07 Ocak 2013

CHP'nin Kürt Sınavı

Önce saygı duyduğum, görüşlerini önemsediğim CHP’li arkadaşlardan, tanımasam da içtenliğinden kuşkulanmadığım CHP’li okurlardan gelmiş...

Önce saygı duyduğum, görüşlerini önemsediğim CHP’li arkadaşlardan, tanımasam da içtenliğinden kuşkulanmadığım CHP’li okurlardan gelmiş, silmeyip sakladığım çok sayıda e-mektubun bir kaçından birkaç cümle:

“… CHP’den umudu kesmiş gibi yazıyorsun, öte yandan ‘Bu ülkede demokrasiyi savunan her gücü ve hatta kişiyi cimrice koruyup kollamak, elele vermek gerek’ diye cümleler döşüyorsun. Çelişkinin farkında mısın?..”

Bir başka e-mektuptan:

“…CHP’de ulusalcı olmayan, sosyal demokrasiyi içtenlikle benimseyenlerin partinin tutucu-milliyetçi kanadınca kuşatıldığını, partinin kilitlendiğiniyazdınız. Bunun tersini niye düşünmüyorsunuz? Birkaç yıl öncesine kadar bizim değil sadece onların sesi çıkıyordu. Şimdi bizim sesimiz de çıkıyor. Kim kimi kuşatıyor sizce?..”

Haydi bir tane daha:

“…Daha Cumhuriyet’teyken Kemalist değil Marksist olduğunuz yazdınız. Bunu biliyorum ve hatırlıyorum. Peki Kemalizmi bir din gibi değil bir öğreti gibi benimseyenler dostunuz mu; rakibiniz, düşmanınız mı ?

Şimdi aktardığım ve aktarmadığım mailleri ile CHP’ye insafsızlık ettiğimi düşünenCHP’li li dostlara toplu bir soru:

- AKP’nin Kürt sorunu üstüne attığı attığı adıma destek mi olacaksınız, köstek mi ?

Soruya cevap verirken gözardı etmeyin. Eğer bu adımların sonunda Kürt sorunu silahların sustuğu, kanın akmadığı bir sürece evrilirse bunun siyasal meyvelerini AKP toplayacak…  Buna rağmen atılacağı söylenen adımları destekliyor musunuz, köstekleyecek misiniz ?

Bir soru daha:

- Partiyi bağlayan demeç verme yetkisi taşıyan Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun “AKP’ye kredi açıyoruz. Sorunu çözün” cümlesini benimseyecek ve Genel Başkanınızın ardında duracak mısınız?

Bu sorular boş yere sorulmuyor.

CHP’nin milliyetçi (=ulusalcı) kanadının ideolojik çizgisine yakın, hatta parael yayın yapan Sözcü gazetesinin dünkü manşetinde nal gibi harflerle“AKP’den sonra CHP de Apo’nun kayığına bindi” yazıyordu.

Keza CHP’nin adını ilk kez duyduğum (Siz duymuş muydunuz?) bir milletvekili, Şevki Kulkuloğlu, Yeniçağ gazetesine konuştu: “Bölücübaşı Öcalan ile yapılan görüşmenin ölüyü diriltmeye çalışmaktan başka bir anlamı olamaz! Öyle anlaşılıyor ki Kandil’le de görüşülüyor. Terörle mücadelenin tek yolu var, o da devletin kendi kuralları. Müzakereyle terör çözülemez…” buyurdu.

Bana yönelik serzenişlerini aktardığım –ve aktarmadığım- CHP’lilere lafı eveleyip gevelemeden bir soru:

- Bunlar ve henüz tepkilerini dillendirmemiş ama  sayıları pek de az olmayan CHP’lilere karşı sizin cevabınız ve  duruşunuz ne?

Bakın şimdiden söylüyorum, AKP zikzaklar çizecek; bugün dediğinin yarın tersini söyleyecek; Kürt siyasal hareketi de  kendi içinde çelişik sayılabilecek tutum açıklamaları yapacak. Sizler, CHP’li olarak sizler, AKP elebaşılarına verdiğiniz “açık çek”i nasıl kullanacaksanız ?

AKP‘nin“ vesayetçi devlet” yönündeki savrulmalarını mı, AKP’nin eğrisi doğrusuna gelirse demokratikleşme ve Kürt sorununa barışcıl çözüm yönündeki savrulmalarını mı destekleyeceksiniz ?

CHP nihayet, lideri Tayyip Erdoğan’a laf yetiştirme yarışında geri mi kaldı, öne mi geçti gibi saçma sapan va ayıp bir yarışın ötesinde sahici bir sınavda.

Kürt sorunun barışçıl  çözümü için ne yapacak?  İpe un mu serecek, AKP’yi daha ileri ve daha dremokratik adımlara  mı zorlayacak?

Sorunun cevabını  sahiden çok merak ediyorum ?

Benimki merak. Ama CHP’nin ve CHP’lilerinki sınav.

Sınav dediğinde sınıf da geçilir, sınıfta da çakılır…

Göreceğiz…

Yazarın Diğer Yazıları

İdlib’in neresinden dönerseniz kârdır…

Size acilen para lazım ve muhtaç olduğunuz para İdlip’de mermi, mühimmat, uçak yakıtı, roket, ÖSO çapul çetelerine maaş olup gidiyor

Milliyetçilik ve popülizm yükselirken

Bu salgın gelip geçecek. Ama ulus-devletlerin ve onların popülist liderlerinin uğursuz kazanımları kalacak

Gelecek günler, aylar, yıllar üstüne sorular, sorular, sorular…

Çoğunluk çalışmak, üretmek ve bu yüzden de evde kalmamak zorunda. Ama haftalardır öğrendiklerimiz evde kalamayanların ya hastalanacaklarını ya da hastalık yayacaklarını söylüyor. Bu bir kısır döngü değil mi?