04 Eylül 2019

Adaletten söz edenlere birkaç soru

AKP reisi ve AKP yargısı bizleri tahliyelere bakarak "Nihayet adalet geldi" diyecek kadar salak mı sanıyor?

Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi Selahattin Demirtaş hakkında oybirliği ile tahliye kararı verdi.

Haydi sevinelim.

Ama başka bir davada ceza verilip hükümlü olduğundan tahliye edilmiyor.

Haydi üzülelim.

Gezi davasının Haziran 2019 sonundaki duruşmasında tutuklu iki sanıktan biri, Yiğit Aksakoğlu tahliye edildi.

Haydi sevinelim.

Osman Kavala Silivri voltasında 686. gününü tamam etti. Tutukluluğu devam ediyor.

Haydi üzülelim...

Ama 8 Ekim'deki duruşmada tahliye edilebilir.

Tahliye edilirse hep birlikte sevinelim...

Cumhuriyet davasında 5 yıldan çok ceza yiyenler Yargıtay kararını bekleyerek serbestken beş yıldan az ceza yiyen altı arkadaşımız Kandıra Cezaevi'ndeler.

Haydi üzülelim.

Ama yeni adli yılda haklarında tahliye kararı verilecek gibi.

Öyleyse haydi sevinelim...

*   *   *

Bu kadar örnek yetsin. "Yetmez" deseydiniz 100 - 150 örnek daha sıralardım.

Tahliyelere sevinir hale gelmemiz ülkedeki "Adalet"in durumunun da somut ve anlamlı bir göstergesi. Hani adli yıl açılışında AKP Reisi'nin yargıçlara seslenip "Kanun başkadır, hukuk başkadır, adalet başkadır. Biz kendimiz ve tüm insanlık için daima adaletin peşinde koşmalıyız" dediği evrensel doğrudan söz ediyorum.

(Yazının burasında AKP Reisi'ne dönüp "Madem biliyordun ya da konuşmanı yazan o cümleyi koydu, sen de öğrenmiş oldun. Peki niye on yedi yıldır o cümlenin tam tersini uyguluyorsun. Niye 17 yıl boyunca ha bire ayıplı kanunlar çıkarıp adaletin ırzına geçilmesine yol açtın" diye sormanın bir anlamı olmasa gerek...)

Acaba AKP reisi ve AKP yargısı bizleri tahliyelere bakarak "Nihayet adalet geldi" diyecek kadar salak mı sanıyor?

Tahliye kararı çıkınca sevinmek de ne demek?

Sormamız gereken çok yalın bir soru var.

(İlk ağızda aklıma gelenleri sayıyorum; çok sayıda kişiyi eksik bıraktığımı biliyorum; eksik bırakılanlar beni hoşgörsün.)

Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Gültan Kışanak, Mümtazer Türköne, Şahin Alpay, Cumhuriyet davasının tüm sanıkları (Emre İper dahil), Gezi davasının tüm sanıkları (Osman Kavala dahil) daha dava açılır açılmaz, daha ilk duruşmada niye beraat ettirilmediler?

Bu soruya cevap verebilecek herhangi biri TMK (Terörle Mücadele Kanunu) gibi berbat ve ayıplı bir kanundan değil "adalet"ten söz ettiğimizi göz ardı etmeden bir cevap vermeli. Tabii becerebilirse...

Bir adım daha atacağım.

AKP yargısının en iyi işleyen kanadında yer alan savcılardan biri (herhangi biri) bir iddianame yazıp yasa gereği mahkemeye sunduğunda, yukarıda saydığım ve benzerleri davaların iddianameleri için o mahkemenin yargıçları "Böyle saçma iddianame olmaz. Reddediyoruz. Ey savcı, ciddi ve somut kanıtların varsa bir daha yaz getir" demeyip neredeyse gözü kapalı niye her biri bir hukuk ayıbı olan o iddianameleri kabul ettiler?

Haydi bir adım daha...

Adları "Cumhuriyet savcısı" olan ve cumhuriyet değerlerini korumak ve kollamakla yükümlü savcılar, ister önlerine getirilen polis fezlekesi olsun, ister birinin yaptığı suç duyurusu olsun, ister kendisinin re'sen açtığı bir soruşturma olsun, yukarıda saydığım ve saymayı unuttuğum çok, ama pek çok davada daha soruşturma aşamasındayken, suç iddialarına, kanıtlara, evrensel hukukun temel ilkelerine bakıp, hukuk fakültesinde öğrendiklerini hatırlayıp niye "Soruşturmaya yer olmadığı" kararı vermediler, vermiyorlar, veremiyorlar?

Adaletten söz edeceksek, söz eden ister Barolar Birliği Başkanı olan zat, ister devletin en tepesine oturmuş zat olsun, önce yukarıdaki sorulara inandırıcı birer cevap versinler.

Laf ebeliklerine karnımız tok...

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Küresel kapitalizmde oyun bitmez...

"Sayın başkan ona da gerek yok. Kim bu harika fikre hayır diyebilir ki? Üstelik epey kötüye çıkmış ünümüz "çevre dostu küresel şirket" olarak anılacak"

Çözüm sizsiniz ya da çözümsüzsünüz...

Siz kimsiniz diye soranlara, "Devletler, şirketler iklimi değiştiriyor, biz ise sistemi değiştirmek için greve duranlarız" deyin

"En iyisi Kürt'ü Kürt'e kırdıralım..."

"Ha unutmadan... Bu toplantının tutanağı mutlaka ve derhal imha edilsin. Bakarsınız bir gazetecinin eline geçer, yayınlar, çok zora düşeriz..."