31 Mayıs 2012

Bir Portre Denemesi

İflah olmaz bir aydın düşmanısın. Galiba bu sonradan olmadı. Galiba kendini bildin bileli öyleydin. Ülkenin seçkin aydınlarına öfkelenmektesin...

Yüklendiğini taşıyamıyorsun.

“Keşki yüklenmeseydin” demem.  Bugün geldiğin yeri hayal bile etmemiştin ama yine de “Ben bu kadarını taşıyamam” demeyecek kadar muhterissin.

Nasıl bir eğitim aldığını ayrıntısıyla bilmiyorum. Ama anlaşılan okul yaşamın senin için bilgi edinme, derinleşme değil bir diploma sahibi olmakla sınırlı kalmış. Sorgulamayı değil ezberlemeyi öğreten eğitim sistemimizin kurbanlarından biri olduğunu da düşünüyorum.

Bildiklerin yalınkat ve sığ. Yabancı sözcükler kullanmaya meraklısın ama onlar ağzında eğreti duruyor.  Aziz Nesin bir söyleşisinde “Yarım aydını ele veren yabancı sözcükler kullanma merakıdır” demişti. Sen bu bilgece tanımlamanın iyi bir örneğisin...

Hitabet yeteneğine sözüm yok. Öyle kimilerinin söylediği gibi önündeki cihazdan (=Prompter) okumaya ihtiyacın yok. Zaten sorun hitabet yeteneğinde değil, ne söylediğinde. Her konuda fikrin varmışcasına konuşuyorsun. Her konuda fikrin yok. Az konuda fikrin var. Onların da bir kısmı derme çatma bilgilerden ibaret.

Ama çok bildiğinden, herkesten daha çok bildiğinden kuşku duymuyorsun. Kötü olan da bu. Harcıalem bilgileri süslü cümleler, iyi kullanılan bir ses tonu ve hünerli vurgularla söylemek onların harcıalem bilgi ve fikirler olduğu gerçeğini değiştirmez ki... Sorgulayan, bilgiyle konuşan önce kendine döner ve kendini kandırmadan neyi ne kadar bildiğini sorgular. Bu tutum senden çok uzak. O yüzden senden farklı düşünenlere öfkelenmekle yetinmiyor, onları düşman belliyorsun.

Sevdiğin bir söz var: “Barika-ı hakikat müsademe-i efkardan doğar”. Yani: Gerçeğin şimşeği, fikirlerin çatışmasından doğar.

Ama unutma, ancak farklı fikirler çatışabilir. Sen farklı fikirlere öfkelenir, eline geçirdiğin güçle onları dile getirenleri susturur, farklı düşünenleri düşman bilirsen gerçeğin şimşeğinin doğmayacağını düşünemiyorsun. Düşünüyorsan bile -haydi moda olmuş deyimi ben de kullanayım- aşırı “şişkin ego”n seni engelliyor.

Bir zamanlar hayalini bile kuramayacağın kadar büyük bir iktidar gücünü elinde tutman başını döndürdü. Çok az kişinin sahip olduğu bir kitle desteği seni popülizmin batağına çekiyor ve sen koşar adım o batağa ilerlemektesin. Oysa popülizm “halkçılık” değil, “halk dalkavukluğu” demektir. Büyük, çok büyük kitlelerin çok büyük yanılgılara, felaketle sonuçlanan yollara saptığı tarihte çok görüldü.

Kitleler yanıltılabildiği kadar yanıltabilir de...

İflah olmaz bir aydın düşmanısın. Galiba bu sonradan olmadı. Galiba kendini bildin bileli öyleydin.

Ülkenin seçkin aydınlarına öfkelenmektesin. İktidarın gücünün ardına sığınıp onlarla alay etmeye, onlara hakaretler yağdırmaya bayılıyorsun.

Oysa böylesi zaaflardan arınmış biri, hele iktidar sahibi biri ülkesinin seçkin (=elit) aydınlarıyla övünür.

Önceleri bu seçkinlere duyduğun öfkeyi bir tür kompleksle açıklıyordum. Ama sonra fark ettim, seçkin (=elit) kavramının anlamını bilmiyorsun. Bir iki iyi okul bitirmiş, bir ya da iki yabancı dili çat pat ya da çatır çatır konuşan, kendini nedense halktan üstün gören ve daha vahimi kendinde halka öğretmenlik yapacak, onlara nasıl olmaları ve ne olmaları gerektiğini anlatacak bazı nitelikler vehmeden, hele hele üniforma kuşanmışsa bunu bir ödev değil hak olarak gören,  yasaların üstünde davranmayı doğal hakkı sayanlara seçkin filan denmez. Aydın hiç denmez.

Sense seçkin deyince tam da onları anlıyorsun. Göründüğü kadarıyla yakın çevrende bu yanlışını düzeltebilecek birileri de yok.

Dünyada olup bitenleri izlediğin de söylenemez ve yanılmıyorsam daha önceleri de izlemiş filan değilsin. Örneğin kadın, kadın bedeni, kadın-erkek, kadın-devlet ilişkileri üstüne muhtemelen baba ocağında öğrendiğin kimi yargıların var. O yargılarla ortaya çıktığında yürekler açısı bir ilkelliğin içine yuvarlandığını fark etmiyorsun. Oysa insanlık mesela şu saydığım kavramlar üstüne çok yıllardır, çok zengin ve çok derin tartıştı, tartışıyor;  düşünce üretti, üretiyor. Onlardan haberin yok.

Sakın bunu bir yabancı dili bilmeme mazeretinin ardına sığınarak göğüslemeye kalkma. Senin gibi devlet okullarında eğitim görmüş, yabancı dil bilgisi turistliğe bile yetmeyecek milyonlarca yurttaş var. Meram eden çevirileri okuyarak bu evrensel düşünce üretimine katkı sunabiliyor, tartışmalara katılabiliyor. Ama bunun için “her şeyi bilen biri” olmadığını anlaman gerek. İnsanlığın bilgi ve kültür birikiminden beslenmenin zorunluluğunu kavraman gerek.

Sorun sadece sen olaydın “yazık” der yazıyı noktalardım. Ama “yazık olan” tek sen değilsin ki... Hatta sen değilsin ki...