04 Kasım 2017

‘Facebook fenomeni’ ekip güldürmeyi başarıyor

Önyargıların geçersizliği bir kez daha ortaya çıktı!..

 

OHA DİYORUM               X X X

Yönetim ve senaryo: Ersan Özer
Görüntü: Erhan Makar
Müzik: Uğur Ateş
Oyuncular:  Melih Abuaf, Alper Rende, Fırat Sobutay, Mert Karadaş, Bahar Şahin, Egemen Sancak, Zeliha Gümüş, Begüm Çağla Taşkın, Sıla Erkan, Sevgi Sobutay

Muhteşem Film- TME yapımı

 

 

Doğrusu hiç de iştah açıcı bir film değil... Bir kez adı faul; öylesine itici ki. Ayrıca kadroda ne yaratıcı, ne de oyuncularından tanıdığımız tek bir ad bile yok!..

Ama bu ‘Oha Ekibi’ meğerse bir ‘Facebook fenomeni’ olmuş. Ve kendisine genişçe bir hayran kitlesi edinmiş... Artık bu sinemada ne kadar bir güvence sağlarsa...

Ancak, pek isteyerek gitmediğim filmin sonuç olarak kendi türünde (komedide) oldukça ilginç olduğunu ve sıkça güldüğümüzü gördüm. Ve böylece önyargıların geçersizliği bir kez daha ortaya çıktı!..

Temelde üç ayrılmaz kafadarın öyküsü bu...Melih, Alper ve Fırat. Ve onların bir yol filmine dönüşen hikaye içinde gelişen bir kaçıp kovalamaca olayı.

Fırat’ın çalınan arabasının peşine düşen üçlünün kadınları da var. Her biri bir başka alem ilginç hatunlar... En gençleri olan Alper bir büyük aşk yaşarken, alabildiğine sakar ve dalgın Melih tacize dönüşen bir ilişkiden kurtulmaya çalışıyor. Filmde  kötülüğü temsil eden bir ikiliyse belki en abartılı, ama etkili bir komik öge olmayı başarıyor.

Film biraz BKM güldürüleri havasında ve skeçlerle ilerliyor. Ki bunların hemen tümü gayet tuhaf, hafiften gerçek-üstücü, görsellikle (yani küçük özel efektlerle) desteklenmiş olarak karşımıza geliyor.

Ben hemen başlarda kediye bittim: Üç kahramanımız söyleşirken öylesine oynak, cilveli ve hareketli bir kedi var ki...Görmelere seza!... 

Sonrası da geliyor. Parmak ısırma (!), kıskanç abinin Alper’e reva gördüğü ceza (Boğaz kıyısında bir duvara gömülme işkencesi!), işeme, direksiyonda uyuma veya silecek sahneleri...

Keçiler ve telefon, acı biber yeme ve sonrası gibi bölümler, gerçekten güldürünün mini-dorukları. Ya da elektro-şokla saçının yarısı giden ve bir elektronik kadın haline gelen Zeliha Gümüş sahneleri.

Ve de şu tür deyişler: “Canın ne zaman artık sokağa çıkmak istemiyorsa, o zaman büyümüşsündür”. Ya da direğe tırmanıp düşen adamla geçen şu diyalog: “Seninle gurur duyuyorum/ Düştüğüm için mi?/ Hayır, bir şapşal olarak oraya çıkmaya cesaret ettiğin için!”.

Kahramanları da ayni adları taşıyan Melih Abuaf, Fırat Sobutay ve Alper Rende hoş ve yetenekli insanlar. Ayrıca Egemen Taşkın, Bahar Şahin, Begüm Çağla Taşkın da yeterince iyiler.

Bu internet fenomeni salonlarda da fenomen olur mu, bilmem. Ama oyalanmak için gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. 

Her şeyiyle eskimiş bir korku filmi çabası

 

 

TESTERE: JİGSAW EFSANESİ     X
(Jigsaw)

Yönetmen: Michael Spierig, Peter Spierig Kardeşler
Senaryo: Pete Goldfinger, Josh Stolberg
Görüntü: Ben Nott
Müzik: Charlie Clouser
Oyuncular:  Matt Passmore, Tobin Bell, Paul Braunstein, Callum Keith Rennie, Hannah Emily Anderson, Cle Bennett, Laura Vandervoot

Amerikan filmi

 

 

Testere efsanesi sürüyor. Özgün adıyla Jigsaw, daha 1940’lardan başlayarak sinemaya aktarılan, ana teması (bir kötülük kumkuması kişi veya çetenin dar bir mekana kapayıp ölümcül bir sınava tabi tuttuğu kişiler) sıkça yinelenen ‘meşum’ bir hikaye. 2004 yılında, sonradan türün alçakgönüllü ustalarından olmayı başaran James Wan’ın yeniden hayata döndürdüğü bir korku destanı.

Bu yeni uyarlama ayni şemayı izliyor. Elleri-kolları bağlı olarak, son derece gelişmiş bir teknolojiyle ayarlanmış bir işkence içinde uyanan bir grup insan, bu şeytani mekanizmanın ardındaki gizemi çözmek ve hayatta kalmak için umutsuzcasına çırpınıyor.

Entrikanın ardındaki şüpheliler çok. Asıl sorununsa hepsinin ciddi günahlar işlemiş ‘suçlu’ kişiler olduğu anlaşılıyor. Yani bir intikam ya da adalet dağıtma çabası.

Ve sonunda her şey, on yıl önce ölen (ölmüş olması gereken) birinin sırtına yüklenir gibi oluyor. Ama acaba gerçek katil o mudur? 

Eski defterleri karıştırdım da, bu seri hiç benim favorilerim arasına girmemiş. Korku-gerilim filmlerine olan ve hafiften ‘mazoşist’ gözüken sempatime karşın!...

Bu yeni bölüm de bu yargımı değiştirecek değil. Üstelik araya onca TV dizisi girdi: CSI’den Criminal Minds’a, benzer temaları acımasızca sömüren ve dehşeti evimizin içine dek sokan...

Artık en yapay biçimde gerilmek için zahmet edip sinemaya gitme gereği yok!...Gerçek, özgün, yaratıcı bir gerilim gelsin, o başka!...

Yazarın Diğer Yazıları

Kalabalık, sorunlu ailenin ‘happy end’ şansı var mı?

Guillaume Canet, 010’da çektiği Küçük Beyaz Yalanlar’dan tam dokuz yıl sonra bu kez de devam filmiyle karşımızda

Ünlü bir TV sunucusu olmanın zevki ve kederi

Gece Kuşu, birçok şeyin karşıtlığını ve önlenemez çatışmasını yeniden düşündürüyor: Kadın-erkek, İngiliz-Amerikan, eski-yeni kuşaklar...

Nerde o eski bayramlar... En azından Hacı Bekir var...

Artık öyle bir yaşa geldik ki, bayramların eski tadı yok... Ne ziyaret edecek yaşlı dost kaldı; ne de gençler sizi ziyaret ediyor