08 Eylül 2011

Komşularla Sıfır Sorun (mu dediniz?)

Slogan parlaktı. Salt AKP destekçilerinden değil, yıllar yılı bütün komşularla küs hatta düşman bir ülkenin...

Slogan parlaktı. Salt AKP destekçilerinden değil, yıllar yılı bütün komşularla küs hatta düşman bir ülkenin yurttaşlarının da içini ısıtıyordu. O yüzdten bu slogan sorunların barışçıl çözümünü iç ve dış politikanın birincil ve temel değeri olarak benimseyenlerden de destek buldu.
Önceki AKP hükümetlerinde Başbakanın en etkili danışmanı olarak dış politikaya damgasını vuran ama hep perde arkasında kalmış Ahmet Davutoğlu Mayıs 2009’da kurulan 60. Hükümet’te  vitrine çıkarılmış; Dışişleri de ona teslim edilmişti. O gün bugün Türkiye Cumhuriyetinin dışişleri ondan soruluyor.
Yüzünün – özellikle dudaklarının- doğasından mı kaynaklanıyor, yoksa sahiden mi öyle bilinmiyor ama her fotoğrafta somurtmayan, keyifli keyifli gülümseyen ufak tefek ve sevimli bir adam, Türkiye’nin dış politikasında daha önce duyulmamış, “Yurtta sulh, cihanda sulh” Atatürk deyişini sürekli ve sık kullanmalarına rağmen Türkiye dışişlerinin temel çizgisi olmamış bir sloganla karşımıza çıktı:
- Komşularla sıfır sorun !..
Bu Türkiye’nin  dış politikasında yeni bir çizgi, yeni bir konsept (= Anlayış, görüş, yönelim) idi ve haklı bir heyecan yaratıyordu.
Üstelik Davutoğlu bu konsept’in sözde kalmayacağını, ete kemiğe bürüneceğini  kanıtlamak istercesine kolları sıvadı ve çalışkan bir Dışişleri Bakanı olarak tanımlanabilecek dış gezilere çıktı.
Özellikle, Türkiye’nin en eski ve en kördüğüme dönüşmüş sorunlarından Ermenistan’la ilişkilerde attığı adımlar sahiden de içi boş bir sloganı öne sürmediğini kanıtlar gibiydi. Kıbrıs kördüğümünde Annan Planını onaylama eğilimine AKP’den güçlü bir desteğin geldiği günlerde de Davutoğlu’nun (o zamanlar henüz Başbakan danışmanıydı) bu politikanın mimarı olduğunu bilenler  AKP’nin öteki bakanlarından ve başbakanından esirgedikleri desteği ve övgüyü Davutoğlu’ndan esirgemediler.
Peki sonra?

