23 Şubat 2011

İnsanlık Irmağı Ağır Akar

Mısır. Temmuz 1952. Hür Subaylar adını taşıyan ve Cemal Abdül Nasır liderliğindeki örgüt...


Mısır. Temmuz 1952.  Hür Subaylar adını taşıyan ve Cemal Abdül Nasır liderliğindeki örgüt, İngiliz emperyalizminin denetimi ve koruması altındaki kral Faruk’u devirdi. Kısa bir geçiş döneminin ardından Firavunlar ülkesinde ilk kez bir cumhuriyet kuruldu. Nil kıyılarının pamuk işçileri, küçük toprak sahipleri, güçlü islami örgüt İhvan, Kahire ve İskenderiye’nin “ulusal kurtuluşçu” aydınları Hür Subayları bağrına bastı. Mısır halkı çürümüş ve ülkeyi İngiliz emperyalizmine  peşkeş çekmiş krallığın devrilişini ve yerine antiemperyalist bir yönetimin gelişini günler süren bir bayramla kutladı. Mısır halkının coşkusu Kahire’nin göbeğindeki koca meydanı bir bayram yerine dönüştürdü. Yüzyıllık meydanın adı o günlerde değiştirildi: Midan at-Tahrir (=Kurtuluş Meydanı) oldu.
Ulusal kurtuluşçu subaylar 26 Temmuz 1956’da Avrupa sanayi toplumlarını besleyen petrolün atardamarı Süveyş Kanalını millileştirildi. İngiliz ve Fransız savaş uçakları Kahireyi ve Süveyş kıyılarını bombaladı. Nasır önderliğindeki Mısır halkı direndi ve kazandı. İngiliz şirketinin altın yumurtlayan tavuğu Süveyş Kanalı Mısır halkının oldu. O gün Midan at-Tahrir’de yine bayram vardı...
Mısır. Şubat 2011. Midan at-Tahrir’de müslüman ve hristiyan, Arap ve Kıpt yine bayram etti. Hür Subaylar hareketiyle kurulan Mısır Arap Cumhuriyetinin dördüncü devlet başkanı, diktatör Hüsnü Mübarek devrilmişti.
Temmuz 1952’de çürümüş, kokuşmuş Mısır krallığı “ulusalcı” subayların darbesi ile devrilmiş, yerine Mısır Arap Cumhuriyeti kurulmuştu. Bu elbette  bayram edilesi bir devrim, ileri bir adımdı.
Şubat 2011 ise, Mısır’ı ordu ve polisin pençesinde demokrasiyi göstermelik bile uygulatmayan bir rejimden daha ileri bir rejime taşıyor...
Yani: Nasır rejimi ve Baas ideolojisi 1952’de ileri bir adımdı. 2011’de artık ileri adımları zorbaca önleyen bir gerici rejim oldu.
Çünkü insanlık ırmağı ağır akıyor. Ama hep ileriye doğru akıyor...

*    *    *

Onlarca yıllık Fransız sömürgesi Tunus’ta Yeni Düstur Partisi çatısı altında örgütlenmiş “ulusal kurtuluşçu” aydınlar,  Habip Burgiba önderliğinde bir atılıma geçti. Bir seçkinler partisinden halkla bütünleşen bir siyasi harekete dönüşmenin yollarını aradı ve buldu. Anti-emperyalist direniş başladı. 1956’da Fransa pes etti. Dönemin Fransız Başbakanı Guy-Mollet’in “Yeterli tankınız ve uçağınız varsa bir orduyu yenebilirsiniz; ama milyonlarca kişilik bir halk direnişini asla” dediği rivayet olunur.
Burgiba, Tunus’u emperyalizmin pençesinde bir ülke olmaktan çıkarıp bağımsız bir cumhuriyet kurarak halkın kahramanı olmuştu. 20 Mart 1956’da bağımsızlığa kavuşulduğunda Tunus halkı günlerce bayram etmişti.
17 Ocak 2011’de tam 23 yıldır Tunus’u demir bir yumrukla yöneten, iktidarı darbe ile ele geçirmiş, “Burgiba hattı” diye anılan ve bir “vesayet demokrasisi”nin bütün özeliklerini zorbaca uygulayan diktatör Bin Ali bir halk devrimi ile alaşağı edildi. Tunus halkı günlerce bayram etti.
Bir sömürge ülkesini bağımsızlığına kavuşturan Burgiba elbette ilerici bir hareketin önderiydi. Fransız sömürgesinden bağımsız bir cumhuriyete yükselmek elbette ilerici bir adımdı. Elbet bayram edilecekti
17 Ocak 2011’de bir vesayet demokrasisini yıkan halk hareketi daha ilerici bir adımdı. Elbet bayram edildi... 
Çünkü insanlık ırmağı ağır akıyor. Ama hep ileriye doğru akıyor...

*    *    *

Fransız emperyalizminin soykırıma varan kanlı baskısına rağmen direnişten vazgeçmeyen Cezayir halkı Ben Bella önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesinde (FLN) kenetlendi ve 1962’de bağımsızlığını elde etti. Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu. Ben Bella cumhurbaşkanı oldu.
Cezayir halkı günlerce bayram etti. 
FLN’nin askeri kanadında etkili bir komutan olan Bumedyen bir süre sonra Ben Bella’yı “Ulusal kurtuluş mücadelesinin hedeflerini daha da ileri götürmek” iddia ve gerekçesi ile devirdi. Bumedyen’i hepsi de “Ulusal kurtuluş mücadelesinin hedeflerini daha da ileri götürmek” iddiasını ileri süren ardılları izledi. Cezayir, BM temsilcilerinin “hile yapılmamıştır” raporu verdikleri seçim sonuçlarını iptal edecek, oyların yüzde 58’ini alan partiyi yasaklayacak kadar demokrasiden uzaklaşmış bir ülkeye dönüştü.
Cezayir şimdi “Ulusal kurtuluş mücadelesinin hedeflerini daha da ileri götürmek”  iddiası ile işbaşına gelmiş, yolsuzluğun kolgezdiği, gizli servisin ve generallerin bütün iktidar iplerini ellerinde tuttuğu bir rejimi devirmek  için  fokurdamakta...
Yani Cezayir halkı yeni bir bayrama hazırlanıyor.
Ben Bella ve FLN çatısı altında Fransız emperyalizmini dize getiren ulusal kurtuluşçu aydınlar ülkelerini emperyalizmin boyunduruğundan kurtarıp bir cumhuriyet kurarak ileri bir adım atmışlardı.
Cezayir halkı şimdi daha ileri bir adım için sokaklarda...
Çünkü insanlık ırmağı ağır akıyor. Ama hep ileriye doğru akıyor...

*    *    *

1 Eylül 1969’da kukla kral İdris’i devirip Libya Halk Cemahiriyesi’ni kuran  albay Mummer Kaddafi ve öteki genç subaylar, ülkenin petrol kaynaklarını Libya halkının malı yaparak, ülkeyı kıskıvrak sarmış İtalyan ve İngiliz kelepçesini kırarak Libya’da ileri bir adım atmışlardı.
Bugün Bingazi sokaklarında, meydanlarında başkaldıran, başkenti kuşatmaya hazırlanan ve ölümler pahasına direnişten vazgeçmeyen Libya halkı, artık bir cumhuriyete değil Kaddafi hanedanının egemen olduğu bir demokrasi karikatürüne dönüşmüş Libya’da daha ileri bir adım  atmaya hazırlanıyor.
Çünkü insanlık ırmağı ağır akıyor. Ama hep ileriye doğru akıyor... 

  

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim