23 Eylül 2019

Ben bilemiyorum, belki siz bilirsiniz...

Yargıda tuhaf şeyler oluyor

Üç gündür yazamıyorum. Dikkat “yazmıyorum” değil, yazamıyorum.

Tembelliğimden değil, yazıyı kıvıramadığımdan.

Son günlerde Türkiye’de tuhaf... Peki peki, “tuhaf” değil de açıklanmaya muhtaç “bir şeyler” oluyor ve ben bunları açıklayamıyorum.

Meselâ yüksek yargı aylar ve aylar boyunca havalara bakıp ıslık çalarken birden BAK (Barış İçin Akademisyenler) sanıkları için beraat yolunu açan bir karar verdi. Birinci derece mahkemeler de art arda buna uygun beraat kararları veriyorlar. Haberi bizim T24 çetele tutar gibi aktarıyor: “Beraat eden akademisyen sayısı 38 oldu... 42’ye yükseldi.. 48’i buldu...” Yakında BAK sanıklarının beraatları haber değeri bile taşımayacak...

Neden böyle oldu ?

Bir “meselâ” daha: Yargıtay Başsavcılığı bugüne kadar pek çok davada kılını bile kıpırdatmazken bizim Cumhuriyet davası için hepimizin beraatını isteyen bir “tebliğname” yazıverdi. Bizim dosya Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin elindeydi ve bu daire hukuka sımsıkı bağlılığıyla ün kazanmış filan değildi, ama Yargıtay başsavcılığın tebliğnamesini adli tatil biter bitmez ele aldı ve kabul etti ve içerdeki arkadaşlarımız çıktı, bizlere de beraat yolu göründü. (Ben halâ yoğurt üflüyorum ama hukuk ulemalarına göre beraat çantada keklikmiş).

Peki ne oldu da böyle oldu ?

Haydi bir “meselâ" daha: Selahattin Demirtaş olayı... Ana davaya bakan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş hakkında beklenmedik bir tahliye kararı verdi. Bugüne kadar yattığı süre, hükümlü olduğu bir başka davada verilen cezadan "mahsup" edildiğinde, yani düşüldüğünde Demirtaş'ın denetimli serbestlikle bırakılmasını gerektiriyordu. Nitekim yetkili mahkeme avukatların "mahsup" istemini de kabul etti. Yasaya göre Demirtaş'ın bir dakika bile cezaevinde tutulmaması gerekiyordu.

İşte tam o saatlerde Ankara Başsavcılığı, zaten görülmekte olan ana davanın içindeki bir suçlamayı yeniden fırına sokup ısıttı ve Demirtaş hakkında yeni bir soruşturma başlatıp tutuklama kararı istedi. Tutuklama makinasından ibaret bir tuhaf yargı kurumu olan Sulh Ceza Hakimliği de bu talebi kabul etti ve Demirtaş'ı (ve "suç ortağı" Figen Yüksekdağ'ı) aynı dosyadan bir kez daha tutukladı. Böylece Demirtaş'ın tahliyesinin önü kesildi.

***

Yukarıda "meselâ" parantezine alıp özetle aktardıklarımı sizler de biliyorsunuz.

Peki bu neden böyle oldu? Sizce de bu olup biten açıklanmaya muhtaç değil mi?

Günlerdir açıklamaya ve yazıya dökmeye niyetlendim ama olmuyor, Bunların neden ve nasıl olduğunu bilemiyorum, tahmin yürütmekten öteye ilerleyemiyorum... O yüzden bari "bilmediğimi yazayım" dedim.

Buyrun...

***

Meselâ telefonda ya da makama çağrılanlarla görüşülen odada şöyle bir konuşma geçmiş olabilir mi?

- Şimdi kardeşim, hukuk reformu filan dedik ya, sahiden böyle bir niyetimiz olduğunu göstermek için bazı davalarda şey yapalım, yani bir yumuşama mı desem, yani şey mi desem...

- Bir açılım desek beyefendi?

- Ha, tamam öyle diyelim. Birilerinin ağzını kapayacak bir açılım izlenimi yaratalım diyorum.

- Çok doğru olur Beyefendi. Mesela Cumhuriyet davası... Artık maksat hasıl oldu, istenen elde edildi, gazete yönetimindeki olumsuz unsurlar tasfiye edildi. Artık içerdekilerin yatmasına gerek kalmadı.

