03 Mart 2014

Bir tiyatro zaferi: Savaş

Bu yazı bir tiyatro oyunu üstüne. Ama bir oyun eleştirisi değil. Başlıktan da belli bir övgü yazısı… Harbi ve haklı bir övgü…

Bu yazı bir tiyatro oyunu üstüne. Ama bir oyun eleştirisi değil. Başlıktan da belli bir övgü yazısı… Harbi ve haklı bir övgü…

Bütün hafta ses kayıtlarıyla, ses kayıtlarının sahteliğini öne süren yalancılarla boğuşmakla, ses kayıtlarının gerçekliğini kanıtlayan sahici raporların peşinde koşmakla geçti.

Bir gazeteci için boğucu bir haftaydı.

Cumartesi akşamı için bir kaç seçenek vardı:

Televizyonun karşısına çöküp sade suya tirit bir uzay filmi filan seyrederek uyuklamak…

Evde ya da bir meyhanede şişenin dibine vurmak…

En eski sevgilim, epeydir fena halde ihmal ettiğim “tiyatro”ya gitmek…

Tiyatroya gittim. İyi ettim. Çok çok iyi ettim.

*    *    *

Haliç kıyısında, eski tekel fabrikasından pırıl pırıl bir kampus yaratmış Kadir Has Üniversitesi’nin içinde, tiyatrodan çok hangarı andıran bir salonda Tilbe Saran ve dört genç arkadaşının oynadığı Lars Norén’in oyununu seyrettim: Savaş!..

Oyun galiba geçen yüzyılın sonlarında Sırp ırkçı-milliyetçilerinin kuşatması altında can çekişen Bosna’da geçiyor. Ama bence savaş olan herhangi bir ülkede, herhangi bir köyde, kasabada, kentte…

Lars Norén İsveçli bir yazar. Ondan Strinberg’den sonra İskandinavya’dan çıkan en iyi oyun yazarı diye söz ediliyor(muş). Tanımıyordum. Cumartesi akşamı tanıdım. Hak verdim. Bu kadar yalın yazabilmek ve basit, toplumun alt katmanlarındaki sıradan insanlarla kurduğu dramatik örgüde savaş gibi çetrefil ve her an popülizme, duygu sömürüsüne kayabilecek bir konuyu böylesine derinlikli işleyebilmek… Bir zamanlar tiyatro yazarlığında da at koşturmuş biri olarak kıskandım.

Günümüzde savaşı konu alıp kahramanları ve kahramanlıkları anlatmaya kalkışmak ancak alay konusu olabilir. Ama savaşın kirli yüzünü  “Ah zavallı insancıklar, neler çekti savaş yüzünden” yalınkatlığına kapılmadan anlatmak, sahnede ete kemiğe büründürmek hüner gerektiriyor.

Lars  Norén’de bu hüner  ustalık düzeyine çıkmış. Oyunun yönetmeni  Serdar Biliş ve beş oyuncusu yazarın ustalığını sahneye üstelik alkışlanası katkılarla taşıyınca ortaya sahici bir tiyatro zaferi çıkmış. Sadece bir sanatsal zaferden söz etmiyorum; Savaş oyunu savaşa karşı da kazanılmış bir zafer.

Savaşı kazananlar yenilenlerin üstüne zalimce çökmüş. (Her savaşta böyle olmaz mı ?) Oyundan belleğime kazınmış bir diyalog bunu iyi anlatıyor: Savaşta çocuklar artık çocuk kalamıyor!..

Ya yenilenler ? Hayatta kalabilmek için, yani  yiyecek bulabilmek, barınabilmek ve… Ve yaşamaya devam edebilmek için çırpınanlar. Yine oyundan bir diyalog çok şeyi, hatta her şeyi anlatıyor: Yapamayacağımızı sandığımız öyle çok şey yaptık ki…

*    *    *

Oyunun konusu, öyküde olup bitenler mi ?

Benden bir cevap beklemeyin. Oyun Mart sonuna kadar her Cumartesi saat 20.00’de Kadir Has Üniversitesi kampüsündeki salon(cuğun)da seyirciyle buluşuyor.

Televizyonu kapatın; bütün keyif randevularınızı iptal edin ve gidin tiyatronun savaşı nasıl yendiğine siz de tanık olun.

Gidin Tilbe Saran’ın, Erkan Avcı’nın, Sermet Yeşil’in, Damla Sönmez’in ve Ecem Uzun’un  “rol kesmeden”, seyirciyi avlamaya yönelik profesyonel hilelere yüz vermeden, yalın ve derin bir oyunu nasıl yalın ve derin bir oyunculukla sahneye aktardıklarına tanık olun.

Zenginleşeceksiniz…

Yazarın Diğer Yazıları

Fahrettin Altun diye biri, tatara titiri

Ali Babacan’ın söylediklerine resmi cevap, resmi olarak siyasetçi değil, bir devlet memuru olan Fahrettin Altun’dan geldi. Ama ne cevap… Ama ne mantık…

Şüphe varsa basın kartı yok(muş)

Fahrettin Altun ve adamları şüphelendilerse, kendileri şüphelenecek kadar bilgiye sahip değillerse, polis istihbaratının, o da olmazsa MİT’in bilgisine başvurmuşlar ve şüphe bilgisi aldılarsa konu kapanmıştır, o gazeteci artık gazeteciden sayılmayacaktır

İktidara kazık kakmanın binbir yolu

Ana muhalefet sadece suç yuvası, merkezi olarak göstermekle yetinilmez, medya olanakları sonuna kadar zorlanarak yasadışı bir örgüt gibi göstermeye hız verilir...