27 Ekim 2018

Napoli soslu ve eşcinsel estetikli bir Özpetek filmi

Napoli soslu büyük aile dramı ve giderek çözülen gizem yumağı, ağızlarda buruk, ama leziz bir tat bırakarak sonuçlanıyor

 

NAPOLİ’NİN SIRRI    
X  X  X  ½

Yönetmen:  Ferzan Özpetek
Senaryo: Gianni Romoli, Valia Santella, Ferzan Özpetek
Görüntü: Gian Filippo Corticelli
Müzik: Pasquale Catalano
Oyuncular: Giovanna Mezzogiorno, Alessandro Borghi, Anna Bonaiuto, Peppe Barra, Lina Sastri, Isabella Ferrari, Luisa Ranieri, Maria Pia Calzone, Carmine Recano, Biagio Forestieri

İtalyan filmi

 

Ferzan Özpetek artık bir İtalyan yönetmeni sayılsa da, benim için o hep Türk kalacak. Çünkü daha İtalya’ya göç etmeden tanımıştım onu. Ve zaten Hamam’dan başlayarak tüm filmlerinde de bu çifte kültür yanını çok iyi korumuş ve hep asıl vatanından önemli şeyler kullanmıştı: tipik bir Doğu melalinden İstanbul sevdasına, Serra Yılmaz’dan Sezen Aksu şarkılarına...  

Tam 12. filminde Ferzan son filmlerinin belki temel özelliği olan bir ögeyi koruyor: Bir esrar, bir gerilim içeren, polisiyeye yakın ve kara-film türüne de saygı duruşunda bulunan filmler. Bu kez bu yolda büyük bir adım attığını ve bir bulmaca, bir ’puzzle’ gibi kurgulanmış filmiyle seyircisini hayli şaşırttığını düşünmek yanlış olmaz.

Önceki filmi İstanbul Kırmızısı’ndaki İstanbul’un yerini bu kez yeni vatanının en çok sevdiği kenti olduğu bilinen Napoli almış. Ve kentin son derece tipik, ama görece olarak az bilinen mekanları kullanılmış. Öyle ki (bizzat Özpetek’ten öğrendiğime göre) İtalya’daki başarısından sonra, kentte bu filmin mekanlarında yapılan özel geziler düzenleniyormuş. Bizzat Napolili olanların bile katıldığı!....

Böylece orta yaşlarındaki doktor ve otopsi uzmanı Adriana’yı tanıyoruz. Bu yalnız ve mutsuz kadın kentteki rüya gibi eğlencelerden birinde yakışıklı bir gençle tanışıyor. Ve Andrea onu en cüretkar bir tavırla alıp yatağa  atıyor. Tam bir aşk gecesi, sonrasında da kentin arkeoloji müzesinde bir randevu.

Ama Andrea gelmiyor. Ve hemen sonrasında Adriana onu hiç beklemediği bir yerde buluyor: Önüne otopsi için gelen, vahşi biçimde öldürülmüş bir ceset olarak!.. Sonrası sürprizlerle sürüyor. Ki biri de oğlana tıpatıp benzeyen bir başka adamdır.

Film Özpetek için İstanbul Kırmızısı tarzının devamı gibi. Ve belki tüm filmleri içinde entrikanın en karmaşık olduğu ve finalin en çok tartışmaya açılabileceği filmi.

Bu temelde polisiye ya da kara-film entrikasının son derece fanteziye kayan, pitoresk ve egzotik unsurları var. Diyelim ki o yatalak kahin kadın ve cücesi; sayıların yorumlanması ya da körlerin yürüyüşü gibi sahneler hem içerdikleri sivri mizah ve içsel duygusallık, hem de şaşırtıcı görsellikleriyle akılda kalıyorlar. Tüm o tipik Napoli dekoru içindeki gösteri, tören ya da oyun bölümleri gibi. Ayrıca Pasquale’nin ölümü, Andrea’nın otopsisi gibi bölümler de anılabilir.,

Cinsellik ise ustanın hiçbir filminde olmadığı kadar ortalığa egemen. Oldukça cüretkar seks sahneleriyle birlikte... Özellikle erkek bedeninin (ama aslında kadın bedeninin de) işlenmesinde açık biçimde ‘gay’ bir estetiğin egemen olduğu söylenebilir.

Özpetek hiç saklamadığı eşcinselliğiyle sanki İtalyan sinemasının çağdaş Pasolini’si. Ama onun gibi tarihin içinden fışkıran, ölümcül ve meydan okuyan bir sinema yerine daha yumuşak ve duygusal bir tarzı seçiyor. Ne de olsa Akdenizli olmanın yanı sıra bir doğulu...

Müze bölümüyse Özpetek’in özelliğini aşarak, tüm bir büyük uygarlığın da aslında bağrında taşıdığı eşcinsel estetiği sergiliyor. Gerçekten de, antik Yunan hep ve inatla erkek bedenlerini işleyen yapısıyla o özelliğe sahip değil mi? Müzeyi sabırsızlıkla erkeğini arayarak dolaşan Adriana’nın bakışlarıyla dolaşırken, bunu fark etmemek olanaksız. 

Gian Filippo Corticelli’nin görüntüleri, Pasquale Catalano’nun müziği filme büyük katkıda bulunuyor. Oyunculara gelince... Özpetek’in 15 yıl önce Karşı Pencere’de çalıştığı Giovanna Mezzogiorno, önceleri hanım-hanımcık duran fiziğiyle yadırganırken, giderek açılıyor ve dört başı mamur bir kompozisyon çiziyor. Gizemli teyzede Anna Bonaiuto, Pasquale’de Peppe Barra da ön plana çıkıyorlar.

Ve bu Napoli soslu büyük aile dramı ve giderek çözülen gizem yumağı, ağızlarda buruk, ama leziz bir tat bırakarak sonuçlanıyor.


YARIN: CADILAR BAYRAMI- HALLOWEEN

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ölümsüz şarkıları anmak için hoş bir fantezi

Ya The Beatles var olmasaydı? Ve o şarkılar hiç bestelenmeseydi?

Unutulmaz güldürü ikilisinin hayatındaki dram

1937 yılında, ikili zirvedeyken açılan film, sanatçıların kimi özel sorunlarını deşiyor

Seçimin bir başka yanı: Göreve koşan yaşlılar...

Bu seçim, benim tanık olduğum tüm seçimlerden daha önemli bir dönüm noktasını içeriyordu