31 Temmuz 2019

1071 - 2 - 2 = 1067 AK-demisyen

Biliyorum biraz cebir denklemi, biraz da bulmaca gibi tuhaf bir başlık oldu.  Ama bu başlıktan zinhar geri adım atmam. Çünkü tuhaf ama kesinlikle doğru bir başlık.

Biliyorsunuz önceki gün çeşiti devlet ve vakıf üniversitelerinden 1071 imzalı bir  "karalama - biat - ihbar" bildirisi" yayınlandı.

Listeye baktık. İki imza mükerrer yani iki kez kullanılmış. Kaldı 1069 imza. Ardından iki onurlu (evet onurlu) akademisyen (evet akademisyen), Prof. Dr. Ercan Eyüboğlu ve Dr. Şerif  Eskin böyle bir utanç bildirisinin altına imza filan atmadıklarını, imzalarını bildirinin altına koyan sahtekârları da bilmediklerini açıkladılar. Kaldı 1067 imza. Bu satırların yazıldığı saatte (Salı saat 22.40) durum bu. Bu Tırmık size ulaşana kadar imza koymadıklarını açıklayan başka akademisyenler çıkarsa şaşmam.

Ama  çıkmazsa da şaşmam. Türkiye üniversitelerinde ve "üniversitemsi"lerde böyle bir bildiriye imza koyacak 1071 değil 2.071, 3071  AK-demisyen rahatlıkla çıkar.

*   *   *

2019 Şubat sonu verilerine göre Türkiye'de 130 devlet üniversitesi (10 teknik üniversite, bir yüksek teknoloji enstitüsü ve iki güzel sanatlar üniversitesinin yanı sıra Millî Savunma Üniversitesi ve Polis Akademisi) ve 73 vakıf üniversitesi var.

Bunların büyük, ama çok büyük çoğunluğu üniversite denen bilim kurumu filan değil, olsa olsa yüksek meslek okulu hatta sadece yüksek lise. Dahası yüksek lise bile olamayan, sadece üniversite giriş sınavlarında düşük puan almış öğrencileri kaydedip, parayla diploma satmak üzere dükkan açmış ve adına vakıf üniversitesi denmiş ticarethaneler var.

Eh böyle başa böyle tarak misali, böyle "üniversitemsi"lerde, ticarethanelerde çok sayıda, ama sahiden pek çok sayıda "akademisyen" sıfatı taşıyan, oysa sahici bir akademik dünyada, olağan koşullarda yeri bile olamayacak bir takım erkek ve kadınlar var.

Hepsini elbette tanıyamam. Ama prototip sayılabilecek epey tanıdığım oldu. Kimileriyle TV tartışma programlarında karşı karşıya geldim, (Yaaa, bir zamanlar ben ve benim gibiler de TV'ler tartışma programlarına katılırdı). Kimilerini merak edip ekran karşısına geçtiğim TV tartışma programlarında seyrettim, dinledim. Kimilerinin yazdıklarını meslek gereği okumak bahtsızlığına uğradım. Kimileriyle yolculukta yanyana oturup sohbet etmek zorunda kaldım.

Galiba  hepsini  üç ya da dört "kategori"de sınıflamak mümkün.

Bir: Ödlekler, suya sabuna dokunmayan "pis"ler.

Böyleleri sosyal bilimler alanında pek yoktur. Daha çok teknik bilimlerde, Tıp'ta filan yer almışlardır. Siyasal tercihleri, ideolojik görüşleri -varsa bile- gizlerler. "Siyasetle ilgilenmem" cümlesini sanki marifetmiş gibi kullanırlar. Konumlarını özellikle akademik konumlarını olumsuz etkileyebilecek her etkinlikten bazan açıkça, bazan sinsice kaçınırlar. Buna karşılık dekan ya da rektörlerle iyi geçinme söz konusu birinci sınıf  birer uzmandırlar. Rektörlerden, dekanlardan gelen yazılı, sözlü hatta imalı isteklere itirazsız uyarlar. Oralardan önlerine gelen ve imzalamaları "tavsiye edilen" metinleri duraksamadan imzalarlar.

İki: Kendilerini mütedeyyin, o kadar vurgulu değilse eğer, muhafazakâr olarak tanımlayıp 2002'de AKP tek başına iktidara gelince kimileri hızla, kimileri adım adım birer parti militanı ve borazanı kesilenler. Bir zamanlar, yani 17 yıl öncesinde savundukları değerleri bile terkedip ya da ikincilleştirip AKP iktidarına zarar vereceğini sandıkları her şeyi (ama her şeyi) düşman belleyip saldırırlar. Bir zamanlar utanç kaynağı sayabilecekleri bildirilerin altına çekinmeden imza atar, hatta imza toplamakta öncülük ederler...

Üç: Türk milliyetçileri. İçlerinden gerçekten bir bilim adamı ("insanı" demedim, bilerek "adamı" dedim) çıkmış mı ya da var mı  bilmiyorum. Tanıdıklarımın hemen hepsi için üniversiteler bir "ideolojik avlak"tır. Dolayısıyla da akademik çalışmadan anladıkları  öğrenciler arasından milliyetçi militan kazanmak, kadro devşirmektir. İdeolojik tercih ve saplantıları gereği "Türk'ten başka herkesi düşman" bellerler. Öncelikli düşmanları dönemine göre değişir. Eskiden düşmanları ağırlıklı olarak komünist ya da solculardı. Şimdiler de Kürtler...

Dört: Kaderlerini, geleceklerini, akademik yaşamlarını, o alanda yükselmelerini, fırsat doğarsa siyasete tepeden inme hedeflerini AKP'ye, AKP'den de çok AKP'nin Reisine bağlayanlar. Reis ne derse "Kuzu Kuzu" uyarlar hatta Reisten çok reisçi kesilirler. Başlıkta kullandığım "AK-demisyen" terimi en çok bunlarda somutlaşır.

*   *   *

Saydıklarım bir kaç gün önce yayınladıkları 1071 imzalı bildiride buluştular. Titizlik ve ciddiyet gerektiren imza toplama eylemini bile yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Ama bulaştırmasalardı da imza sayısını 1071  olarak seçmelerindeki ilkellik onları ele veriyor, tanımlıyor.

Bir de "1071 imza cihadı"nda tavsiyeleriyle teşvikleri ile büyük katkı sunan rektörler var. İmza için rektörlerden gelen çağrılar, öneriler, tavsiyeler, kapalı kapılar altındaki tehditler onların neden rektör seçildiklerinin yeterli ve en güzel kanıtı.

Osmanlı  "Marifet iltifata tabidir" demiş.

Rektör seçimlerindeki üstün başarısından dolayı AKP reisini tebrik ederim...

Yazarın Diğer Yazıları

Dört kadın, bir umut

Orada barış, demokrasi, adalet, özgürlük ortak paydasında buluşan, buluşabilen, o dili konuşan, konuşabilen dört kadın vardı

Tatil bitti, aşırı sıcak günler kapıda

"Aşırı sıcak günler kapıda " dediysem meteoroloji raporundan söz etmiyorum. En kestirme deyimiyle "Suriye sıcağı"ndan söz ediyorum

Bayram şekeri niyetine: Mizah...

"Bugünlük bu kadar" dedim ama, acele etmişim. Kara mizahla başlayan bu yazı kara mizahla bitecekmiş...