30 Eylül 2019

Arı kovanına çomak sokmak - III

Marksizme bağlı kalan sosyalist ve komünist sol hareketler çok ciddi bir tıkanıklık yaşıyor

İki gündür, Tırmık'ın pehlivan tefrikasına dönmesini ve sizin sabrınızı zorlamayı göze alarak sosyalist solun dünü üstüne bazı gözlem ve saptamalar yapmaya çalıştım.

Bu gayya kuyusundan beter konuda her alana değinmek, hem benim haddimi kat be kat aşardı hem de birkaç yıl sürecek bir yazı dizisi olurdu.

Yani olmazdı.

O yüzden yazı üretim araçlarının mülkiyeti ekseninden yürüdü. Yeterliydi, çünkü üretim araçlarının mülkiyeti sorunu Marksizmin kapitalist sisteme yönelttiği en bitirici, en can alıcı eleştiriydi ve keza sosyalizm kuruculuğunun en kilit ödeviydi.

Başka eksenler üstünden de yürünebilirdi. Örneğin Leninci parti ekseninden... Örneğin Komünist Manifesto'nun yazıldığı 1848'deki işçi sınıfı ile 2019 dünyasındaki işçi sınıfı ekseninden... Örneğin keskin kırmızı çizgileri olan burjuva demokrasisinden daha öte, çok daha öte, çok daha özgürlükçü bir demokrasi ekseninden... Örneğin 2019'da "Proletarya diktatörlüğü hedeflenmeli mi" sorusu üstünden...  Örneğin Çarlık Rusyası’nın acımasız baskısı altında zorunlu gizlilik (illegalite) koşullarında biçimlenmiş Leninci parti modeli ekseninden...

Lâfı gevelemeden, sözcükleri kullanırken duraksamadan söyleyeceğim: Hangi eksenden yürünürse yürünsün sonuç çok farklı olmayacak, hedefe ulaşan bir başarıdan söz edilemeyecek.

*   *   *

Bu sonuç açık kalplilikle ve cesaretle kabul edilsin edilmesin, bugün dünyadaki bütün "sol" hareketlerin tıkandığı gerçeği değişmiyor.

"En sağdaki sol"un, yani sosyal demokratların hali yürekler acısı. Belki de  onlara bu yazıda değinmeye bile gerek yok. Onlar zaten köklerini inkâr etmiş, Marksizmi kategorik olarak da reddetmiş, açık denizde yelkensiz, dümensiz, pusulasız ve kaptansız sürüklenen gemilere döndüler.

Marksizme bağlı kalan sosyalist ve komünist sol hareketler ise çok ciddi bir  tıkanıklık yaşıyor.

"Devrimden sonra her şey çözülür" ezberinin defteri dürüleli epey oldu. Kadın sorunu, çevre sorunu, kalkınmacı ekonomik programların insanı ve doğayı tahrip eden sonuçları "devrim"den sonra, onlarca yıllık sosyalizm kuruculuğu süreçleri boyunca çözülemedi; kimilerinde daha da katmerlendi.

Hele "devrim"i uzun soluklu bir süreç olarak değil de bir darbe ile iktidarı komünist partilerin ele geçirmesi olarak kavrayan anlayış "Hele bir devrim olsun, sonrası kolay" diye özetlenebilecek bir kafa tembelliğini iyiden iyiye pekiştirdi.

*   *   *

Sosyalist, komünist partilerin programlarına sorgulayıcı bir bakış bu tıkanıklığı gösteriyor. 

Küreselleşmiş sermayenin bütün suçlarını ayrıntılı ve inkâr kabul etmez bir açıklıkla sergilemekte pek hünerli olan sosyalistler, kitlelere kötüyü, yanlışı anlatıyor ama kötülere karşı kendilerinin yapacaklarına gelince solukları kesiliyor. Kitleler için inandırıcı, güven verici, ve kapitalizmin karşısında umut bağlanacak, yüreklerde coşku, bilinçlerde kararlılık sağlayacak bir seçenek yaratamıyorlar.

Bir örnek: Yine üçüncü gününe giren bu yazının baştan beri seçtiği eksen üstünden yürüyelim.

Sosyalistlerin iktidarında üretim araçlarının kolektif mülkiyeti nasıl olacak?

Devlet mülkiyeti mi olacak. Onlarca yıllık deneyim ve birikim bu seçeneğin adının kolektif mülkiyet değil, sosyalist mülkiyet biçimi değil, devlet kapitalizmi olduğunu bize öğretti.

(Bir parantezin tam da yeri: 70'li yıllarda bir SEKA işçisinin sözleri o gün bugün kulağımdan ve belleğimden çıkmadı: "Aydın abi, iyi diyon, güzel diyon da, benim patron Vehbi Koç değil de devlet. Peki benim için değişen ne?")

Peki devlet mülkiyeti değil de parti mülkiyeti mi olacak? Ah, evet parti bürokratlarının elinde verimsiz işletmelere dönüşecek, refahın kaldıracı değil, emekçi kitlelerin yüküne dönüşmüş bir mülkiyetten söz edilmiş oluyor. Yani o da bir seçenek değil.

Peki ne?

Bir daha: Peki ne?

*   *   *

Verdiğim örneği, ekonomiye, siyasal karar alma süreçlerine, kültüre, sanata, bilime, hasılı hayatın bütün alanlarına yayarak cevap arayalım.

"Evet, işte tam da bu, çözüm bu işte" diyebileceğimiz bir cevap var mı?

Tıkanıklık dediğim işte bu durum

Ezberlerimizin tutsaklığından kurtulup enine boyuna tartışalım dediğim işte bu sorular...

 

Yazarın Diğer Yazıları

“Nurcan Baysal da, Sezgin Tanrıkulu da yalnız değildir” diyecektim…

Kimileri bizim Sezgin arkadaşımız gibi "Tanrıkulu" olur, kimileri de "devletin kulu"...

Suriye 440 x 30 kilometrekare küçüldü…

Suriye dünden beri 13.200 kilometrekare küçüldü. 13.844 kilometrekarelik Adana ili kadar yani…

Bir iyi, bir de kötü haber

Artık bir yazıda, meselâ "İkinci dünya harekâtı" yerine korkmadan "İkinci Dünya Savaşı" diyebileceğim