07 Mart 2020

Öncelik hangisinde: İdlib, sığınmacılar, Odatv?

Bu bir ilk. Haber yayımlayan bütün medyaya, bütün habercilere yönelik bir gözdağı

Yazı konusu seçmekte zorlandım da sizlere danışıyor filan değilim. Sorum bütün demokratlara, özgürlük savunucularına, hukukun üstünlüğü için çaba göstermeye kararlı olanlara, dahası ülkede ve dünyada olup bitenlerle ilgili haber alma hakkını yitirmemek isteyenlere...

Benim cevabım belli: Odatv.

Evet, İdlib’de olup bitenler ve Moskova doruk toplantısından sonra "olacak bitecekler" önemli. Hem de yakıcı önemli. Bir yabancı ülke toprağında savaşa yollanıp can veren gencecik delikanlılardan bizlere artık "şehit" haberi gelmeyecek mi, yoksa birkaç günlük "mola"dan sonra yeniden mi başlayacak? Türkiye hem "terörist" ilan edip hem sırtını okşadığı HTŞ cihatçı çeteleri ile bağını tümüyle koparacak mı? "Milli Özgür Suriye Ordusu" denen çapul sabıkaları pek kabarık, çeteleşmiş savaşçıları meşru bir güç olarak kabul etmeye devam edecek mi?

Bütün bu sorular önümüzdeki günlerde cevap bekliyor ve cevabın sonuçları İdlib’in geleceğini de belirleyecek.

Ama yine de önceliğimiz Odatv olmalı.

Evet, Yunanistan sınırında yaşanan trajedi, işlenen insanlık suçları önemli; asla gözardı edilemeyecek kadar önemli. Yunanistan sınır kapısına dayananların çok azının (yüzde 5 deniyor) Suriyeli oluşu, ağırlığı Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Tacikistan’dan gelip, Türkiye’ye illegal yollardan girip şimdi de Avrupa’ya, özellikle Almanya’ya ve İskandinav ülkelerine geçmeye çabalamaları sınır boyundaki insanlık suçunu ortadan kaldırmıyor.

Kimileri "Abi, Avrupalı düzenini kurmuş, refaha ulaşmış, şimdi bu kadar sığınmacıyı niye alıp beslesin ki" diye ahkâm kesip, akıl verip, ayıp edebilir.

Unutmayalım ki Avrupa Birliği’ndeki tüm ülkelerin altında imzası bulunan "1951 Cenevre Konvansiyonu" kimseye, yani Yunanistan’a da açık kapı, kaçamak yol bırakmıyor. Bir AB ülkesi, sınırına gelip "Ben iltica etmek istiyorum" diyen herkese, ırkı, kökeni, dili, dini ne olursa olsun herkese kapıyı açmak zorunda. Ardından sahiden iltica etmesini gerektirecek koşullar olup olmadığına bakılacak. Koşullar yerine geliyorsa mülteci statüsü kazanacak, yoksa geldiği ülkeye sınır dışı edilecek. Bu kadar açık seçik. Öyle sınır boyuna asker, polis dizip, gaz bombası, dikenli tel, demir barikatlarla iltica için gelenlerin başvurusunu önlemek AB üyesi olmanın ilkelerini reddetmek demektir.

O yüzden Yunanistan sınırana dayanmış, iltica hakkı bekleyenler konusu yakıcıdır, önemlidir.

Ama yine de önceliğimiz Odatv olmalı.

* * *

Olası itirazları tahmin edebiliyorum.

Kimileri siyasal ve ideolojik bağlamda Odatv’nin çizgisine beğenmeyebilir, hatta tam tersini savunuyor olabilir.

Kimileri Odatv’nin gazetecilik anlayışı ile mutabık olmayabilir…

Kimileri bunca gazeteci içerdeyken, bunca gazeteci hüküm giymişken, kaç gün süreceği belli olamayan bir tutuklamayı bu kadar abartmamak gerektiğini ileri sürebilir…

Bütün bunlar önceliği Odatv’ye vermemiz gereğini ortadan kaldırmaz.

