24 Ağustos 2013

İslam ve demokrasi (3)

İki gündür aklımın erdiği, dilimin döndüğünce İslam ve demokrasi arasındaki ilişkiyi sorgulamaya çabalıyorum. Üstelik bu ilk değil. Cumhuriyet’te hatta ondan önce Politika gazetesinde yine böyle “pehlivan tefrikasına” dönmüş “dizi-Tırmık”larla aynı konuyu irdelemeye çabalamıştım.

 

İki gündür aklımın erdiği, dilimin döndüğünce İslam ve demokrasi arasındaki ilişkiyi sorgulamaya çabalıyorum. Üstelik bu ilk değil. Cumhuriyet’te hatta ondan önce Politika gazetesinde yine böyle “pehlivan tefrikasına” dönmüş “dizi-Tırmık”larla aynı konuyu irdelemeye çabalamıştım.

O günkü Tırmıklara şöyle bir göz attım. Pek bir şey değişmiyor. Kimseyi özellikle mütedeyyin dostlarımı kırmaya kalkışmadan ama ikiyüzlülüğe ya da popülizme (=Halk dalkavukluğuna) sapmadan  yalın bir cümle kurmak gerek:

Evet, İslam ile demokrasi arasında bir uyumsuzluk var !..

Bu uyumsuzluğu kimilerinin kapıldığı ucuz, sığ yorumlarla açıklamak, “Hurafelere inanan cahil yığınlar” edebiyatına sığınmak, gizli ırkçılık içeren “Elin Arabının diliyle, diniyle bugünü yaşamaya kalkarsanız olacağı budur” gibi yorumlara sarılmak bizden uzak olsun.

Ancak İslamın bu dünyayı düzenleyen kuralları  var ve o kuralları bugün de uygulamamak, bağlanmamak dinden sapma olarak kabulleniliyor.

Örnekler sayfalar dolusu sayılıp sıralanabilir. Kadının tanıklığının kabul edilmemesi; erkeklere birden çok kadınla evlenme hakkı tanınması; kısas hukukunu bu çağda da geçerli kılma eğilimleri; her türlü şiddete kapı açan cihad kavramını İslamın bugün de geçerli buyruğu olarak kabullenmek; fitre ve zekat yükümlüğünün sosyal adaleti sağlayacak bir işleyiş olduğunu ileri sürmek...

Say sayabildiğince !..

İslamı eksiksiz yaşamak yönünde samimi inanç besleyenler bu anakronik olgular karşısında  ya istemeden de olsa  dine karşı hile yoluna sapıyorlar. (Faiz haramdır diye kâr ortaklığı bankacılığı gibi gülünç bir sistem üretip yüreğini serinletmek, haramdan uzak durduğuna kendini inandırmak gibi…) ya da yapıp ettiklerine kutsal kitaptan, müçtehitlerin yazıp çizdiklerinden satır, cümle, paragraf tırtıklayıp imanını sağlam tuttuğuna kendilerini inandırıyorlar…

*    *    *

Ancak bütün bunlar bu ülkede çok büyük, seçmen olarak oy verdiği siyasal hareketi iktidara taşıyabilecek kadar çok büyük bir kitlenin kendini “Müslüman” olarak tanımladığı ve siyasal, kültürel, hatta ekonomik yönelimlerinde İslam pusulasına bağlandığı, yurttaş yapısı kanunlara karşı İslamın yasa ve yasallıklarına üstünlük ve öncelik tanıdığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Bu gerçek, demokrasiyle ve onun kaçınılmaz bileşeni laiklikle bağdaşmıyor diye ne yapılacak?

Bertold Brecht’in o hınzır mizahından esinlenerek “Böyle bir halk demokrasiye layık değildir derhal feshedilmelidir”  mi denecek ?

Bu yazı dizisinde birkaç kez vurgulandı: Batı’da yurttaş, kilise ile hesaplaştı ve onu dünyevi alandan uzaklaştırdı. Bu gerçeği kabullenmek zorunda kalan kilise de bir reform süreci yaşadı.

Buna karşı “Hayır, İslam’da reform olamaz” demenin herhangi bir kanıtı yok.

Reform olamayacağını ileri sürenler ya Müslümanlığını yaşamaya kararlı yurttaşlarla birlikte olmak istemeyen, onları reddeden, küçümseyen, eleştiri kisvesi altında hakaret eden, ilericilikleri kendinden menkul, kendi değerlerini mutlak doğru olarak dayatan kesimler…

Ya da İslami yaşam tarzına sırtını dönmüş, dinsel buyrultuları önemsemeyen yurttaşlardan nefret eden, kendi bağlandıkları dinsel dogmaları (=Nas’ları) onlara dayatmayı bir hak olarak gören, mütedeyyin değil mutaassıb (=Bağnaz, fanatik) kesimler…

Kendi mutlak doğrularına körü körüne bağlı olan her iki kesim aynı ülkede yurttaş üst kimliği ile birlikte yaşamanın önündeki somut ve aşılması pek güç engelleri oluşturuyor ve sürekli bunu besliyorlar.

Her iki kesim de “Kahrolsun demokrasi” yazan bir pankart açabilirler ve  şaşırtıcı olmazlar…

İslam dinine bağlananlar dinin gereklerini çağa ayak uyduracak  bir silkinmeye muhtaçlar.

Laiklik dinine (Laisizme değil laiklik dinine) bağlananlar ise mütedeyyin yurttaş ile mutaassıb yurttaş arasındaki farkı kavramaya ve mütedeyyinlerle omuzdaşabilmeyi başarmak zorundalar.

Yoksa…