24 Şubat 2021

Vietnam savaşının en karanlık yüzü üzerine

5 Kan Kardeş filmi hakkında: uzun bir serüven ve aksiyon filmi görünümü ardında ırk sorunlarına son derece radikal biçimde yaklaştığı ve özellikle son dönem Amerikasında başkaldıran görkemli siyahi tepkiye mükemmel bir zemin açtığı söylenmeli

5 KAN KARDEŞ

X X X X

(Da 5 Bloods) 

Yönetmen: Spike Lee
Senaryo: Danny Bilson, Paul De Meo, Kevin Willmott, Spike Lee
Görüntü: Newton Thomas Sigell
Müzik: Terence Blanchard
Oyuncular: DelroyLindo, Jonathan Majors, İsiah Whittlock, Melany Thierry, Paul Walter Hauser, Chadwick Boseman, Jean Reno, Jonny Nguyen

Amerikan filmi, 2020.

Netflix'te gösterilen, siyahi yönetmenlerin önde gelenlerinden Spike Lee'nin son filmi, 2 saat 34 dakikalık uzunluğuyla seyri çok kolay bir yapım değil. ABD'li olmayanlar için de yer yer biraz karışık olduğu söylenebilir. Ama sonuç olarak uzun bir serüven ve aksiyon filmi görünümü ardında ırk sorunlarına son derece radikal biçimde yaklaştığı ve özellikle son dönem Amerikasında başkaldıran görkemli siyahi tepkiye mükemmel bir zemin açtığı da söylenmeli.

Olayın dekoru Vietnam ve tarihin akışını etkileyen o ünlü Vietnam savaşı. Öylesine bir savaştı ve ABD'nin ilkel bir komünizm korkusuyla gittiği bu ırak ülkede ne aradığı yılar boyu öylesine sorulmuş bir soruydu ki... Bizim kuşak iyi hatırlar.

Savaş aslında 1955 yılında, ikiye bölünmüş Vietnam'da Kuzey ve Güney arasında başlamıştı. Yani o çok ünlü Amerikan İç Savaşı gibi. Ve bu durumda, komünist Kuzey ve milliyetçi Güney arasında. ABD bu savaşa ancak 1963 yılında girmişti. 1975'te, on küsur yıl ve yitirdiği 60 bin askerden sonra, zafer filan kazanamadan da çekip gitmişti. Ne hazin bir tarih sayfası...

Hikâye 2016'da açılıyor. Yani Trump'ın işbaşına yeni geldiği günlerde... Eski-yeni haber filmlerden savaşın bir özeti geçiliyor. Ve eskiyle yeni arasında bir gel-git başlıyor. Allah'tan akıllıca bir teknolojik uygulamayla; günümüzün bölümleri geniş perde, eski savaş günleri daha dar bir formatla verilerek...

Savaş derken, bir yanda savaşın gerçek yüzü... Özellikle de siyahi bir grup ve onun öyküsü... Bu da çok doğal; çünkü filmden de öğrendiğimiz gibi savaşa katılan siyahiler tüm askerlerin üçte biriymiş. Oysa ülkede (yani ABD'de) nüfusun kabaca yüzde 10'unu oluştuyorlar. Nispetsizliğe bakar mısınız?

Ve bu grubun en büyük kahramanı da Fırtına lakaplı Norman'dır: Tüm ekibin içinde tek star oyuncu olan Chadwick Boseman'ın yakışıklığını taşıyan gözüpek siyahi asker... Ama onun ölümü çok gecikmez (ki bu ölümün gizemi ancak finale doğru çözümlenecektir).

Ve belki en ilginci, en azından entrikanın belkemiğini oluşturan olay, o siyahi gurubun Vietnam'da, düşen bir CIA uçağı içinde buldukları "altın hazinesi" olacaktır. ABD'ye yardım eden bir örgüte verilmek üzere, gerekli işlemden geçip bloklara dönüştürülmüş ve paketlenmiş has altın külçeleri...

