorum.

Yanılıyor muyum?