22 Nisan 2021

İç savaş sonrası ABD'sinden hazin tablolar

Atilla Dorsay Netflix'te yayınlanan News of the World filmini yazdı

DÜNYADAN HABERLER
X X X ½

(News of the World)

Yönetmen: Paul Greengrass
Senaryo: P. Greengrass, Luke Davies
Görüntü: Dariusz Wolski
Müzik: James Newton Howard
Oyuncular: Tom Hanks, Helena Zengel, Tom Astor, Travis Johnson, Andy Kastelic, Nare McKinnon, Mare Winningham, Elizabeth Marvel, Chris Bylsma, Jeffrey Ware, Justin Tade/ Universal- Netflix yapımı, 2020

Malum, sinemalar kapalı. Ne zaman açılacakları da belli değil. Yöneticilerimiz hemen her meslek gurubunu bir ölçüde de olsa düşünüyor, çok yetersiz de olsa bir yardım tasarlıyor. Lokantalara olduğu gibi... Ama aylardır kesinkes kapalı olan o sanata adanmış mekanlara herhangi bir yardım veya destekten söz edildiğini duyan var mı? Ezkaza her şey normale dönerse, yarın-öbür gün film oynatacak salon bulamayabiliriz!

Bizler, yani iflah olmaz sinema meraklıları değişik yollardan filmlere ulaşmayı deniyoruz. Bulabildiğimiz, becerebildiğimiz ölçüde... Bendeniz teknolojiyle arası umutsuz düzeyde kötü olanlardan değilim. Ama çok iyi olanlardan da değilim. Film ve dizilerimi Digitürk veya Netflix'ten izliyorum. Özel film (DVD) arşivimle birlikte... Ama örneğin Mubi'yi denedim, ama erişemedim. BluTV, Gain gibi her gün bir yenisi çıkan film kaynaklarına erişmek için uğraş verecek de değilim, bu yaştan sonra...

Bana uymayan modern işler

Ayrıca çevrim içi, YouTube gibi işler veya Zoom buluşmaları da beni açmıyor. Ya da tümüyle "dijital platform"larda gerçekleştirilen müzik çalışmaları. Veya küçücük smart-phone'unuzun ekranında izleyebileceğiniz filmler ya da diziler. Buna da alışamadım. Demek ki burada sadece görebildiklerimi yazacağım. Elbette görülmeye değer olanlarını...

Bu kez bir Digitürk, bir de Netflix filmi yazayım dedim. Ve ikisini birden yazmayı istedim. Çünkü ana temaları yakın gözüküyordu: Amerika kıtasında tarihten günümüze uzun bir geçmişi olan ve hâlâ süregelen o çare bulunmaz ırkçılık olayı. Yani özellikle siyahilere ve kızılderililere yönelmiş olan... Ama Digitürk ya da popüler adıyla "bein connect"te oynayan Antebellum filmini hiç sevemedim. İlginç konusuna ve ardında bu alandaki sağlam filmleriyle (Get Out- Kapan ve Us- Biz) tanınan bir yapımcı olmasına rağmen... İsteyen buyursun, benden paso!..

Ama öbürünü gerçekten sevdim. Ve işte o filme bir yaklaşım denemesi...

İç savaş sonrası ABD

Film Paula Jiles adlı yazarın 2016'da yayımlanan romandan uyarlanmış. 1861'den 65'e dört yıl sürmüş olan Amerikan iç savaşından kabaca beş yıl sonrasında, yani 1870'li yıllardayız. Tüm ülkede adına Reconstruction Era - Yeniden İnşa Çağı denen savaş yaralarını sarma dönemi egemendir. Savaşa katılmış ve maddi-manevi yaralar almış olan Yüzbaşı Jefferson Kyle Kidd, kendisine ilginç bir meslek seçmiştir: Bir kasabadan öbürüne gidip insanları bir salonda toplamak ve onlara değişik yerlerde basılmış yerel gazetelerde çıkan son haberleri okumak.

Savaş öncesinde matbaa ve gazete sahibi olan Kidd, böylece hem okuması kıt vatandaşlarına güncelliği ulaştırır. Bunu yaparken de onları güldürüp eğlendirir. Hem de üç-beş kuruş sahibi olur. Laf aramızda, bu yaptığı iş aynı zamanda gazete denen ve onca zaman sonra yeniden yaşam savaşı veren o iletişim organının önemini duyurduğu gibi, ardındaki o bitip tükenmeyen "gazetecilik yapma" tutkusunu da bize hatırlatmış olur...

Ama ülkede gerçek bir kargaşa hüküm sürmektedir. Mağlup Güney, galip Kuzey'in zaferini kolay kolay kabul edemez. Özellikle de zencileri özgür kılan ve böylece süregelen ırkçılığa son veren tavrını. Yöre menenjit salgınından kırılmaktadır, ama onlar "Texas köleliğin kalkmasına hayır diyor", "Burası beyazların ülkesi" ya da "Kahrolsun general Grant" gibi sloganları bağırıp dururlar. Kölelik kalkacaktır elbette. Zaten İç Savaş denen olayın temeli bu değil midir? Ama daha ödenecek bedeller vardır.

