08 Ekim 2019

Güvenli filan değil "güvensiz bölge"ye doğru...

Klavye başına çöktüm; yazmaya başladım. Noktasını koymaya kalmadan yeni bir gelişme oldu, haydaaaa, silbaştan...

Biliyorum, bugün Suriye üstüne ABD ve Türkiye arasında olup bitenler üstüne yazmayan gazeteciyi döverler.

İyi de Amerika kanadından neredeyse saat başı değişen ve yer yer birbiriyle çelişen açıklamalar art arda geliyor. İzlemeye çabalarken benim başım döndü. Bu yazı için üç buçuk saat önce klavye başına çöktüm; yazmaya başladım. Noktasını koymaya kalmadan yeni bir gelişme oldu, haydaaaa, silbaştan. Yeni bir yazıya başladım demeye kalmadı, bir açıklama daha ve yine sil baştan. Bakalım bir kez daha sil baştan yaşayacak mıyım?

* * *

Hatırlayın, önce o ABD tarihinin gördüğü en zıppır başkanı art arda, üst üste konuştu. Önce AKP'nin Suriye seferine dolaylı olarak yeşil ışık yaktı.

Ama öyle bir yeşil ışık ki cehalet ve ilkel bir kibir bulamacından oluşan cümlelerle.

Adam bir yandan "Ben ABD olarak kenara çekileceğim, sen bildiğin gibi yap, ama sorumluluk da sende haaaaa"dan başka anlama gelmeyecek abuk sabık cümleler kuruyor; bir yandan da twitter üstünden "Eğer Türkiye benim olağanüstü ve eşsiz bilgeliğimin tabu sayacağı herhangi bir şeye kalkışırsa, Türkiye'nin ekonomisini tümüyle yok ederim ve mahvederim" diye posta koyuyor.

Bu adamın "olağanüstü ve eşsiz bilgeliği" neyi tabu sayar belli değil. Bu adamın "olağanüstü ve eşsiz bilgeliği" de neymiş sorusuna cevap aramak ise bizim işimiz değil. Cevabı Amerikan seçmenleri, siyasetçileri ve özellikle Amerikalı ruh hekimleri arasın.

Trump'ın sözleri kendi içinde abuk sabuk hatta çelişik ama somut sonucu da belli: Trump, Türkiye'ye ve İran'a, Rusya'ya, Esad yönetimine, hatta Suudilere "Ben bu Suriye işinde yokum. Kendi başınızın çaresine bakın" demiş oldu.

Demeye kalmadı...

Trump'ın en sıkı destekçileri arasında sayılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Trump'ın Suriye'den çekilme kararına şiddetle ve açıkça karşı çıktı. Bununla da yetinmedi, Türkiye’nin Suriye’ye girmesi durumunda Kongre’den Türkiye’ye yönelik yaptırım kararı geçireceklerini ve Türkiye'nin NATO üyeliğinin askıya alınması çağrısı yapacaklarını söyledi.

Demeye kalmadı...

CNN'in önemli habercisi Jennifer Hansler, adını açıklamadığı üst düzey bir ABD devlet görevlisinden aldığı bilgiyi aktardı. Habere göre üst düzey yönetici "Türkiye'nin Suriye hava sahasındaki katılımını durdurduk. Şu anda Kuzey Suiriye hava sahasını sadece biz kontrol ediyoruz ve yakın bir gelecekte bu tutumumuzu değiştirmeyi düşünmüyoruz" dedi.

Nitekim Jennifer Hansler'in haberinin yayınından bir kaç saat sonra Pentagon Sözcüsü Yarbay Carla Gleason haberi resmen doğruladı.

İyi mi ?

Sadece Suriye değil ABD dış politikası da karman çorman.

Görünen şu: ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon, Trump'u iplemiyor ve Suriye'den çekilmek ne söz, Türkiye'yi bir anlamda devre dışı bırakıp Suriye'nin kuzeyinde ipleri tümüyle kendi eline alıyor.

Bu koşullarda hava desteği olmaksızın TSK "Bir gece ansızın" Suriye'ye dalabilir mi ?

AKP reisi bütün bu gelişmelere rağmen, gözünü karartıp TSK'ye "İstikamet Suriye'de Fırat'n doğusu. Marş marş" komutunu verir mi ?

Verirse ne olur?

* * *

Valla bütün bunlar beni aşan sorular.

T24'de Akdoğan Özkan, Duvar'da Fehim Taştekin, NTV'de Mete Çubukçu arkadaşlarım herhalde olup biteni ayrıntılı analizlerle bizlere anlatacaklardır.

Ben ise Suriye'de, ABD'de ve Türkiye'de olup bitenler üstüne ciddiye alınır bir analiz değil, meslekte sık yaşamadığımız ilginç ve zor ve keyifli bir yazı serüvenini sizlerle paylaşıyorum.

Olaylar soluk kesici bir hızla gelişiyor, değişiyor ama benim de yazıyı T24'e yollama saatim gelip çattı. Yarın sabah okuduğunuzda çoktan bayatlamış olabilir ve çöpe atılır.

Olsun. Ben yine de yazıya burada nokta koyacağım.

Noktayı AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş'un Suriye konusunda dünkü uzun konuşmasından cımbızladığım bir cümleyi hiç unutmadan ve unutturmadan koyacağım.

Kurtulmuş aynen şöyle dedi:

- Nihayetinde bir savaşa giriyoruz.

Doğru. Bir fetih savaşına...

Başkomutan Tayyip Erdoğan.

Yazarın Diğer Yazıları

Üç büyük kentin başsavcılarına dilekçemdir...

Saatlerdir masanın başında yarınki Tırmık'ı kotarmaya çalışıyordum ve sonunda Tırmık değil sizlere sunduğum bir dilekçe yazıyorum

Bir şiire sığındım...

Sadece başlıktan ibaret, "Bugün canım yazı yazmak istemiyor" diyen bir başlık ve geri yanı bomboş bir ekrandan ibaret bir Tırmık yazmayı tasarladım...

Dün çok kulaklıydık; iki, üç, beş, on kulaklı...

Bir ara, bir boşluk bulup T24'ü arıyoruz: "Suriye üstüne yeni ve besbelli uğursuz bir gelişme var mı?"