22 Mayıs 2019

Görülmesi gereken bir yer: Yeni Truva Müzesi

Ege denizi üzerine gözün alabildiğine uzanan unutulmaz manzaralar

Ayvalık’tan sonra biz gruptan ayrılıp arabamızla Kazdağları’nı keşfe çıkıyoruz. Antik adıyla İda... Yolumuz Görmeç, Burhaniye, Edremit’e uzanıyor. Ege denizi üzerine gözün alabildiğine uzanan unutulmaz manzaralar. Ve  dünyanın en güzel coğrafyalarından biri...


Cunda'nın rengarenk dükkanları

Edremit’ten sonra Güre köyüne geliyoruz. Ve Ali Akdamar dostumuzun tavsiyesine uyarak, sağa sapıp Tahtakuşlar köyüne gidiyoruz. Burada Alibey Kudar Etnografya Müzesi var. Türkiye’nin in ilk özel Köy Etnografya galerisi.  Tam 33 ödülü var!.. Sergilenen özellikle doğadan ve denizden gelen varlıklar arasında neler neler yok ki...


Alibey Kudar Etnografya Müzesi'nde

Dünyanın en büyük kaplumbağası

Belki en ilginci bir deniz kaplumbağası. Ama öyle sıradan bir kaplumbağa değil. Kudar ailesinin işletmeciliğini yüklendikleri bu çok özel müzede ‘dünyada sergilenen en büyük deri sırtlı deniz kaplumsağası’ da var!.. Tam 360 kilo çeken, boyu 2 metreye yakın (tam olarak 197 cm) olan bir yaratık. Görülmeye değer bir şey...

Müzede ayrıca Türkmen kültürü. M. Selim Turan Sanat Galerisi ve kütüphane var. Ve UNESCO’nun da listesinde Amatör fotoğrafçılar için ayrıca çok ilginç bir mekan... Kaplumbağayı tümüyle alayım derken göbeğiniz çatlıyor!..


Dev kaplumbağasına bir bakış

Baharat satan çocuklar

Oradan çıkıp bu kez geldiğimiz Balıkesir yönü yerine Çanakkale yönünü seçiyoruz: anlatacağım o enfes müzeyi görmek için... Küçükkuyu’dan sapıp Zeus Altarı’nı görmekten vazgeçiyoruz, çünkü anlaşılan çok uzun bir yürüme mesafesi var. Ama girişte yörenin baharatlarını satan çocuklar dikkatimizi çekiyor: öylesine bilmişler ki... Ve resimlerini çekiyoruz.


Baharat satan çocuklar

Güneye sapıp Behramkale yoluyla Asos’a da inmiyoruz:  orayı nisbeten yakın bir zamanda gezdik. Buna karşılık, kuzeye sapıp Ezine, derken Truva Müzesi. Resmi açılışını çok yakın zamanda (18 Mart’ta) cumhurbaşkanının yaptığı o yepyeni ve çok önemli müze.


Önde antik vazolar, arkada onları yapan çağdaş emekçiler

Schliemann neler kaçırdı?

Alman milyoner antika meraklısı Henrich Schliemann’ın ilk kez kazı yaptığı eski Troy- Truva antik kentinden 1870-77 yılları arasında 8 bin küsur eser kaçırdığı bilinirdi. Çoğunu Rusya’ya sattığı ve Türkiye’nin yıllardır geri almaya çabaladığı bir hazine...

Ama çok yakın zamanda (14 Mayıs’ta) bu hazinenin çok daha büyük olduğu ve 73 bin 200 parçanın dışarıya gittiği belirlendi. En son bulunan kimi belgelere dayanarak... Ne zengin bir yermiş bu Truva. Ve biz Osmanlılar ne büyük bir gaflet içindeymişiz!...


Truva müzesinde mermer heykeller

Sanat eserleri...Ve onları yapanlar

Ama bu yeni müzeyi görünce keyifleniyorsunuz. Burada kalan bile ne güzelmiş, ne zenginmiş... Ve böylece  uzun zamandır bizi en etkileyen müze ziyaretini yapıyoruz. 5 katlı,  çok modern bir binada, enfes kabartmalar içeren koca lahitlerden dev Romalı imparator heykellerine; çok yakışıklı büstlerden tanrıça figürlerine; Parion altınlarından altın taçlara veya gerdanlıklara; diadem’lerden küpelere... Vazolardan kaplara, tepsilerden tabaklara...

Ve belki en önemlisi ve ilginci... Önde seramik sanatının antik eserleri veya nasılsa günümüze kalmış tekstil örnekleri sergilenirken, arka plandaki küçük ekranlarda günümüzde çekilmiş küçük filmler oynuyor: Erkek veya kadın emekçileri o işleri yaparken gösteren!.. Ayrıca mücevherler de arka plana yerleştirilen kadın figürlerinin üzerinde ışıldıyor.


Truva müzesinden bir lahit kabartması

Böylece o sanat eserlerinin emek/ emekçi yanı da karşımıza geliyor ve geçmişle bugün, sıra dışı biçimde buluşuyor. Müzedeki bu konsepte bayıldım, düşünüp yapanları kutluyorum.


Müzede antik takılar modern kadın resimleri üzerinde sergileniyor

Tavsiye edilecek bir yolculuk

Ayrıca müzeden çıktıktan hemen sonra solunuzda bir ziyaret mekanı daha var. 2018 yılındaki Uluslararası Troya Yılı kapsamında açılan Tevfikiye Arkeo-Köy. OPET ve Çanakkale Halk Eğitim Merkezi’nin ortak katkılarıyla, gerçek bir küçük köyün Troya esprisiyle donatılması. Her yerde antik çağı hatırlatan bir sürü şey: Eski heykellerin kopyaları, resimler, afişler, çeşitli nesneler. Ve üstelik turistik geceleme imkânı. Tarih-severler için tam bir fırsat...

Sonrasında Çanakkale’de bir gece kalmak sevdamızdan –yorgunluğumuz nedeniyle- vazgeçip yollara düşüyoruz: Lapseki, Biga ve Mudanya yoluyla İstanbul... Ve uzun süre biraz uzakta olan, ama hep varlığını hissettiren Çanakkale boğazını izliyoruz. Doğrusu, herkese yapmasını öğütleyeceğim bir yolculuk bu…    


Fotoğraflar: Leman Dorsay- Atilla Dorsay

Yazarın Diğer Yazıları

İçerideki has yazarımız: Selahattin Demirtaş

Kürt dostlarımız... Sakın oyuna gelmeyin!....

Orta Doğu’nun kaderini paylaşanlar için ilgiye değer bir film

Yönetmen bu filmi Suriye’de çekemeyeceğini bildiği için İstanbul’u seçmiş