12 Ekim 2010

Bu Yasak Alkışlanmalı!..

15 Kasım’dan itibaren ilçedeki tüm iş yerlerinde satılan malın naylon veya plastik poşet ile müşteriye sunulmasına yasak...

Küçücük bir haberdi. Bunca hayhuy arasında kaynayıp gitti. 
Gitmesin. 
Sahiden küçücük bir haberdi. Şöyle: 
Dikili Belediyesi plastik torba, poşet yasağı koydu... 
15 Kasım’dan itibaren ilçedeki tüm iş yerlerinde satılan malın naylon veya plastik poşet ile müşteriye sunulmasına yasak; kağıt torba ve kese kağıdı kullanımına zorunluluk getirildi. Kurallara uymayanlara Kabahatler Kanunu çerçevesinde ceza uygulanacağı da hükme bağlandı.
Bu kadar.
Eğer Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven arkadaşım olmasaydı; verilmiş selamımız, siyasal olarak hemen hemen aynı yollarda yürümüşlüğümüz olmasaydı burada keyifli övgüler düzmek isterdim. Ama şom ağızlının biri tutar “Körlerle sağırlar birbirini ağırlar” hesabı can sıkıcı laflar eder diye vazgeçiyorum. 
Yoksa o küçücük ama çok güzel bir Ege kasabasında, Dikili’de, Osman Özgüven’in belediye başkanlığında “halkçı belediyecilik” bağlamında harikulade işler yapıldı, yapılmakta. Bunları anlatmak isterdim. 
Mesela 10 tona kadar suyu yurttaşların bedava kullanmasını sağlayan; bu uğurda mahkemelerde sürünen ama sonunda suyu kâr kaynağı olarak görenlerin suratına şamar gibi patlayan bir kararla yalnız Dikili halkının değil, bütün belediyelerede herkesin 10 ton suyu bedelsiz kullanma hakkının önünü açan bir belediye anlatılmamalı mı?
Mesela bölgedeki termal (sıcak su) kaynaklarını devletten bir kuruş almadan (siz “alamadan” anlayın) Dikili halkının hizmetine sunan; şu aşamada 1200 konutu ısıtabilecek bir enerji aktarımını gerçekleştiren projeyi gelecekte seralarda, Dikili’deki tüm konut ve işyerlerinde kullanılabilecek kapsamda yürüten bir belediye alkışlanmazsa kim alkışlanır...
Sonra Dikili şenliğini bir kültür olayına dönüştüren ve gelenekleştiren bir belediye...
Ama hayır...
Bu yazı Dikili Belediyesi’ne bir övgü yazısı olmayacak.
Ama geri kalan tüm belediyelere sert, acıtıcı bir tırmık olmaya çalışacak...
Yasaklara hep karşı olan Tırmık bu kez bir yasağı  alkışlayacak...
*    *    *
Marmara denizindeki fay üstünde deprem riskini saptamak için incelemeler yapmak üzere denizin yüzlerce ve yüzlerce metre derinlikteki dibine inen bilim adamlarını dehşete düşüren fokur fokur gaz çıkaran fay hattı değil, denizin dibini alabildiğine kaplayan plastik torbalar (hani Türkçesi kesmediği için poşet deniyor), plastik şişeler oldu. Doğada çözülmeyen, okuduklarım beni yanıltmıyorsa 10 bin yıl varlığını koruyan plastik torbalar, şişeler... Balıkların, deniz canlılarının yaşam ve üreme alanlarını ölümcül bir tabaka olarak kaplayıp yok eden plastik torbalar, plastik şişeler...
Batı ülkelerinde katı atıklar için bu günlere kadar uygulanan “Göm ve unut” kuralı belediye seçimlerinde kıyasıya eleştiriliyor ve buna çözüm getirme sözü vermeyen, “Gömüp unutma; ayrıştır, değerlendir, çevreye zararsız hale getir” kuralını  uygulayacağını açıklamayan partiler belediye seçimlerinde nal topluyor.
Biz ise “Göm ve unut” aşamasında bile değil “at ve unut” aşamasında olanca sorumsuzluğumuzla yaşayıp gidiyoruz. Hangimiz çöplerini alışverişte eline tutuşturulan bir plastik torbaya doldurup kapı önüne bırakıp çöplerden kurtulmuş gibi yaşayıp gitmiyoruz?
Bırakınız kentleri, en küçük yerleşim birimlerinin çöplüklerine fırsatınız olsa da göz atabilseniz. Binlerce ve binlerce plastik torba doğayı on bin yıl tahrip etmecesine rüzgârda sallanıyor, savruluyor...
Kimse “Bu konuda önce yurttaş bilinçlenmeli” türküsünü çığırıp kulağının üstüne yatmasın. Sorunun çözümü kamu yönetimlerindedir. 
Devlet, hükümet parmağını bile kımıldatmıyorsa, yerel yönetimler ne güne duruyor?
İşte Dikili Belediyesi... Sorunu o belde için kökünden çözecek bir karara imza atıverdi.
Hani bir zamanlar solcular yürürken bir slogan haykırırlardı: “Bir, iki üç, daha fazla Vietnam” diye...
Biz daha alçak gönüllü bir hedef seçsek, “Bir, iki, üç, daha fazla Dikili belediyesi” desek...
Geri kalan belediyeleri “Ya Dikili kararını örnek alırsınız ya da...” diye korkutsak, zorlasak...
*    *    *
Hanefi Avcı tartışması sürerken, Eşref Bitlis’in ölümü üstüne korkunç gerçekler su yüzüne çıkarken, Cemaat’in neler yaptığı ve neler yapabileceği sergilenirken, türban sorunu üstüne kördöğüşü tartışmalar sürerken Aydın Engin plastik poşet sorununa kafayı takmış... 
Diyenler çıkacak...
Çıksın. Umurumda değil...

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim