29 Ekim 2012

Cumhuriyet mi, Demokrasi mi?

Başlıkta özetlediğim, aşağıda tam metnini okuyacağınız soru, 2001 yılında bana soruldu...

 

Başlıkta özetlediğim, aşağıda tam metnini okuyacağınız soru, 2001 yılında bana soruldu. Bir Ege kasabasında Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı olduğunu adının altında belirtmiş bir emekli albay faksla soruyordu:

-Cumhuriyet gazetesinde işgal ettiğin köşede demokrasi demokrasi diye tepiniyorsun. Al işte şeriat şövalyeleri iktidara geliyor. Şimdi söyle bakalım: Demokrasi mi, cumhuriyet mi?

Önce şaşırdım, sonra güldüm, sonra da hınzırlığım tuttu, faksı kaptığımgibi gazetenin en üst katına çıktım, faksı İlhan Selçuk’un önüne koydum:

- Abi bu faksa cevap vermek sana düşüyor. Ben cevap verirsem bir okur kaybedeceğiz…

Baktı. Okudu. Güldü.

- Çorbaya dönmüş kafalara ne cevap vereceğiz oğlum, at çöpe gitsin. Gel birer kahve içelim…

Öyle yaptık…

*    *    *

“Çorbaya dönmüş kafalar” bugün de kol geziyor.

Üstelik karşılıklı mevzilenmiş, kavramları çorbaya çevirip birbirleriyle atışıyorlar.

Bir taraf  “Cumhuriyet”e sahip çıkıyor ama “halk” har zaman “yanlış” partiyi seçip iktidara taşıdığından demokrasiden nefret ediyor.

Karşı taraf Osmanlı düşlerini Cumhuriyet korkusuna kadar tırmandırmış. Meselâ Başbakanın uçağının değişmez abonesi Vakit (yoksa Akit miydi?) ceridesi “Halife yok, birlik de yok” manşetleriyle cumhuriyetten vazgeçilmesini önermekte...

Bir taraf  “Cumhuriyet”in iktidarı cumhur’un (=halkın) iradesinin belirleyeceği temel ilkesini kulak ardı edip cumhurun iradesinin egemen olmadığı bir cumhuriyet, kestirmeden söylersek “cumhursuz bir cumhuriyet” özlemekte.

Karşı taraf cumhuriyeti, cumhurun sadece kendisine oy verenlerinin dilek, istek ve tercihlerini egemen kılacak rejim olarak algılamakta…

Yani kafalar sahiden çorba, tutumlarsa zorba.

*    *    *

Cumhuriyet,  adı üstünde kilisenin (ya da caminin), Papa’nın (ya da Halife’nin), kralların (ya da padişahların), iktidarı değil, cumhur’un (=halkın) iktidarı demek.

Fransa’da 1789 Devrimi, bütün Avrupa’da 1848 devrimleri (o yıla “Halkların baharı” da deniyor) hep halkın, iktidarı ve egemenliği krallardan, aristokratlardan, kiliseden koparıp kendi ellerine alma mücadelesidir.

Ancak cumhuriyetin sahiden “cumhurun egemenliğine” dönüşmesi ancak demokrasi ve laiklikle pekiştirilmesiyle, demokrasi ve laikliğin cumhuriyetin olmazsa olmazı, eşit önemde bileşeni kılınmalarıyla mümkün oldu. Ancak bu sayededir ki kilisenin ve aristokrasinin iktidarı yeniden ele geçirme olanakları engellenebildi.

Özetlersek: Cumhuriyet tek başına halkın egemenliğianlamına gelmiyor, gelemiyor…

Örneğin İran da bir cumhuriyet: İran İslam Cemahiriyesi…

Kuzey Kore de bir cumhuriyet, hem de Kore Halk Cumhuriyeti…

Kaddafi’nin Libya’sı, Mübarek’in Mısır’ı da birer cumhuriyetti…

Bir de tersinden bakalım, İngiltere, İspanya, İsveç, Hollanda birer cumhuriyet değil. Ama herhalde bu ülkelerde demokrasinin, halkın egemenliğinin olmadığı ve dinin devlet yönetiminde bir pusula, bir etken oluşturduğu söylenemez. Söyleyene gülerler…

Sözün özü: Demokrasi ve laiklik bileşeninden koparılmış bir cumhuriyeti savunmak çok anlamlı değil.

Keza cumhuriyeti reddedip, yerine halifelik, padişahlık filan ikame etmek isteyip sonra da demokrasiden söz edip “Millet böyle istiyor” demek ayıp, belki de suç.

*    *    *

Bugün Ankara’da CHP, İP, vb. koalisyonunun katıldığı, ADD önderliğindeki ulusalcı (=milliyetçi) siyasal hareketin  cumhuriyet kutlamalarına da…

Tayyip Erdoğan’ın “Cumhuriyet önemlidir” demeçleri verip, bayramın kutlanmasını göstermelik resmi törenlere indirgemesine de…

Her ikisini de yukarıda yazdıklarım çerçevesinde ve ışığında bakıyorum ve o yüzden bir yazı konusu filan yapmıyorum…

Yazarın Diğer Yazıları

Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır…

Kıbrıs sorunu şu anda yeryüzünün en eski sorunu. Artık ondan "Kıbrıs düğümü" diye değil, "Kıbrıs kördüğümü" diye söz ediliyor

Pazar mavrası

"Mavra yapacağım" diye yazıya başladım, ortaya okuduğunuz yazı çıktı...

Savcı meydanı boş sanmış, oysa boş değil

Gezi davası savcısını duruşmalar boyunca sanıkların, avukatların söyledikleri, kanıtlar, tanıklar filan hiç etkilememiş. Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücalla Yapıcı hakkında ömür boyu ağırlaştırılmış hapis, öteki sanıklar için de 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası istiyor