21 Kasım 2015

Sinema ve hayat, yaşam ve ölüm

Duygusallığı ve aileyi yüceltmesi biraz da bizim Ferzan Özpetek’in sinemasından izler taşıyan bir film...

 

ANNEM     (Mia Madre)    X X X X

Yönetim ve senaryo: Nanni Moretti
Senaryo: N. Moretti, Francesco Piccolo, Valia Santella
Görüntü: Arnaldo Catinari
Oyuncular: Margherita Buy, John Turturro, Giulia Lazzarini, Nanni Moretti, Beatrice Mancini, Stefano Abbati/ İtalyan filmi

 

 

Nanni Moretti’nin Annem filmi, tadını unutur gibi olduğumuz İtalyan sinemasından gelen ve onun Akdeniz’e özgü o müthiş duyarlılığını, hüzünle karışık neşesini ve hayata yaklaşımını bizlere hatırlatan hoş bir film, güzel bir sinema deneyimi.

Film bir kadın yönetmenin Roma dekorunda yeni filmini çekme çabasını anlatıyor. Ama asıl ve temel olay, civardaki bir hastanede tedavi gören ve acı akıbetinin günden güne yaklaştığı hissettirilen, Latince hocası annesi ve onunla ilişkileridir.

Ağabeyiyle birlikte annesinin olabildiğince başucunda olmaya çalışan, ama öte yandan filmini çekip bitirmek zorunda olan Margherita, bu iki yönü bağdaştırmakta zorlanır. Ve çekimler giderek aksarken, yaşlı kadın da ebedi yolculuğuna hazırlanır.

Hikâyeyi zenginleştiren başka açılımlar da var elbette... Öncelikle Margherita’nın başarısız özel hayatı: boşandığı bir kocası, dikbaşlı bir kızı, oyuncularından biri olduğu anlaşılan, ama içten olduğu hissedilen sevgisini nedense sürekli ittiği genç bir aşığı var.

Öte yandan, elbette Barry Huggins karakteri var. Yani film için ABD’den davet edilen İtalyan kökenli tanınmış bir oyuncu... Film icabı İtalyanca konuşması gereken, ama ana dilini pek az öğrenmiş olduğundan sürekli sorun yaratan, Kubrick’le (aslında hiç çevrilmemiş) filmini dilinden düşürmeyen, kompleksli, matrak ve hafif kaçık bir adam!...

Onun kişiliğinde Moretti sinema sanatının ve film çekiminin çeşitli ögelerine, evrelerine ve sorunlarına, star sistemine, oyunculuk serüvenine ve başka şeylere neşeli bir fiske atıyor.     

Öte yandan çevrilen filmdeki hikayenin işten çıkarmalar yüzünden çalıştıkları fabrikayı işgal eden işçiler üzerine olması, filme siyasal bir boyut katıyor. İtalya, malum, Avrupa’da vaktiyle komünizmin en güçlü olduğu ve siyasette çok sağlam biçimde temsil edildiği bir ülkeydi.  Böylece film biraz şematik biçimde de olsa da emek-sermaye çelişkisini gündeme getirirken, o klasik İtalyan siyaset sahnesine de bir selam  yolluyor.

Kısacası karşımızda Hollywood’un sayısız klişesinden uzak, Avrupa’yı ve Akdeniz’i soluyan değişik bir film var. Duygusallığı ve aileyi yüceltmesi biraz da bizim Ferzan Özpetek’in sinemasından izler taşıyan...

Oyuncuların da bu başarıdaki katkısı büyük. Yine bir Özpetek oyuncusu olan Margherita Buy ve sanki kendi kendisinin bir karikatürünü çizen özgün oyuncu John Turturro başı çekiyorlar. Diğerleri de yeterince iyi.

Kuşku yok ki düş kırıklıklarıyla bezeli bir haftanın en iyi filmi.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktörün tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasınını bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.