02 Mayıs 2020

1 Mayıs 1962 – 1 Mayıs 2020

Ben 1 Mayıs’ı 1962’de, yani 1 Mayıs’ın "İşçinin emekçinin bayramı" olduğunu henüz bilmediğimiz yıllarda kutladım. Enternasyonal marşını da ilk kez o gün dinledim

1977'nin 1 Mayıs’ın görmüş, yaşamış kuşaklar dün, Koronavirüs kıskacının boğuntusuyla daha da artan bir hasretle birbirlerini aradılar. Telefonlar çok çalıştı.

Kâh sevinçli, kâh kederli bir sesle birbirlerinin bayramını kutladılar. Epeydir kullanmadıkları "yoldaş" sözcüğünü her defasında ve coşkulu bir vurguyla kullandılar.

Eski, çok eski bir "yoldaş" telefonda söze pattadanak girdi, "Eve tıkılıp bilgisayar ekranından veyahut cep telefonundan görüntülü konuşup 1 Mayıs kutlamanın da, 1 Mayıs konuşmanın da tadı yok. 1 Mayıs eve sığmıyor. Meydanda olmadıktan, marşlar söyleyerek yollarda yürümedikten sonra kim 1 Mayıs’ı yaşadım diyebilir ki" diye sordu.

Pattadanak sordu, ben de öyle cevap verdim:

- Ben…

Anlamadı."Nasıl yani" diye sordu…

Ona anlattım, size de anlatayım…

* * *

Ben Türkiye’de 1 Mayıs’ı hiç görmedim. Ne 1976’da, ne 1977’de, 1978’de, 1979’da…

Çalıştığım, üstelik en tepedeki yöneticisi olduğum gazetede 30 Nisan akşamüstü, gazetenin dümen neferinden ikinci adamına, kadınına kadar hemen herkes karşıma dikildi hemen hemen aynı cümleyi kurdu:

- Abi ben yarın yokum, biliyorsun değil mi?

İzin istemiyor, tebliğ ediyorlar, yönetici pozuna girip olmazlansam, nasıl olsa bildiklerini okuyacaklar. O yüzden "Biliyorum" deyip, sanki izin vermişim gibi kafamı salladım.

Sonuç: 1 Mayıs'larda ben kapı güvenliği, telefon santralı, haber editörü, yazı işleri müdürü, yayın yönetmeni, yani aklınıza gelenlerin hepsi oldum ve 1 Mayıs’ı telefonlardan, telekslerden izledim.

* * *

Anlattıklarıma bakıp "Ah, yazık sana" demeyin.

Ben 1 Mayıs’ı 1962’de, yani 1 Mayıs’ın "İşçinin emekçinin bayramı" olduğunu henüz bilmediğimiz yıllarda kutladım. Enternasyonal marşını da ilk kez o gün dinledim.

TİP yeni kurulmuştu. Kim kimin aklını çeldi bilmiyorum ama, rahmetli arkadaşım Atila Özkırımlı ile birlikte TİP’in kapısını çalıp üye olmuştuk. Henüz profesyonel sendikacılar dışında TİP’in kapısını çalan işçi pek yoktu.

Bizden önceki, hani "eski tüfek" dedikleri kuşaktan Abidin Nesimi TİP’e katılmamızı desteklemiş, "Sen niye katılmıyorsun" sorumuzu "Ben fayda yerine zarar verebilirim" demişti. Eski tüfek ya, mimliydi…

"Harun abi"yi bize Abidin Nesimi tanıttı.tanıttı.

Harun Abi, Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası’nda işçiydi.

1962’nin 30 Nisan’ında Harun abi bize "Yarın akşam bir yere söz vermeyin, yedi buçuk, sekiz gibi Paşabahçe iskelesinde buluşalım" dedi.

Atila Özkırımlı, ben ve galiba bir de arkadaşımız, İktisat Fakültesi öğrencisi Önder Arı, 1 Mayıs akşamı Paşabahçe iskelesinde gemiden indik. Harun abi karşımızdaydı. Yanında da birkaç kişi.

Vurduk Paşabahçe sırtlarına, Şimdiki gibi gecekondularla kaplanmamış, ağaçlar, çalılarla kaplı bir yamaç. Ağaçların arasında bir küçük meydancıkta otların üstüne oturduk. Akşam karanlığı çökerken Harun abi alçak sesle 1 Mayıs’ı anlattı. O "bayram" demiyordu, "İşçi Sınıfının Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü" diyordu.

O uzun uzun anlattı, bizler uslu uslu dinledik. Sonra iyice karanlık çöktü. Harun Abi’nin yanındaki işçilerden daha genç olanları kalktılar, çalı çırpı topladılar.

1 Mayıs 1962 akşamı, Paşabahçe sırtlarında, bir kuytu meydancıkta kocaman bir ateş yakıldı. Çevresinde halkalandık ve Harun abi -adeta- fısıltıyla söylemeye baladı:

Uyan artık uykudan uyan / Uyan esirler dünyası Zulme karşı hıncımız volkan / Kavgamız ölüm-dirim kavgası...

Tüyler diken diken, biz tıfıl sosyalistler büyülenmiş gibiyiz.

Birlikte olduğumuz Paşabahçe işçilerinden bir kaçı da marşa katıldı:

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık / Enternasyonal'le kurtulur insanlık…

* * *

2020 1 Mayıs’ını ben böyle anmak ve kutlamak istedim.

Hepinizin, hepimizin 1 Mayıs bayramı…

Düzeltiyorum:

Hepinizin, hepimizin "1 Mayıs Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü" kutlu olsun… 

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu (Fotoğraf: Emrah Gürel/AP)

Yazarın Diğer Yazıları

Bir gece sahiden gelirler mi baba?

Böyle bir yargı aygıtının olduğu bir ülkede yeni tetikçiler, yeni pislikler çıkmasına kim şaşar?

Hepsinin ortak korkusu: Kitlesel eylemler

Tarih harekete geçen kitleleri hiçbir gücün durduramayacağının kanıtlarıyla dolu. Ya iktidarlar devriliyor ya da kendilerine çeki düzen vermek; kitlelerin talepleri doğrultusunda geri adımlar atmak; tükürdüklerini yalamak zorunda kalıyorlar

Yumurtasız omlet, HDP’siz ittifak

Aritmetik can da sıksa, milliyetçi yargı ve önyargıları da zedelese o soğuk gerçeği ortaya koyuyor: HDP’nin içinde yer almadığı ya da dışında bile kalsa desteklemeyeceği bir ittifak seçim kazanamaz…