28 Eylül 2019

Arı kovanına çomak soksam mı?

Sol diye andığımız, kökeni Marksizme dayanan siyasal hareketler bugün yaşadıkları tıkanıklıkları, açmazları aşabilirler mi?

İki gün önce Dünya Gazetesi yazarı Osman Ulagay "Kapitalizm nasıl kurtulur" başlıklı bir yazı yayınladı. Aslında kapitalizmin "resmi" gazetesi Financial Times'da (FT) geçen hafta gazetenin ekonomi başyazarı Martin Wolf'ün imzasıyla yayınlanan önemli, ama çok çok önemli bir yazıyı tanıtıyordu.

Martin Wolf kapitalist sistemin kararlı ve ateşli bir savunucusu. Kapitalizme böylesine bağlı biri şimdi kapitalizmin tıkandığını, bir açmaza girdiğini sözünü sakınmadan belirtiyor. Kapitalizmin "fabrika ayarlarına" dönmekten, bir başka deyişle "sil baştan" yapmaktan öte çıkarı, umarı kalmadığını kanıtlarıyla sergiliyor. T24 de bu önemli yazıyı Dünya gazetesinden aktararak yayınladı. Konuya meraklıysanız tıklayın...

Peki, kapitalizm, FT başyazarının isabetle saptayıp sıraladığı tıkanıklıkları aşabilir, kendine bir gençlik aşısı yapabilir mi?

Mümkün.

Başaramasa insanlık için, çevre için, doğa için ne kadar iyi olur biliyorum ama gerçekçi olalım, daha önce de bunu başardı ve yine başarabilir.

*   *   *

Peki genel olarak sol diye andığımız, kökeni Marksizme dayanan siyasal hareketler bugün yaşadıkları tıkanıklıkları, açmazları aşabilirler mi?

Aşabilmeleri için önce bir çıkmazda olduklarını, tıkandıklarını kabul etmeleri, bunun nedenlerini çözümlemeleri (=analiz etmeleri), çıkışın koşullarını alabildiğine açık yüreklilik ve açık sözlülükle tartışabilmeleri gerek.

Yazının başlığında "Arı kovanına çomak sokmak" deyişim de işte bu yüzden. Sol'da, hele sosyalist solda ezberlerinin tutsağı olmuşların sayısı hiç de az değil. "21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken maddi üretim yapan yani mavi yakalılar olarak adlandırılan işçiler, toplumları kapitalizm ötesine taşıyacak bir öncü güç müdürler" sorusunun sorulmasına bile şiddetle itiraz edeceklerin, hatta sözü sövüp saymaya vardıracakların var olduğunu biliyorum, biliyoruz.

Ama öylelerini umursamadıkça soldaki tıkanıklığa bırakın çare bulmayı, tıkanıklık üstünde tartışmak bile mümkün olmaz.

Bence arı kovanına çomak sokmak gerek...

*   *   *

Sosyal demokrasiden başlayalım. 20. yüzyılın başında Marksist hareketi temsil eden, bugün ise köklerinden epey uzaklaşmış olan sosyal demokrasiden...

Kökleri Marksizme dayanan sosyal demokrasi yukarıda sözünü ettiğim tıkanıklığı bugün en sert yaşayan siyasal hareket. Sosyal demokrat partilerin anası kabul edilen Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) "kapitalizmi aşmak" yani üretim araçlarının özel mülkiyetine son verme olarak belirlenmiş kuruluş hedefini 1959'da Bad Godesberg Kongresi ile terk edip kapitalizmin haksızlıklarını dengeleme, sosyal devleti mümkün olduğunca güçlendirme, yani "daha adil bir kapitalizm"i hedef olarak benimsemişti. 1998 Leipzig Kongresi’nde bunu da terk etti ve serbest piyasa ekonomisini tam olarak benimseyen bir merkez parti olmaya karar verdi. SPD'nin bu yeni çizgisi Avrupa'nın öteki sosyal demokrat partilerince şu ya da bu ölçüde benimsendi.

Sonuç mu?

Sonuçta Avrupa sosyal demokrat partileri kitlelere güven verecek, gelecek umudu aşılayacak bir parti olmaktan çoook uzaklaşmış ve kapitalizmi harbiden savunan sağ, merkez sağ ve liberal partilere karşı "Ötekiler kötü, biz iyiyiz, bizi seçin"den öte sözü kalmamış partilere dönüştüler.

Günümüzde merkez sağ ile koalisyon ortağı olmayı başarı sayabilecek bir düşkünlükteler. Sanırım sil baştan yapacak, fabrika ayarlarına dönecek güçleri ve ideolojik derinlikleri de kalmadı.

Anlamlı bir gösterge: Pek çok Avrupa sosyal demokrat partisinin kongrelerinde, toplantılarında kuruluş günlerinden kalma bir gelenekle açılış "Enternasyonal" marşıyla yapılırdı.

Artık yapılmıyor.

Partililer kuruluş yıllarından kalma bir gelenekle birbirlerine "yoldaş" diye seslenirlerdi.

Şimdi öyle seslenmiyorlar...

*   *   *

Kökleri Marksizme dayanan "sol"un sosyal demokrat kesiminde durum böyle,

Peki "sosyalist sol", Leninci sol", "Marksist sol" olarak nitelenen, kapitalizmi aşma, sermaye düzenine son verme hedefini terk etmemiş "sol"de durum ne?

Yerimiz doldu. Onu yarın tartışalım...

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

“Nurcan Baysal da, Sezgin Tanrıkulu da yalnız değildir” diyecektim…

Kimileri bizim Sezgin arkadaşımız gibi "Tanrıkulu" olur, kimileri de "devletin kulu"...

Suriye 440 x 30 kilometrekare küçüldü…

Suriye dünden beri 13.200 kilometrekare küçüldü. 13.844 kilometrekarelik Adana ili kadar yani…

Bir iyi, bir de kötü haber

Artık bir yazıda, meselâ "İkinci dünya harekâtı" yerine korkmadan "İkinci Dünya Savaşı" diyebileceğim