30 Eylül 2010

Eğitim Dili – Dil Öğretimi

Bu “anadilde eğitim, anadil öğretimi” üstüne üçüncü ve umarım sonuncu Tırmık...

Bu “anadilde eğitim, anadil öğretimi” üstüne üçüncü ve umarım sonuncu Tırmık.
Önce şu kavramları bir açıklığa kavuştursak iyi olacak.
Eğitim dili, ağırlıklı  olarak okullarda (ilkokuldan üniversiteye kadar) yani eğitim sürecinin bütün aşamalarında kullanılan dildir. 
Çoğu zaman ve çoğu ülkede resmi dil ile eğitim dili aynıdır. Mesela Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da, Japonya’da, Kore’de, Çin’de, Hırvatistan’da, Brezilya’da vb...
Buna karşılık İspanya’da Katalonya bölgesinde eğitim dili Katalanca; Belçika’nın Valon bölgesinde Fransızca, Flaman bölgesinde Felemenkçedir.
(Geçerken not düşelim: Belçika’da bugün ülkeyi bölünme eşiğine getiren ayrışma bir dil tartışmasından kaynaklanmıyor. O sorun yıllar önce çözülmüştü. Sorun kuzeydeki zengin Flamanlarla güney ve batıdaki yoksullaşmış Valonlar arasında pastanın bölüşüm çekişmesinden doğuyor ve her zaman olduğu gibi sorun milliyetçi söylemlerle örtülüyor... Deyip konuya dönelim)
Dil öğretimi ise eğitim sürecinde eğitim dili dışındaki dillerin öğretilmesidir. Bu çoğu zaman dünyada geçerli ve çok yaygın olan dillerin (başta İngilizce) öğretilmesidir; bazan da aynı ülkede kullanılan öteki dillerin. Mesela Türkiye’de Osmanlının son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Fransızca, 1950’den sonra ise İngilizce öğretimi ağırlıklıdır. 
*    *    *
Anadil öğretimi ve anadilde eğitime gelince...
Gelelim. Ama adım adım... 
Önce  bir  saptama. Gördüğüm, izlediğim kadarı ile kimsenin devletin resmi dilinin Türkçe olmasını tartışma masasına taşıdığı yok.
Sorun, Kürt yurttaşların anadillerini öğrenme, geliştirme, zenginleştirme ve özgürce kullanma “hakkı”nda başlıyor. Anadil öğretiminin devletçe desteklenmesi, özendirilmesi o ülkenin anadili resmi dilden farklı olan yurttaşları için “temel bir hak”tır. Hiç kimsenin ve hiç bir devletin bir yurttaşına onun anadilini öğrenmesini engelleme hakkı yoktur ve bu evrensel insan hakları bağlamında suçtur. Türkiye Cumhhuriyeti bu suçu uzun uzun işledi. Artık bu ayıptan kurtulmasının zamanı geldi ve geçti. Hâlâ bu ayıpta ısrar edenlerin milliyetçi-ırkçı-faşizan yaygaralarına kulak asmak bile suça katılmak olur. Bugün özellikle seçkinlerin çocuklarının gittiği okullarda İngilizce, Fransızca, Almanca öğretilmesini doğal bulanlar (ki doğaldır) Kürt halkının anadilini öğrenmesine ve yaşamın her alanında kullanmasına karşı çıkmalarının ırkçılık, milliyetçilik dışında nasıl bir açıklaması olabilir ki?
Normal (“düz” de deniyor) liselerin pabucunu dama atan Anadolu liselerinde çok yoğun İngilizce (bazılarında Almanca, Fransızca) öğretilirken bu ülkenin milyonlarca yurttaşının anadilini öğrenmesini “İsteyen kurs açsın, oralarda öğrensinler. Ama okullarda asla olmaaaaz” diye naralanarak geçiştirenlerin bırakınız demokratlığı, yurttaş saygısı ile uzaktan yakından ne ilişkisi olabilir ki?
Gelelim eğitim diline...

Kürtçeye  sadece anadil öğretimi olanağı sağlanmakla yetinilmeyip isteyenler için eğitim dili olarak da kabul görmeli mi?
Bence evet.
Bugün Galatasaray Lisesi, Robert Kolej, Arnavutköy Kız Lisesi, Alman Lisesi, Saint Joseph, Saint Benoit, Avusturya Lisesi, Notre Dame de Sion, İtalyan lisesi (unuttuklarımı siz ekleyin) gibi orta eğitim kurumlarında eğitim (dikkat öğretim değil eğitim) Türkçe değil İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca yapılıyor. Öğrenciler matematiği, geometriyi, fiziği, kimyayı, biyolojiyi, sosyolojiyi Türkçe değil o dillerde öğreniyorlar. Sadece tarih, coğrafya, edebiyat gibi bazı dersler Türkçe.
Ben bu güne kadar bu duruma  ulusalcı-milliyetçi cepheden bir itiraz görmedim. Tersine sıkı ulusalcı, milliyetçi olduğunu bildiğim pek çok kişinin çocuklarını bu okullara sokabilmek için onları yarış atı misali kurslara göndererek, paralar dökerek çabaladıklarına tanık oldum.
Peki Kürtçeye itiraz niye? Kürtçeden başka dil bilmeyen küçücük çocukları eğitimin daha ilk basamaklarında sendeletmeye, yarışa çok çok geriden başlamaya zorlayan bu inat neye hizmet ediyor? İsteyen çocuğunun İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Almanca değil de Kürtçe eğitim görmesini isterse, Türkçeyi de yukarıda saydığım kolej benzeri okullarda uygulandığı gibi öğrenmesini tercih ederse kıyamet mi kopar?
Kıyamet kopacağını biliyorum. Ama kıyameti kimlerin koparacağını ve onların ideolojik saplantılarını da biliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Meclis’te "muhalifçilik" oynamak

Parlamenter temsili demokrasi denen ve yasama yetkisinin mutlak olarak seçilmiş milletvekillerine ait olduğu sistemin cenaze namazı Türkiye’de 24 Haziran 2017’de kılındı

Ak adalet, Ak kanun, Ak yargı, Ak baro…

Artık Ak hukukun yasaları var. Ak hukukun gereklerini yerine getirmekle yükümlü ve çoğu gönüllü yargıçlar var. Çoğu Ak hukukun emrinde savcılar var. Cüppelerinin olmayan düğmelerini iliklemeye çabalayan yüksek yargı var. Eh, yargının olmazsa olmazı, ayrılmaz bileşeni olan savunmada da artık "Ak barolar" geliyor…

Büyük bir dava: Büyükada davası

Şimdiden iddia ediyorum. Büyükada davası iddianamesi ileride hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak. Öğretmenleri öğrencilere "Eğer savcı olursanız aman ha, sakın ola ki böyle saçma bir iddianame yazmayın. Hele hele sakın niyet okumalar üstüne kurulmuş bir iddianamenin altına imza atmayın" diyecek… Genç hukuk öğrencileri iddianameyi okuyunca hocalarına hak verecekler…