18 Aralık 2010

AKP ve CHP’nin Muhtıra İle Sınavı

Yazı gününüzdür ama içinizden tek satır yazmak gelmiyordur. Mecburen masa başına oturursunuz...

Bazen böyle olur. 
Yazı gününüzdür ama içinizden tek satır yazmak gelmiyordur. Mecburen masa başına oturursunuz, oflaya puflaya, zalim kadere lanetler okuya okuya bir yazı çıkarırsınız. Çıkandan ne siz hoşnutsunuzdur, ne okur... 
Ama bazan da tersidir. Yazı gününüz değildir ama avuçlarınız öyle bir kaşınır ki yazmadan edemezsiniz. Üstelik yazmazsanız kimsenin yas tutmayacağını, dünyanın alt üst olmayacağını, güneşin yine doğudan doğup batıdan batacağını bilirsiniz. Ama yine de...
Bugün de öyle bir gün işte...
Sabahtan beri avuçlarım kaşındı ve sonunda teslim oldum; masanın başına oturup bilgisayarın kapağını açtım.
Buyrun...

*    *    *

Geç saatlere kadar çalışıp bir başka yazı siparişini yetiştirdiğim için gün (Cuma sabahı) benim için epey geç başladı. Başlar başlamaz da CHP’nin umutlar bağlanan lideri Kılıçdaroğlu’nun demeci ile karşılaştım. Kurultay’a bir gün kala bu sevimli adamcağızı tırmıklamak içimden gelmiyor ama bu demece ne demeli: “...Elinde bir kadeh viski ile ‘Şu CHP’nin hali ne olacak’ diye konuşursa hiç konuşmasın. CHP’den de bahsetmesin".
Aman Allahım! En azından 50 yıl geriye gittik. 1960’lı yıllarda Adalet Partisinden pek bol bulunan “kazmalar”, TİP milletvekili Çetin Altan’a böyle sataşırlardı: 
- Elinde bir bardak viski, boğazdaki yalısında oturup... 
Oysa Çetin Altan’ın Boğazda yalısı filan yoktu ve viskiyi de bulabildiği zamanlar içerdi; üstelik o yıllarda bulmak da pek zordu.
Ondan 50 yıl sonra, umutlar bağlanan CHP liderinin ağzından  bu yürekler acısı popülist (Populizm: Buradaki anlamıyla, halk dalkavukluğu) sözleri duymak  pek hazin değil mi?
Hayır üstüme filan alınmadım. Yalıda oturmuyorum, viskiyi de sevmem; mecbur kalmadıkça içmem. Ama bu ülkenin bir yurttaşı olarak, hele hele gazetecilik yapan bir yurttaşı olarak elbette “Ne olacak şu CHP’nin hali”  tartışmasına ucundan kıyısından girerim. Bunun için de Kılıçdaroğlu’ndan izin alacak da değilim...

*    *    *

Gün böyle başladı. Salt Kılıçdaroğlu’nun gafı ile bitseydi izin günümde bu yazıya filan da oturmazdım.  Ama akşam üstü Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün  açıklaması geldi. Genel Müdürlüğün internet sitesine koymuşlar. Beş maddelik açıklamanın son bölümünde şöyle deniyor: 

“... Son günlerde ‘Dilimiz’ üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birtakım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir...”

Buyrun bakalım. Silme sıvama siyasal bir konuda  devlet memurları görüş, belirtiyorlar. Tapu Kadastro Ceza Yasasının 148. maddesine göre bu bir suç.
Üstelik görüş belirtmekle de kalmıyor, ardından muhtıra veriyorlar. Şöyle:

“Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Devletin, Anayasamızda yer alan, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma görevi kapsamında; Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir”
.
İyi mi?
Bu bal gibi bir muhtıradır.
Şimdi yarın sabahı bekleyeceğiz. Bakalım Başbakan Şeb-i Arus şenliklerinden, Kılıçdaroğlu Kurultay telaşından vakit ve fırsat bulup bu muhtıraya ne cevap verecekler? Öyle geçiştirme cümlelerden söz etmiyorum, “Ne cevap verecekler” diyle soruyorum.
Yani yarın AKP ile CHP’nin, Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun muhtıra ile sınavı var. 
Bakalım ne olacak. Yine sınıfta mı kalacaklar, yoksa Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne demokrasiyi mi öğretecekler...
Yarını bekleyeceğiz. Gün ola harman ola... 

  

Yazarın Diğer Yazıları

Bitirilmeyen bir Tırmık ve bir kişisel not

Hiç günü kurtarmak için yazmadım. Bundan sonra da yazmam

Reis boşa koysa dolmaz, doluya koysa almaz

Reis'in derdi büyük. Eğer "Seçim zamanında yapılacak" sözünü ve iddiasını yalayıp yutmayacaksa Anayasa'yı değiştirmek zorunda. Anayasayı değiştirmeye ise Meclis'teki AKP ve MHP milletvekillerinin sayısı yetmiyor. O zaman geriye tek seçenek kalıyor. Erken seçim

Bir MHP’nin 2. Başbuğ’undan, bir benden

MHP Başbuğu partisinin Kızılcahamam kampının kapanışında konuştu. Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek. Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim