21 Ocak 2015

İztuzu, traşlanacak gökdelenler, torba yasa... Ve aradan sıyrılan dürüst bir bakan

sahilini tümüyle halktan koparan yapılardan birkaçı yıkılır, o adalarda bile tepelere dikilen heyula oteller yok edilirse, Türkiye çok şey kazanır.

Süregelen çeşitli tuhaflıklar ve skandaller içinde, AKP’nin birçok siyasetçisini eleştirip duruyoruz. Elhak eleştirilmek için ellerinden geleni de artlarına koymuyorlar ve birçoğu yaptıklarıyla siyaset ve demokrasi tarihihimize şimdiden geçmiş bulunuyorlar:  ne yazık ki en kötü ve olumsuz örnekler olarak.

Bunlardan birini, Çevre ve Şehircilik bakanı İdris Güllüce’yi geçen hafta bu köşede sözkonusu etmiş, dünyanın en ünlü plajları arasında yer alan ve Caretta Caretta kaplumbağalarının dünya çapındaki sayılı yavrulama alanlarından biri olan Muğla’nın İztuzu plajı konusundaki son derece sorumsuz ve doğa düşmanı gözüken sözlerini hayli ağır biçimde eleştirmiştim.

Hemen ertesi gün, bakanın sözleri çıktı. Özetle şöyle diyordu: “Caretta’lar bizim maskotumuz, zenginliğimizdir. İztuzu’na insan ayağından başka birşey girmeyecek. Üç tane şezlong için, büfe veya restoran için biz kaplumbağalarımızı feda edemeyiz.” (Hürriyet, 15 Ocak)

Bakan oraya ticareti sokmayacağını ve girişin parasız olacağını ekliyor, ayrıca uzmanlarla biraraya gelerek yeni koruma tedbirleri alacağını belirtiyordu.

Bilmiyorum, benim yazımın da bu yanıta katkısı olmuş muydu? Ama ne önemi var? Hassas bir konuda, kamuoyunu inciten bir tutum karşısında hemen davranıp güvence veren, böylece eleştirileri izleyip dikkate aldığını gösteren bir bakan...Son zamanlarda rastladınız mı?

Üstelik bu kadarla da kalmadı. Bakan bir başka konuda da gazetelere yansıyan çok ciddi sözler etti. Bu kez, AKP’nin en tuhaf buluşlarından biri olan, kesinlikle biraraya gelmeyecek, herbiri milletvekillerinin özel dikkatine ve incelemesine sunulması gereken kırk ayrı konuyu ayni tasarıda toplayan ve adına ‘torba yasa’ denen o garip olayın en son örneklerinden birinde yer alan bir maddenin geri çekildiğini açıkladı.

Geri çekilen madde, ülkemizin doğa, tarih ve turizm açılarından son derece önemli yerlerinde inşasına başlanan, hatta bitmiş, ama yasal konumu hala belirsiz yapılara ‘müktesep hak’ getiren ve böylece onları kurtaran bir ek maddeydi. Hep olduğu gibi son dakikada bir torba yasanın kuyruğuna eklenmiş...

Ve bu madde, çok tartışmalı birçok yapıyı kurtarıyordu. Zeytinburnu’ndaki ‘traşlanma’ kararı alınmış, siluet bozan 16/9 gökdelenlerden Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na, Ataköy sahilinden Gökçeadada’daki dev otele...

Bakan şöyle diyordu: “Müktesep hakla ilgili cümleyi çıkarttım. Çünkü herkes bunu farklı yorumluyor. Bu çok görece bir kavram. Sadece 16/9 değil, kıyılar işgal edilmiş. Türkiye genelindeki yapılaşmada destansı problemler var!”.

Evet, anlaşılıyor ki İdris Güllüce vicdan sahibi bir bakan. Bu kadarına o bile dayanamıyor. Bu korkunç yapılaşmayı ancak ‘destansı’ sözcüğüyle niteliyor!...Ve en azından o maddeyi geri çekiyor. İçinde başbakanlığı döneminde Tayyip Erdoğan’ın bile eleştirdiği, bir AKP yakınının ünlü 16/9 gökdeleninin affı da olan...

Bu bir simge tavırdır, bir namus örneğidir. Elbette adı geçen tüm olaylar için  geçerli olamayacaktır. Örneğin Saray’a dokunamayacaktır. Dokunmasın da...O sorunu tarihe ve geleceğe havale etmek gereklidir, başka çözüm yok..

Ama en azından o siluete girmiş hançer oradan çıkırtılır, Ataköy sahilini tümüyle halktan koparan yapılardan birkaçı yıkılır, o adalarda bile tepelere dikilen heyula oteller yok edilirse, Türkiye çok şey kazanır.

Hem bu doğa ve tarih cinayetleri ortadan kaldırılır...Hem de yasa masa demeden herşeyi yapan ve heryeri betonla kaplayan bir süper-rantçı zihniyet, bir parça dizginlenmiş olur.

Umarım İdris Güllüce bu dediklerini yapabilir. Bekliyoruz.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yıldız Hanım'ın ardından: Anılar, anekdotlar, pişmanlıklar

Sevgili Yıldız Hanım... Vakit ayırıp o oyunu yazamadım. Çok üzgünüm. Ama sizi tanımış olmanın onurunu hep taşıyacağım

Shakespeare oynayan Toros'lu köylü kadınların hikayesi

Toros açık havasına taşınmış bu Orta Çağ İngiliz saray dramı, sanki bu deplasmandan kazançlı çıkıyor

Bir sinema zirvesi değil; ama bir spor filmi başyapıtı...

Ken Miles yarışın ne menem bir şey olduğunu anlatmak için Henry Ford'u zorla arabaya alıp piste fırladığında adam hüngür hüngür ağlamaya başlayınca... Bizim de ağlayasımız geliyor. Aynı biçimde, Enzo Ferrari sonunda kaybedince, ona bile üzülüyoruz!..