03 Ağustos 2020

Ama kağıt hışırtısı, kokusu…

Basılı gazeteler yoğun bakımdalar ve durum umutsuz... Cenaze namazlarının kılınmasına çok kalmadı

Başlıktaki cümleciği ne kadar çok duydum bir bilseniz. Korona belası koşullarında kağıt gazete bulamayan, bulabilecekse bile bulaşma korkusundan almayan ve gazetesini, gazeteleri internetten okumak zorunda kalan pek çok tanıdığım yakınıyorlar: "Ama ben gazeteyi kağıttan, basılı haliyle okumak isterim. Kağıdın kokusunu duymak, hışırtısını işitmek isterim…"

Oysa ben bindiği dalı kesen bir densiz gibi çok uzun süredir, sanırım 3 yıldır basılı gazete okumadım. Zaten meslek gereği onlarca gazeteyi okumam, haberlerini gözden geçirmem, önemli, anlamlı olabileceğini düşündüğüm yazıları okumak zorundayım. Dahası dünyanın belli başlı, namlı, önemli gazetelerini de elden geçirmem gerekiyor. Eh, üç kuruşluk emekli maaşımla o kadar gazeteye para yetiştirmem mümkün değil.

Öyleyse hoş geldin internet. Gazeteleri ekranda çevir çevir oku. Yaşlılıktan güçsüzleşen gözler için yazıları dilediğin kadar büyüterek oku. İleride başvurmak istediğin haberleri, yazıları kağıt gazeteden kesip, dosyalara yerleştir; ihtiyacın olduğunda o kalın dosyaların hangisinde olduğunu bileme, bulama, somurt, homurdan… Oysa bilgisayarın bir türlü doymayan ve dolmayan belleğine kolayca bulabileceğin başlıklarla, numarala, depola, ihtiyaç olduğunda zahmetsizce neredeyse tek "tık"la ekrana getiriver.

O yüzden teknolojiye inat kağıdın hışırtısını, kokusunu özleyip surat buruşturmak bana uzak. Koku ise zaten öyle heves edilecek bir rayiha değil, hışırtıysa kulağa hoş gelen bir ses değil. Öyleyse niye bu geçmişe, geçmekte olana hasret?

I-ıh, teknolojiyi reddedilecek, huzur bozan gelişme değil, yaşamı kolaylaştıran, kişinin yükünü azaltan bir olanak olarak görenlerdenim.

* * *

Basılı gazeteler yoğun bakımdalar ve durum umutsuz... Cenaze namazlarının kılınmasına çok kalmadı.

Üşenmedim, oturdum tek tek topladım.

20 – 26 Temmuz haftasında Türkiye'de ulusal çapta dağıtılan 25 gazete toplam 1 milyon 681 bin 338 adet satıldı. (Meraklıysanız bu bilgiyi siz de kolayca edinebilirsiniz. Bilgisayarınızda "gazetetirajlari.com" yazın ya da mesela Medya Radar'a girip tiraj raporları sunan bölümü açın). Üşenmez toplarsanız, siz de yuvarlak hesap 1 milyon 700 bin net satış sayısına ulaşırsınız.

"Eee, n'olmuş yani" diyenleriniz mi çıktı?

Bakın ne olmuş:

22 yıl önce, yine 20- 26 Temmuz haftasında Türkiye'de ulusal çapta dağıtımı yapılan gazetelerin günlük toplam satışı 7 milyon 242 bin 305 idi.

"Vay be" diyenleriniz mi çıktı?

Haklılar. 22 yılda Türkiye'de kağıda basılı gazete satışları yüzde 77 azalmış. Yuvarlak hesap, tirajlar dörtte bire inmiş.

Üstelik yönelim daha da aşağıya doğru…

Bu Türkiye'ye özgü bir durum ve sorun değil. Bütün dünyada basılı gazeteler can çekişiyor. Yanılmıyorsam ABD'nin batı kıyılarında artık basılı gazete yayınlanmıyor. Avrupa'da en ünlü gazetelerin internet siteleri, basılı gazetenin okur sayısını birkaç kez, hatta beş on kez katladı.

* * *

Bir basılı gazetenin okurun eline ulaşana kadar geçirdiği aşamaları gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?

