05 Aralık 2014

Türkiye’nin dünyadaki yeni elçisi: Russell Crowe

Ünlü oyuncu 26 Aralık'ta gösterime girecek olan Son Umut'un gala gecesi için İstanbul'a geldi

Russell Crowe’un yönetip baş rolü üstlendiği The Water Diviner filmi Son Umut adıyla ülkemizde 26 Aralık’ta gösterime çıkıyor. Dünyada ise -Avustralya’nın dışında- daha sonra...

Filmin galası için yeniden ülkemize gelen Avustralyalı sanatçı, basın gösteriminden hemen sonra medyanın karşısına çıktı. Tüm olayların yer aldığı Zorlu Center’daki basın toplantısı da hayli kalabalıktı.

1915’deki Çanakkale savaşlarında açılan film, yedi ay süren bu kanlı savaşımdan kesitler veriyor. Ama asıl hikaye, savaştan dört yıl sonra, 1919’da geçiyor. Birinci dünya savaşı bitmiş, Osmanlı imparatorluğu kaybeden ülkelerin arasında yer almış ve ülke işgale uğramıştır.

O sırada Avustralya’da bir adam, eşiyle birlikte hala Çanakkale’de ölen üç oğlunun yasını tutmaktadır. Kadının dayanamayarak intihar etmesinden sonra, Joshua (Russell Crowe) Türkiye’ye gelir ve Gelibolu’ya giderek oğullarının mezarını bulmaya çalışır. Çünkü bu karısının son vasiyetidir.

Ve yolu İstanbul’dan Gelibolu’ya, oradan derin Anadolu’ya uzanırken, kendi macerasına koşut olarak işgal altında perişan bir ülkenin ve halkının acıklı serüvenine de katılır. Savaşın Türk cephesinden Binbaşı Hasan (Yılmaz Erdoğan) da ona arayışında eşlik eder.

Bu olağanüstü filmin eleştirisini oynadığı zaman vereceğiz. Hem yapımcılar bunu özellikle rica etti, hem de zaten uluslararası kurallara göre böyle yapmak gerekir. Ben şimdilik o şenlikli basın toplantısından bir avuç izlenim vermek istiyorum.

Rusell Crowe’un yanı sıra Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, filmin tek kadın oyunusu Olga Kurylenko ve yapımcı-sinemacı Muzaffer Yıldırım’ın katıldığı toplantıda, Crowe bizlere son derece Türk sempatizanı olarak gözüktü. Zaten filmin kendisi de öyle değil miydi? Crowe’un kültürü, tarihi, coğrafyası, insan malzemesi  ve de inancıyla bu ülkeyi sevdiği ortadaydı.

Nitekim toplantıda Avustralya’da on bin Anzak’ın can verdiği Çanakkale savaşına bir milli felaket olarak bakıldığını, ama ayni olayın Türk cephesinden daha da büyük bir felaket olduğunu söyledi: 70 bin kayıpla... Ünlü oyuncu bir olayın farklı cepheleri olduğunu, karşıt görüş ve bakışların da saygıyla ele alınması gereğini belirtti. Altını çizerek...

Crowe filmde özellikle işgalci Yunanlılara ve de İngilizlere ‘kötü bakıldığı’ konusundaki (kimileri yabancı) görüşlere de karşı çıktı. Hiçbir tarafa ‘kötü bakmadığını’, ama onların Anzak’larla birlikte işgalciler olduğunu söyledi. Ayrıca kederli babaya oğullarını aramakta habire güçlük çıkaran İngiliz bürokrasisini eleştirmenin de gerekliliğini savundu.

Crowe Türk oyunculara hayranlığını belirtirken, çekimlerde ikisinin de yönetmenlik deneyimlerinden yararlandığını, çekimlerde sık sık oyuncularla görüş alış-verişinde bulunduğunu da ekledi.

Cem Yılmaz, Crowe’un ‘bilgi sahibi’ olduğunun hemen anlaşıldığını, haftada bir ve ‘perde bulunan her yerde’ çekilmiş bölümleri izleterek onlara moral aşıladığını belirti. Bu alışverişten kendisinin çok kazançlı çıktığına inanan Yılmaz, artık film yapımının her evresinden geçtiği için kendisini yabancı deyimiyle ‘filmmaker- film yapımcısı’ olarak gördüğünü de söyledi ve bu film için “gerçekleşmiş bir hayalim” deyimini kullandı.

Cem’in en büyük üzüntüsü ise ‘devam filmi’nde oynayamamaktı, çünkü filmin sonunda ölüyordu!..

Yılmaz Erdoğan, senaryo önüne gelir gelmez. Binbaşı Hasan rolüne bayıldığını, çekimlerde de çok mutlu olduğunu belirtti:

“Öğretmeyi bu kadar seven, oyuncularıyla her şeyi böylesine paylaşan bir büyük sanatçıyla çalışmak ve ona çıraklık etmek müthiş bir deneyimdi”.

Ukrayna kökenli güzel oyuncu Olga Kuryenko ise filmdeki Türk kadını Ayşe rolü için dilimizi iyice öğrenmişti. Gerçi filmdeki İngilizce- konuşmaları aynen korunmuş, ama Türkçeleri için tıpatıp benzer bir sese dublaj yaptırılmıştı. Ama yapımcı Yıldırım bize onun konuştuğu kopyanın da korunduğunu, Türkçesinin gayet iyi olduğunu söyledi ve “ilerde size onu da gösteririm” dedi. 

Basın toplantısından geriye kalan başlıca şey, ülkemizin Russell Crowe’la gerçek ve has bir dost kazandığıydı. Bence büyüklerimiz ona bir de Türk pasaportu armağan etmeliler!..

Yazarın Diğer Yazıları

Hayvanlarla konuşan adamın masal gibi öyküsü

Film dur durak bilmeyen hızlı temposuyla zaman zaman yoruculaşsa da, genelde akıp gidiyor

Kedilerin dünyasına müzikal ve estetik bir dalış

Sahnede başarı kazanan her müzikalden sinemada aynı başarı beklenmemeli. Bunun çok örnekleri vardır. Ama Cats de bunlardan mı?

Sanki bir Çağan Irmak klasiği izler gibi...

İlerledikçe ve özellikle de finaliyle insanın yüreğine dokunuyor. Sanki tipik bir Çağan Irmak filmi gibi. Ve bilen bilir, bu da az kompliman değildir!..