- Hatta hüküm giymiş dışardakiler de dahil bir beraat kararı bile olabilir.

- O kadar açılalım mı efendim?

- Tabii tabii açılın...Kürtler hariç yani HDP'si, PKK'si hariç biraz açılmakta fayda var.

- Yani şu Kürtlerin tarafını tutan akademisyenler hakkında da mı?

- Evet. Unutma onlar hakkında “alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlaksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş” demiştim. Buna rağmen bugün böyle diyorsam vardır bunun bir sebebi değil mi?..

Ne dersiniz? Birileri arasında böyle bir konuşma geçmiş olabilir mi?

***

Peki meselâ bir başka gün telefonda ya da makama çağrılanlarla görüşülen odada şöyle bir konuşma geçmiş olabilir mi?

- Yav kardeşim ne oluyor? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz ?

- Estağfurullah beyefendi, o nasıl söz?

- E peki, madem öyle, bu Edirne'de yatan zat için tahliye kararı veren o ağır ceza mahkemesi? Ne demek oluyor bu? Ben size söylememiş miydim...

- Tabii söylemiştiniz beyefendi. Açılım Kürtlerden uzak tutulacak demiştiniz. Biz de öyle yapıyoruz.

- Nasıl yani? Meydanlarda, ekranlarda  "Seni başkan yaptırmayacağız" diye ağzınan köpükler saçarak şahsıma saldıran o zat için tahliye kararı vererek mi?

- Aman beyefendi, olur mu hiç?.. Açılım yapalım buyurmuştunuz ya, işte o zeminde bir karar bu. O zatın nasıl olsa kesinleşmiş hükmü var, çıkmayacak ki?

- Valla hiç iyi olmadı. Tahliyenin lafı bile olmamalıydı.

Ne dersiniz? Birileri arasında böyle bir konuşma geçmiş olabilir mi?

***

Peki meselâ bir başka gün telefonda ya da makama çağrılanlarla görüşülen odada şöyle bir konuşma geçmiş olabilir mi?

- Yav kardeşim tepemi attırıyorsunuz benim. Yav, mahsup filan dendi, mahkeme onu da kabul etti, adam tahliye oluyor, siz seyrediyorsunuz. Bakın bunun sizin için sonuçları olur. Biliyorsunuz değil mi?

- Hiç aklımızdan çıkmıyor ki beyefendi. Lakin siz merak buyurmayın. O bir yol kazasıydı ama hemen tedbirini aldık. Şimdi yeni bir soruşturma başlatılıyor ve o soruşturmayla ilgili bir tutuklama kararı verilecek ve tahliye de suya düşecek. Siz merak buyurmayın?

- Yeni soruşturma ne kardeşim? Adam içerdeyken de suç işledi demiyeceksiniz herhalde? Gülünç oluruz vallahi...

- Demiyeceğiz elbette efendim. Savcılık ana davadaki dosyaları süzdü; oralardan bir soruşturma konusu çıkardı. Sulh ceza hakimliği nasıl olsa...

- Anladım. Peki. Neyse... Ama bu son hadisede çok kötü imtihan verdiniz yani.

Ne dersiniz? Birileri arasında böyle bir konuşma geçmiş olabilir mi?

***

Valla ben bilemedim. Yani siz bilirsiniz artık...

Yoksa "Anayasasında hukuk devleti yazan bir ülkede 'böyle şeyler' olmaz, olamaz. Sen saçmalıyorsun" mu diyorsunuz?

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Üç büyük kentin başsavcılarına dilekçemdir...

Saatlerdir masanın başında yarınki Tırmık'ı kotarmaya çalışıyordum ve sonunda Tırmık değil sizlere sunduğum bir dilekçe yazıyorum

Bir şiire sığındım...

Sadece başlıktan ibaret, "Bugün canım yazı yazmak istemiyor" diyen bir başlık ve geri yanı bomboş bir ekrandan ibaret bir Tırmık yazmayı tasarladım...

Dün çok kulaklıydık; iki, üç, beş, on kulaklı...

Bir ara, bir boşluk bulup T24'ü arıyoruz: "Suriye üstüne yeni ve besbelli uğursuz bir gelişme var mı?"