Sonrası biraz vahim.
Bugünkü fotoğrafa bakan biri “Komşularla sıfır sorun” diyen Davutoğlu’na “Otur yerine bakayım: Sıfır” derdi ve hiç de haksız olmazdı.
Gelin birlikte bakalım. Koyun önünüze bir Türkiye haritası... Sınırdaş olduğumuz ülkeleri elden ve gözden geçirelim.
En uzaktan başlayalım: Gürcistan. Bakın burda Davutoğlu sınıfı geçer. Geçer ama Türkiye’nin zaten Gürcistanla doğru dürüst bir ilişkisi yok. İlişki olmayınca sorun da sıfır oluyor.
Devam edelim: Azerbaycan. Sınırdaş değilsek bile soydaşlık üstünden bir “komşu” sayılır. Peki, Azerbaycan – Türkiye ilişkilerinde durum nedir? Sıfır sorun diyebilir miyiz?  Demokratik(?) seçimlerle iktidarın babadan oğula, yani Aliev hanedanına geçtiği Azerbaycan, Türkiye dış politikasında sıfır sorun yaşanan bir komşudan çok, Türkiye’nin Kafkasya politikasında bir pranga işlevi görmekte. Türkiye biraz farklı davrandığında da şehitlikteki Türkiye bayraklarını indirmekte dturaksamayan, doğalgaz konusunda komşudan çok kaypak bezirgan gibi davranan Azerbaycan’la sıfır sorun filan yaşadığımız yok. Ermenistan’la ilişkilerde herhangi bir olumlu adım atıldığında bu hemen belli oluyor.
Devam: Ermenistan. Ekim 2009’da Davutoğlu’nun gülümsediği, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvart Nalbantyan’ın ise alabildiğine somurttuğu Zürich’deki anlaşma imza töreninden bugüne  iki ülke arasındaki sorunları sıfırlamak için atılmış bir adım yok. Tamam, yan çizen daha çok Ermenistan; ama bu Türkiye’nin de attığı bir adım olmadığı gerçeğini değiştirmiyor. Ermenistan’la aramızda sıfırdan çok uzak sorunlar sürüp gitmekte.
Geldik İran’a. Sünni AKP’nin Şii İran’la ne kadar dost olabileceğini sormaktan vazgeçelim. Ama kim “İran- Türkiye ilişkilerinde sıfır soruna ulaşılmış ya da yaklaşılmıştır” diyebilir?
Suriye’deyiz. Cafcaflı törenlerle imzalanan vizeyi kaldırma anlaşmasının üstünden çok az süre geçti. PKK kamplarına ev sahipliği yaptığı için ilişkiler çok uzun süredir soğuk hatta gergin olan Suriye’yle sıfır sorun yaklaşımı artık unutuldu. Onun yerine “Ortadoğu’da güçlü aktör” rolüne soyunan Türkiye’nin Suriye’ye akıl hocalığı yapmaya kalkması, bazan akıl hocalığını “Sözümü dinlemezsen döverim haaa” noktasına taşıması, Suriye’nin de bu tavrı aynı sertlikle cevaplaması, eriyen buzları yeniden donduruverdi. İki dost komşudan değil, karşılıklı somurtan ve hatta birbirine posta koyan iki komşudan söz ediyoruz. Sanırım bu duruma,  Davutoğlu dahil kimse “sıfır sorun” diyemez.
Sıra Irak’ta. Ama Irak ne? Resmi sınırdaşımız Irak olsa da fiili sınırdaşımız Barzaninin başında bulunhduğu Kürdistan Özerk Yönetimi. Üstelik bu öyle “demokratik özerklik” filan değil; Bağdat’la ipleri koparmasa bile epey gevşetmiş, bağımsız devletliğini ilan etmeye hazırlanan bir özerklik. Sonuçta komşusunun topraklarına izinsiz ve habersiz girip PKK kamplarına bomba yağdıran bir ülke ile zaten sağlama bağlayamadığı toprak bütünlüğünü ve o topraklardaki egemenliğini kanıtlamak zorunda olan Kürdistan Özerk Yönetimi  hiç de sıfır sorunlu bir komşu durumunda değil.
Arada deniz da olsa Kıbrıs da sınırdaşımız sayılır. Ayrıntıya girmek yazıyı uzatmaktan öte işlev taşımaz. Kıbrıs’ı uluslararası düzlemde temsil eden, bizimkilerin ısrarla Güney kıbrıs Rum Yönetimi diye adlandırdıkları Kıbrıs ile Türkiye arasında sıfır sorun değil, kördüğüm olduğu için çözümsüzlüğe yürüyen “çok sorun” var.
Komşumuz Yunanistan’a gelince. Aramızdaki sorunlar o kadar köklü çözüldü ki ekonomik bunalımın pençesinde kendi derdine düşmüş Yunanistan, Doğu Akdeniz’de petrol aramaya girişen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”ni Türkiye zor kullanarak egellemeye kalkarsa seyirci kalmayacağını açıklayıverdi. Bu da böyle bir sıfır sorun anlışalan.
Bitirelim: Bulgaristan. Gürcistan’la başlamış ve “Tamam, sıfır sorun” demiştik. Bitirirken de  aynı sözü yineleyeceğim: Tamam Bulgaristan’la da aramızda sıfır sorun var. Çünkü dişe dokunur bir ilişki yok. İlişki yoksa sorun da sıfır oluyor elbet...
Sekiz sınırdaş ülkeyi turladık. Birinci ve sonuncu da sorun sıfır, çünkü ilişki de sıfır. Geri kalan altı ülke ile ilişkilere gelince...
Vazgeçtim, gelmeyelim. Onun yerine Davutoğlu’na dönüp “Otur yerine: Sıfır” demek istiyorum. Bakalım yine gülümsemeye devam edecek mi?

Yazarın Diğer Yazıları

89 yaşında bir delikanlı: Murtaza Çelikel

"Murtaza Çelikel öldü, çok, ama çok kederliyim"

Yazılı medya tamam, ya görsel medya?

Bütün bunların çöpe atılacağı günlere geliyoruz. Aslında geldik de. O pahalı ve dev boyutlu tesisler uzatmaları oynamakta ısrarlılar; o yüzden yaşar gibiler

Ama kağıt hışırtısı, kokusu…

Basılı gazeteler yoğun bakımdalar ve durum umutsuz... Cenaze namazlarının kılınmasına çok kalmadı