11 Temmuz 2014

Ürkünç tarikatın feci akıbeti

Her şeye karşın, bu kendine özgü film ilgiyle izleniyor ve düşündürüyor

AYİN 
(The Sacrament)

Yönetim ve senaryo: Ti West
Görüntü: Eric Robbins
Müzik: Tyler Bates
Oyuncular: Joe Swanberg, Gene Jones, Al Bowen, Kentucker Audley, Amy Seimetz, Kate Lyn Sheil, Shawn Parsons/ Amerikan filmi.

İki türün yeni ve ilginç bir birleşimi. Bir yandan, Amerika gibi bir garip inançlar, farklı mezhepler ve ürkünç tarikatlar ülkesinde, böylesi bir grubu ele alan filmlere yeni bir örnek.

Öte yandan, yıllar önce (tam olarak 1999 yılında) çekilen The Blair Witch Project- Blair Cadısı filminin başlattığı (ama devamı pek gelmeyen), bir ‘belgesel-gibi’ tavrıyla çekilmiş korku filmlerinin de yeni bir örneği.

Kız kardeşi ortadan kaybolan ve daha sonra ülke sınırlarında bir kömün hayatı yaşadığı haberini alan bir serbest fotoğrafçı, bir tür sansasyon haberciliği yapan iki arkadaşıyla birlikte onu aramaya gider. Hippi tarzı bir yaşam bulmayı beklerken, karşılarında birkaç yüz kişilik bir tarikatı ve onun tuhaf yaşamını bulurlar.

Tarikat lideri, beklendiği gibi ağzı iyi laf yapan, etkili konuşan ve kitleyi sürükleyen biridir. (Kimi siyasetçileri de hatırlatarak!..) ‘Father- Baba’ diye çağrılan bu adam, onları tüm malk-mülklerini satarak paralarını birleştirmeye ve dağ başındaki bu sahte cennette (topluluğun adı da Cennet Cemaati’dir) yaşamaya ikna etmiştir. Toprağı ekip biçerek, makul ölçüde eğlenerek (ama içki yoktur!), sahte sevgi gösterileri yaparak yaşarlar. Kaçak kızkardeş ise Baba’nın hayranı ve mahremidir ve halinden çok memnun gözükür.

Ekip çevreyi film ve fotoğrafla saptarken, bu parlak görünümün ardındaki şüpheli şeylere ulaşırlar. Ve gerçek yaşam, giderek gerçek trajedi ortaya çıkmaya başlar.

Film, sallantılı görüntülere, amatörce çekimlere ve yine hayli amatör oyunculuklara karşın, hayli etkileyici, giderek ürkünç. Bu tür şeylerin sıkça yaşanıp medyaya yansıdığı bir ülke olan ABD’de (Tom Cruise gibi bir ünlü bile Scientology denen şüpheli tarikata üye!),  1978 yılında yaşanan ve kolektif bir kıyımla biten Jonestown olayından esinlendiği de biliniyor.

Geniş bir kitlenin cerbezeli ve iyi konuşan bir mistik lider tarafından nasıl kandırılabildiğini yalnız filmler değil, tarih de bize öğretti. En görkemli örneği ‘uygar’ Alman toplumu ve Adolf Hitler dönemi olmak üzere...

Bu filmde, onca kişinin nasıl, hangi yöntemlerle kandırıldığı çok iyi belirmiyorsa da, olayların gelişimi ve o trajik final çok etkileyici. Tarikat mensuplarının çokluk siyahi olması ise, bilmiyorum, Afro-Amerikanların daha kolay kandırıldığını mı simgeliyor!..

Her şeye karşın, bu kendine özgü film ilgiyle izleniyor ve düşündürüyor. En zengin bir refah ülkesinde bunlar olabiliyorsa, öbürlerinde neler olmaz... diye kaygılanmamak elde değil. Kadroda en çok Baba’yı oynayan ve profesyonel bir tiyatro-sinema geçmişi olan Gene Jones’un göz doldurduğunu da söylemeliyim. 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yürek yaralayan bir baba-oğul ilişkisi

Film gerçekten de son derece dokunaklı öyküsüyle kalplerimize sesleniyor. Fonda yeşillikleri, barları, sarhoşlukları, country'den rock'a giden müziği ve naiflikle karışık kötülükleriyle "derin Amerika" yatıyor. Ön planda çok az süren, ama acısını film boyu hissettiren bir baba-oğul dramı

Kirlenen deniz ve yok olan doğa mı dediniz?

Ülkemize uğramamış bu film, özellikle çevre sorunlarına ilgi duyanlarca izlenebilir, hatta izlenmeli