05 Aralık 2015

Gencecik ölümüyle efsaneleşen oyuncunun öyküsü

Öylesine mağrur, öylesine baskıcı, öylesine küstah...

 

HAYAT     (LIFE)  X  X  X

 

Yönetmen: Anton Corbijn
Senaryo:  Luke Davies
Görüntü: Charlotte Bruus Christensen
Müzik: Owen Pallett
Oyuncular: Robert Pattinson, Dane DeHaan, Alessandra Mastonardi, Ben Kingsley, Joel Edgerton, Peter Lucas, Michael Terriott, Drew Legger, Kendal Rae, John Blackwood/ İngiliz-Amerikan-Kanada yapımı

 

 

Nedense özgün adıyla gösterime çıkan bu film, sinemanın büyük ikonlarından James Dean üzerine. Tam bir biyografi değil, sadece onun zaten kısa sürmüş yaşamının birkaç aylık bir dönemine eğilen...

Yıl 1955. Dekor: Hollywood. Dönemin her türlü ikonlaştırmaya ve tapınmaya hazır atmosferi içinde, gencecik (24 yaşındaki) James Dean, taşrada tarikatçı akrabalarının yanında anasız-babasız büyümüş, türlü kompleksleri olan, sigarayı ağzından düşürmeyen kırılgan bir genç adam olarak,sinemanın Kabe’sinde ilk adımlarını atmıştır.

Ve birkaç küçük rolden sonra ilk kez, Elia Kazan’ın yönetimi altında, yine efsane yazar John Steinbeck’in romanından East of Eden (bizde Cennet Yolu diye oynadı) filmiyle zirveye gidecek yola sapmıştır.       

Filmi yapan Warner Bros’un başında ünlü yapımcı Jack Warner vardır. Firmayı yaratan ve yücelten dört kardeşin en küçüğü, ama en otoriteri. Öylesine mağrur, öylesine baskıcı, öylesine küstah ki...Ben Kingsley, ustalıklı oyunuyla onu yeterince itici kılmayı çok iyi başarmış.

Ama filmin galası daha yapılmamış. Demek ki, kamuoyu ve basın henüz Dean’i tanımıyor. Sadece bir başka ünlü yönetmenin, Nicholas Ray’in yeni çekeceği Rebel Without A Cause- Asi Gençlik filmi için onu düşündüğü söyleniyor.

Bu arada New York’lu genç fotoğrafçı Dennis Stock ona ilgi duyuyor. Ve kırmızı halıların yapaylığından uzak, sade ve gerçek dekorlar önünde özel resimlerini çekmek istiyor. .

Ama Dean gala için Warner’lere verdiği sözleri tutmak zorundadır. Öte yandan İtalyan yıldızı, şöhretini Hollywood’da MGM şirketinde inşa etmekte olan Pier Angeli’ye tutkundur.  Bu kargaşada o fotoğrafları çekme umudu var mıdır? 

Ama sonunda bu gerçekleşiyor. Hem de Dean’in doğum yeri olan Indiana eyaletinin Marion kasabasında... Bu resimlerin finalde izlediğimiz asılları, bize genç adamın hayatından gerçek kareler olarak  sunuluyor. Ve elbette etki güçleri çok daha büyük oluyor.

Bu aslında alçakgönüllü filmde, dönemin Los Angeles’i de tüm haşmetiyle önümüzde beliriyor. O galalar: George Cukor filmi A Star İs Born’dan Cennet Yolu’na... O ölümsüz yönetmenler: Kazan, Ray, oyunculuk öğretmeni Lee Strasberg

Ve o ikon oyuncular: Dean’in büyük aşkı olduğu kadar belki de ölümünün nedeni olan Pier Angeli, ilk filminin oyuncuları Julie Harris ve Raymond Massey...Ayrıca Marilyn Monroe, Natalie Wood, Judy Garland, şarkıcı Eartha Kitt...

Demek ki bu tam bir ‘sinefil’ filmi. Sinema sanatını ve özellikle Hollywood’u tarihi, geçmişi ve efsaneleriyle bilip seviyorsanız, o dönem tasvirinden etkilenmemeniz mümkün değil.

Ne var ki bunlar filmi tam olarak iyi bir film yapmaya yetmiyor. Hem de Kontrol, Centilmen, A Most Wanted Man- İnsan Avı gibi birkaç filmiyle seçkinleşen Anton Corbijn gibi bir yönetmene rağmen...

Öncelikle bebek yüzlü  Dane DeHaan kötü oyuncu değil, ama James Dean’e hemen hiç benzemiyor ve kafamızdaki ‘aura’sına denk düşmüyor.

Ayrıca Dennis’le ilişkileri hikayenin özü olsa da, çok ağır gelişen ve yavaş sürüklenen bir ilişki. Ancak finale doğru, onun istediği gibi taşraya geldiklerinde ve o efsane yıldızı doğanın, sürülerin ve çayırların dekorunda çekerken, hikaye gerçek bir ivme kazanıyor.  Ama galiba biraz geç oluyor!......

Sonuç olarak büyük kitleye değil, ancak has sinema tutkunlarına öğütlenebilecek bir film. Kendilerini öyle sayanlar lütfen buyursun!...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktörün tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasınını bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.