05 Ağustos 2010

Laf Ola, Köşe Dola...

Ben sadece meslektaşların gözü kulağı YAŞ’ta, YAŞ kulisinde sanıyordum.

Ben sadece meslektaşların gözü kulağı YAŞ’ta, YAŞ kulisinde sanıyordum.
Ankara’dan işe yarar, üstünde yazmaya değer bir gelişme haberi gelmeyince ekran başında pineklemektense köye indim. Niyetim benim okey tayfasını bir araya getirip ada çayına “Taş çalma, hile yapma serbest” bir parti çevirmek; YAŞ’tan kurumuş kafayı biraz serinletmek...
Nerdeee...
Benim tayfa masaya kurulmuş, yedek oyuncular da halkaya katılmış YAŞ konuşuyorlar. Beni görünce gözleri parladı:
- Aman gazeteci YAŞ’tan bir haber?
Dalga geçtim:
- Balık yasağı boyunca sahil güvenlik bu yıl işi sıkı tutacak. Kaçak avlanan yandı demektir. Yani sizin işiniz YAŞ...
- Dalga geçme gazeteci. Öyle yaş değil.
Dalgaya devam:
- Haaa... Evet, bu yıl İspanya ve İtalya’da zeytinde bolluk yılıymış. Yani zeytinde de, yağında da sizin işiniz yine YAŞ... 
Nafile... Dalgaya dalga ile cevap vermeye niyetleri yok. Kendini balıkçılıktan emekliye ayırmış biri, Girit göçmenlerinin o çok sevimli Türkçesiyle lafa girdi:
- Bak bu YAŞ denen heyet toplanır kaç gün? Üç. Bu defa oldu dört gün. Toplantı bitti, heyet dağıldı mı? Yok. Başbakan, General Başbuğ, general Koşanasker (valla öyle dedi), Milli Müdafaa Vekili hepsi çıktılar mı yeniden Çankaya köşküsüne... Çıktılar... Demek ki işin içinde iş var.
Bir kez daha şansımı denedim:
- Dedik ya bu yıl YAŞ çok yaş!
Balık ağı yamamakta üstüne kimsenin olmadığını bildiğim ve fakat bütün bildiğinin bundan ibaret olduğunu sandığım ben yaşta biri kaptı lafı:
- Bak Torumtay Paşa’nın başkanlığında da böyle meseleler olmuştu ama bu kadar çetin değil idi. Sonracığıma Doğan Güreş Paşa’da, Kıvrıkoğlu Paşa’da, Karadayı’da, Özkök zamanında da, Büyükanıt’da... Hatırlarım hepsini. Böylesi olmadı görülmedi...
Vay be ! Bunlarla baş edilmez... Zaten yazı vakti geldi (hatta geçiyor) eve döndüm. 
Ben kapıyı açarken telefon zırlamaya başlamıştı.
Ucu ucuna yetişip açtım. Bizim T24 komutanımız Doğan Akın:
- Abi, Kara Kuvvetleri’ne atama yapılmadı. Şimdiki komutan göreve devam edecek. Öteki komutanlıklara kimler atandı henüz belli olmadı. Bekliyoruz...   
Doğan Akın haber söz konusu olunca yemeyen, içmeyen, acıkmayan, susamayan, uyumayan, çişi bile gelmeyen ve fakat en çarpıcı haberde bile kılı kıpırdamadan hemen haberin ötesini, ardını kurcalamaya başlayan tuhaf (başka laf bulamadım da “tuhaf” dedim) bir ademdir. Bense üç darbeyi, dört beş “darbeye beş kala”yı içinde yaşamış ödleğin teki olduğumdan, “Peki bu durumda Iğsız Paşa ne yapacak?” diye sordum. 
Görmedim ama telefonun öteki ucunda omuz silktiğine eminim:
- Hiiiiç!.. 30 Ağustos gece yarısı emekli olacak abi...
Eh demek bu YAŞ da böyle bitti. 
Bitti de ne yazılacak? Köyde çınarların altındaki sohbet gösterdi ki YAŞ dışında ne yazarsan yaz, kimsenin merak edip okuyacağı yok. Gel gör ki bu kadarcık bilgiyle ne yazılabilir ki?
Demeye kalmadı. Telefon yine zırladı.
Taaa Hamburg’dan, Der Spiegel dergisinin internet editörlerinden bir meslektaş.
Kosova’da,Bağdat’ta birlikte çalışmışlığımız var.
Ona fırsat bırakmadan ben sordum:
- İstanbul’da değilim. Cebim kapalı. Bu ev telefonundan beni nasıl buldun?
Tınmadı bile:
- Meslek sırrı... Boş ver şimdi, söyle bana askerlerle kriz ne durumda? General İgzits (Iğsız’a dili bu kadar dönüyor gâvurun) yok tamam. Yerine kim gelecek? Sonra bu durumda Koşaaaner General’den sonraki başkan kim olur?
Bildiğim kadarını anlattım. Bir kaç sorusunu daha becerebildiğim kadar yanıtladım. Sonra birden bir Alman gazetecinin bizim ordunun tepesiyle ilgisine ve bilgisine şaştım. Onu test etmeye karar verdim:
- Şimdi sıra bende. Söyle bakalım Federal Almanya Genelkurmay Başkanının adı ne?
Sessizlik. Neden sonra konuştu:
- Bilmiyorum. Bakmam lazım. Neden sordun?
- Hiiiiç... Boşver, deyip sohbeti noktaladım. 
Garibime “Ulan sen kendi genelkurmay başkanının adını bilmiyorsun, bizim burda Marmara adasında yoksul ve cahil balıkçı son on genelkurmay başkanının adını ezbere sayıyor... İşte o yüzden bizim ülkede olup bitenleri bir türlü tam anlayamıyorsunuz” diye fırça atmayayım dedim...
*    *    *
Evet, bu YAŞ’ın son gecesi benim açımdan böyle geçti. Yarın sabah siz bu yazıyı okurken her şey belli olacak. Dolayısıyla benim yazıda okunacak bir yan kalmayacak.
“E, öyleyse niye yazdın” demeyin. Bu bir yorum değil, sohbet yazısıydı. Hani “Laf olsun, köşe dolsun” hesabı.
Gördüğünüz gibi doldu da...

Yazarın Diğer Yazıları

Alışırsam cigerim kurusun

Ekran karşısına geçip "Bugün ne yazsam… Onlarca yakıcı konu arasından hangisini seçsem" diye düşünürken kendimi yakaladım

Mavra: İsveçli büyükanneler çocuklarına ne pişirir?

Sakın “Yav gazeteci, memleket bu haldeyken, bir yandan AKP – MHP elebaşıları, bir yandan Korona virüsü tepemize çökmüşken mavra mı yapılır” filan diye itiraz etmeyin.

Bu ne güç, bu ne biat!..

Dik duran, mesleğimizin ak adına leke sürmeyen, biat etmeyenler olarak bir avuçuz. Olsun. Avuç açmayan bizlere kalan "onur"dur...