Kahramanlarımız o koşullarda alıp götüremedikleri altını doğanın içine saklarlar, zamanı gelince dönüp almak için... Ve o gün gelir, yıllar sonra, hayatta kalanlar hep birlikte Vietnam'a dönerler. Ama işin içine elbette ülkenin (yasal veya haydut) asıl sahipleriyle, Vietnam'a Amerikalılarla birlikte ayak basmış olan Fransızlar da katılacaktır. Hepsinin gözü olası bir servetin şehvetiyle dönmüş olarak...

Film bir kahramanın "Bize ait olmayan ahlaksız bir savaşta gidip savaştık" dediği Vietnam'ı, aynı zamanda Amerikan siyahi tarihinin çerçevesine ustalıkla yerleştiriyor. Özellikle ilk başta, Vietnam için savaşmaya gitmeyi reddeden efsane Muhamed Ali'nin, sonrasındaysa bir diğer siyahi önder olan Martin Luther King'in (ünlü 1967 konuşması içinde) bu savaşı nasıl lanetledikleri hatırlatılıyor. King'in o konuşmadan bir yıl sonra haince öldürülmesi de... Ki o olay tam 112 şehirde büyük direniş yaratmış, gösterişçiler King'in ölümü kadar o savaşa da karşı çıkmışlardı. Yani "Black Lives Matter - Siyahilerin Yaşamı Önemlidir" sloganının bir anlamda doğuşu....

Bu arada Vietnam'ın Hanoi radyosunda Amerikan askerlerine özel yayın yapan kadın spikerin özellikle Marvin Gaye (ünlü siyahi şarkıcı) ağırlıklı programları duyuluyor. Ki siyahilere King'in öldürülmesini de o duyuracaktır... Ayrıca araya sakat çocuk, yerel rehber, vatansever asker, ucuz fahişe gibi Vietnamlı kahramanlar da giriyor.

Ama en ilginci o beş siyahi asker. Ve aralarındaki çeşitli ilişkiler: Dostluk, vefa, kıskançlık, nefret...Ve büyük miktarda paranın tüm insancıl ilişkileri altüst eden dayanılmaz etkisi. Özellikle de bir baba-oğulun trajediye varan ilişkisi. Ve tüm bunların vahşi olmaya eğilimli bir dekor içinde, daha önce dediğim gibi görkemli bir aksiyon ve sürekli bir gerilimle iç içe verilmesi.

Doğrusu Spike Lee parlak bir dönüş yapıyor. 1957 doğumlu yönetmen, 1980'lerde başladığı kariyerinde sayısız ilginç ya da iyi filme imza attı. She's Gotta Have İt, Do the Right Thing, Mo' Better Blues, Jungle Fever, Malcolm X, Clockers, Girl... 2000'lerden sonra 25. Saat, İnside Man - İçerdeki Adam, Oldboy, BlacKkKlansman- Karanlıkla Karşı Karşıya... Arada bol bol belgesel ve kısa film de çekerek...

Ayrıca Fransa'dan emektar Jean Reno da göz dolduruyor. Hayli antipatik bir tip çizse de... Ayrıca Newton Thomas Sigell'in görüntüleri ve büyük usta Terence Blanchard'ın müziği de kayda değer. Unutmadan: Uzun yılların ayırdığı kahramanlarımızı aynı oyuncuların canlandırdığı filmde makyajcıların başarısını da hatırlatmak gerekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

İstanbul'u kurtarmak: İmamoğlu'nun başarıları ve işbirliği gerekliliği

Güzel İstanbul için bir "konsensus" oluşması, merkezi ve yerel yönetimlerin barış ve anlaşmayla birlikte çalışması şart. Bunun için İmamoğlu diyaloga açık gözüküyor

Adları benzer, kendileri benzemez iki ilginç film

Atilla Dorsay, Digitürk'te yayınlanan Mary ve Martha ile Netflix'te yayınlanan Malcolm ve Marie filmlerini yazdı

Devasa bir film arşivinin başına gelenler

Olay, MSGSÜ'nün son rektörü Handan İnci'yle ilişkili. Üç Ekim 2019 tarihinde, Handan hanım kendisini Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV merkezine müdür olarak atamış. Sinema arşivinin ve dijital restorasyon stüdyolarının, bütün profesyonel çalışma alanlarının kilitlerini değiştirmiş. Burada yıllardır çalışan ve film arşivciliğini bilen ülkedeki tek akademik kadroya her yeri yasaklamış