Neyle suçlanıyor Odatv?

Gülmeyin ya da sövmeyin: Odatv’nin Libya’da görev yaparken şehit düşen bir istihbarat çalışanının kimliğini açık etme suçu işlediği ileri sürülüyor. Bu sebeple haberi yapan haberci, haberi kullanan haber müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni tutuklandı.

Peki, Kaşif Kozinoğlu adı size bir şey anlatıyor mu? MİT’te üst düzey yöneticiydi, o da asker kökenliydi ve Zekeriya Öz’gillerin sorgularından sonra Silivri Cezaevi'ne konmuştu. Orada kuşkulu bir şekilde öl(dürül)dü. Gazetelerde, internet haber sitelerinde boy boy fotoğrafları çıktı, yaşam öyküsü anlatıldı, eşi, kardeşleri hakkında ayrıntılı bilgiler ortalığı saçıldı.

Geçenlerde tutuklanıp hapse konan Enver Altaylı bir MİT görevlisiydi. Hakkında uzun uzun yazıldı; karanlık ilişkileri, marifetleri bir bir sayıldı.

Hiram Abas MİT’te en yüksek düzeydeki görevlilerden biriydi. Öldürüldü. Hakkında "Bay Pipo" adlı bir kitap bile yazıldı.

Daha sayayım mı?

Bunların hiçbirine savcılar dava açmadı, haberciler tutuklanmadı, haberi yayımlayan gazete ya da internet haber siteleri hakkında "erişime engellendi" kılıfı altında kapatma kararı alınmadı.

Bu bir ilk.

Haber yayımlayan bütün medyaya, bütün habercilere yönelik bir gözdağı. Açık ve yasadışı bir tehdit.

AKP medyası dışında kalan medyaya soluk aldırmamak, yaşam hakkı vermemek tercihinin bir sonucu.

Eğer bugün Odatv öncelikli konumuz olmazsa, onun susturulmasına itirazımızı inatla dile getirmezsek, olan sadece biz habercilere, sahici gazetecilere olmayacak.

Halkımızın haber alma hakkı yok edilecek.

İdlib’de olup biteni, Yunanistan sınır kapılarında yaşananları saptırmadan, olanca gerçekliği ile okuma hakkımız için Odatv, İdlib ya da Yunanistan sınırı konusuna öncelik taşır.

Tabii AKP medyası denen kepazeliğe razı olmayacaksanız…

Seçim sizin…

Yazarın Diğer Yazıları

Ak adalet, Ak kanun, Ak yargı, Ak baro…

Artık Ak hukukun yasaları var. Ak hukukun gereklerini yerine getirmekle yükümlü ve çoğu gönüllü yargıçlar var. Çoğu Ak hukukun emrinde savcılar var. Cüppelerinin olmayan düğmelerini iliklemeye çabalayan yüksek yargı var. Eh, yargının olmazsa olmazı, ayrılmaz bileşeni olan savunmada da artık "Ak barolar" geliyor…

Büyük bir dava: Büyükada davası

Şimdiden iddia ediyorum. Büyükada davası iddianamesi ileride hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak. Öğretmenleri öğrencilere "Eğer savcı olursanız aman ha, sakın ola ki böyle saçma bir iddianame yazmayın. Hele hele sakın niyet okumalar üstüne kurulmuş bir iddianamenin altına imza atmayın" diyecek… Genç hukuk öğrencileri iddianameyi okuyunca hocalarına hak verecekler…

İki tane patates, iki tane kabak, "iki tane bayan" milletvekili

Tane meselesine gelince… Gelmeyeyim daha iyi. Canlılar için hele hele insanlar için "tane" denemeyeceğini bu yaşta öğrenemeyenler bundan sonra da zor öğrenirler