Yardımcı olayım: Haberciler gün boyu koşacak, arayacak, soracak ve basılı gazetenin yazı işleri masasına haberlerini koyacaklar. Keza köşe yazısı dediğimiz metinler de akşama kalmadan aynı masaya yetişecek. O masada haberler, yazılar sıraya sokulacak; sayfalara yerleştirilecek; basılmak üzere matbaaya gönderilecek.

Matbaa dediğin, neredeyse bir tren lokomotifi büyüklüğünde bir makine azmanı. Ona rotatif deniyor. Rotatife takılan çapları neredeyse bir metreye yaklaşan kağıt bobinler hızla dönecek ve karmaşık katlama işlemlerinden geçip rotatifin ağzından gazete olarak çıkacak. Orada işçiler o gazeteleri alıp onluk, elllik, yüzlük paketler haline getirecekler. O paketler kamyona yüklenecek ve bölge baş bayiine gidecek, Bölge baş bayiinden kentlerdeki, kasabalardaki alt bayilere götürülecek. Oradan da sizin gazetenizi aldığınız son bayiye, bakkala ulaştırılacak.

Yazı işlerinde nöbeti devralan gece ekibi yeni gelen haberleri toparlayacak, gündüz konanlardan önemsiz olanları ayıklayıp yerlerine yenilerini koyacak ve yeniden "rotatif, kamyon, başbayi, alt bayi, bakkal" döngüsü başlayacak. Gece yarısında üçüncü kez "en son haberler" yerleştirilecek, yeniden "rotatif, kamyon, başbayi, alt bayi, bakkal" döngüsüne geçilecek.

Size de bayinizden gazetenizi alıp ya da aldırıp kağıt kokusunun tadını çıkarmak, kağıt hışırtısıyla mutlu olmak kalacak…

Oysa o sırada internet gazeteleri o haberleri çoktaaaaan bilgisayarınızın ekranına yerleştirmiş olacak. Benzetme doğruysa kağıt gazete kaplumbağa hızıyla size ulaşırken, internet gazetesi neredeyse ışık hızıyla masanızda olacak.

* * *

Hâlâ kağıt hışırtısı, kağıt kokusu diye mızmızlanıyorsanız yarın da bu konuya devam edelim. Nasıl olsa yarın uzun tatilin son günü. Haber kıtlığı kol geziyordur. Sade suya tirit haberler okumak yerine gazetelerin, gazeteciliğin ve gazetecilerin yer yer keyifli, yer yer can sıkan, yer yer yürek burkan öyküsüne devam edelim.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir devlet nikâhının ardından…

Başsavcı'nın nikâhında tastamam 10 şahit hazır bulundu. Davetli değil şahit, şahit: Abdülhamit Gül (Adalet Bakanı), Süleyman Soylu (İçişleri Bakanı), Ziya Selçuk (Milli Eğitim Bakanı), Yaşar Güler (Genelkurmay Başkanı), Mehmet Akarca (Yargıtay Başkanı), Zeki Yiğit (Danıştay Başkanı), Muharrem Akkaya (Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, Halil Koç (Hakimler ve Savcılar Kurulu 1. Daire Başkanı) Rifat Hisarcıklıoğlu (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı), Metin Feyzioğlu (Türkiye Barolar Birliği Başkanı)

Çiçeği burnunda bir parti: Yeşiller Partisi

Gelişmiş kapitalist ülkelerin plastik çöplüğüne dönüşmüş, sel baskınları ile, aşırı boyuttaki kuraklık ile sarsılan ve çevreye ilişkin kaygıların kitlelerde gitgide daha hızlı yayılmaya başladığı Türkiye’de bir Yeşiller Partisi için zamanın olgunlaştığını, elverişli koşullar oluştuğunu söylemek pek yanlış olmasa gerek

Çobanın fendi sorgucu komiseri yendi

Yıllardan beri kullanılagelen "Komünisttir, tık içeri, bas falakayı" günleri geride kalmıştı, yetmiyordu. Ama poliste bundan ötesini kavrayacak bilgi de, ciddiye alınır istihbarat da, kültür(!) de yoktu