Birden sahneye Johanna girer!

Bu arada yüzbaşı Kidd bir genç kızla karşılaşır; devrilmiş bir arabanın içinde yapayalnız bekleyen... Anlaşılır bir dil konuşamadığı için onun Johanna adını yakıştırdığı bu sapsarı (aslen Alman'dır) kız onun tam anlamıyla başının belası olur. Kızı yıllardır görmediği ailesine teslim işini yüklenenler bırakıp kaçtığı için, bu işi Kidd yüklenir. Sadece vicdanını sesine uyarak... Ve onun en son Kiyowala denen bir kızılderili kabilesinde yaşadığı ortaya çıkınca, adına Kızılderili Rezervasyonları denen kuruma ulaşmak için yola çıkar; Red River'e doğru...

Ama sırf Johanna nedeniyle peşine düşen azılı suçlular olacağı gibi, o "gazete okuma" etkinliğinde sadece kendi özel gazetesinin okunmasını isteyen Mr. Farley vb. koyu ırkçılar da çıkar. Gitgide tam bir baba-kız ilişkisine dönüşen bu garip dostluğun akıbeti kestirilebilir gibi değildir.

Bir western... Ama ne western!

Karşımıza gelen film sonuç olarak tam bir western. Yani Hollywood'un dev ülkesinin tarihine eğilen yepyeni bir tür olarak sinema tarihine armağan etttiği, o sayısız başyapıta da yol açmış özel filmler... Ama bu türün uzun zamandır gördüğümüz en iyi örneği olduğu da sanırım rahatça söylenebilir.

Bu tam anlamıyla hâlâ vahşi ve acımasız bir dünya... Garip, soğuk, ürkütücü bir dönem... Sanki iyilikle kötülüğün amansız bir mücadelesi... Hangisinin son sözü söyleyeceği merakla beklenen...

Ve koca ABD'nin tarihi boyunca siyahiler, Kızılderililer, Latinler (özellikle de Meksikalılar) gibi ırklara sunduğu nefretin yeni bir yansıması. Hele Johanna'nın iki kez öksüz kaldığının ortaya çıktığı bölüm... Hem Alman göçmeni olan ailesini, hem de sığındığı Kiyowalar kabilesini katletmiş bir ülke... Belki orada ırkçılık hâlâ var, ama en azından eskisi gibi değil diye düşünüp teselli bile aranabilir!..

Ve akılda kalan diyaloglar: "Savaş bitti. Eninde sonunda bu silahları bırakmamız lazım"/ "Arkana bakma, hep ileriye git/ İleriye gitmek için önce hatırlamak gerek"/ "Johanna'ya kitap alın, o hikayeleri seviyor/ Hikayeler için zamanımız yok ki!"...

Tom Hanks'in ilk western'

Amerikan yönetmeni Paul Greengrass (1955- ) 90'lardan beri bir avuç ilgiye değer film yönetti: Theory of Flight - Mutluluğa Uçuş, Bloody Sunday - Kanlı Pazar, United 93 - Uçuş 93, Green Zone - Yeşil Bölge, Kaptan Phillips, Jason Bourne... Rahat ve sürükleyici anlatımı bu filme de egemen oluyor. Oscar'lı oyuncu Tom Hanks bu dönüş filminde ilk kez bir western'de oynamış oluyor. Ve yine tüm sevgi-saygımızı hak ediyor. Helena Zengel ise 2008 doğumlu, demek ki sadece 13 yaşında bir Alman oyuncusu. Ve ardında birkaç başarılı rol var. Filmde birçok karakter oyuncusu arasında sivriliyor. Ve doğrusu bu projeye büyük katkıda bulunuyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Beyoğlu: Sinemaların değil, ama sinema müzelerinin merkezi

Doğrusu bu özenle hazırlanmış müzeyi çok beğendim. Ama elbette daha eksikleri var, hem de çok... İyi bir yönetimle bunlar tamamlanabilir

Netflix’te bol sürprizli bir gerilim filmi

Daha önce de birlikte American Splendor, The Nanny Diaries gibi ilginç filmler yazıp yönetmiş Shari Springer Berman - Robert Pulcini ikilisi karşımıza değişik bir filmle geliyorlar

Atlar, ahırlar ve eski değerler üzerine bir çağdaş western

Ana tema Amerikan toplumu üzerine getirdiği  gözlemlerdir. Kırsalın klasik yaşam biçimi ve bunun değerleriyle, modern çağın, kentleşmenin ve kapitalistleşmenin çatışmasıdır bu...