15 Ağustos 2014

Eğlenmek de önemlidir

Filmin yeni konuklarından Banderas, sanki bir Almodovar filmindeymiş gibi fantezi katıyor ve filmin komedi yanını sağlıyor.

CEHENNEM  MELEKLERİ- 3   
(The Expendables- 3)

Yönetmen: Patrick Hughes
Senaryo: Sylvester Stallone, Creighton Rothenberger, Katrin Benedikt/ Görüntü: Peter Menzies Jr.
Müzik: Brian Tyler
Oyuncular: Sylvester Stallone, Jason Statham, Mel Gibson, Antonio Banderas, Harrison Ford, Wesley Snipes, Dolph Lundgren, Randy Couture, Jet Li, Arnold Schwerzenegger, Terry Krews, Kelsey Grammar, Glen Powell, Kellan Lutz, Victor Ortiz, Ronda Rousey/ Lionsgate (Amerikan) filmi

Serinin ilk iki filmini beğenmemiş ve ciddiye almamıştım. İki yıl önceki ikinci bölümü için örneğin şöyle demiştim: “Aksiyon sinemasının 1980’lerde gözde olup şimdi hayli yorulmuş, hatta tümüyle devre dışı kalmış tüm o vücutlu, bol kaslı ve marifetli kahramanları, ilk filmde biraraya gelip yeni teknolojinin, ama daha çok nostaljinin koltuğuna sığınarak yine çılgın bir macerayı bu kez birlikte yaşamışlar ve bu eski usül film, tüm dünyada büyük ilgi görmüştü.

Bu devam filmi. Nepal’de başlayıp Çin ve Arnavutluk’ta devam eden, sonunda Paris’e uğrayan (ve bu arada Afganistan’ın bol adı edilen) bir film.

Jenerik öncesi 15 dakikalık gerçekten nefes kesici bir aksiyonla başlıyor. (  ) Ve finalde ayni biçimde görkemli bir aksiyonla bitiyor.

Bu ‘aksamayan aksiyon’ özelliği dışında, filmin iler-tutar yanı yok. O sürekli şiddet ve kıyımı, hangi gerçekçelerle olursa olsun savunmak olanaksız. Tüm kahramanlar yaşlanmış, kendi kendilerinin karikatürüne dönüşmüşler. (  ) Aksiyon biryana, film gerçek bir hüzün duygusu bırakıyor. O üstün-adamlar

bu hallere mi düşecekti?”.

Ne yalan söyleyeyim, bu film de yine öyle parlak bir aksiyon sekansıyla açılıyor. Ekipten birkaç kişi, trenle nakledilen azılı bir haydudu kaçırıyorlar. Saf aksiyon olarak nefes kesici. Ama artık sadece buna tav olabilir miyiz?

Ne var ki yenilerden Patrick Hughes, ilk iki filmi yöneten ‘bizzat’ Stallone ve Simon West’ten daha iyi iş çıkarıyor. Sürükleyicilik eksiksiz olduğu gibi, en azından birkaç çok ilginç karakteri tanıyoruz. Ve kimi önemli temaların gelişmesine tanık oluyoruz.

Somali’nin başkenti Mogadishu’da açılan film bizleri Moskova’dan geçip ABD’ye (Las Vegas, New York, Arizona, California), sonra da Bükreş’e atıyor. Vaktiyle kendisi de ‘cehennem melekleri’ arasında yer almış olan, ama şimdi ekiple “cehennem kelekleri!” diye alay eden Conrad Stonebanks (Mel Gibson), artık uluslarası silah ticareti yapmakta, şüpheli ülke ve kuruluşlara atom silahları bile satmaktadır. Barney (Stallone) eski takımını toplayıp bu son derece tehlikeli eski arkadaşı, CİA’nin de isteği doğrultusunda yok etmeye kararlıdır.

Senaryo bana eski filmlerden daha iyi oluşturulmuş gibi geldi. Özellikle filmdeki alaylı deyişle “birzamanlar ne iyiydik!” ekibiyle gençlerin önlenemez çatışması açısından...“En iyisi bizdik. Belki hala öyleyiz. Ama hiçbir şey sonsuza dek süremez”. Gerçi arada “insan sadece vazgeçtiğinde yaşlanır” türünden iyimser sözler varsa da, film akıllıca birşey yapıyor ve oyuncularının yaşını açıkça kabulleniyor. Sorunları ancak eskilerle yenilerin birleşerek çözmesi ise, kuşaklar-arası barış fikrini destekliyor. 

Eskiler aslında hiç fena değil. Hernekadar eski filmlerden gelen Arnold Schwarzenegger, Jet Li ve kadroya ilk kez giren Harrison Ford küçük rollerle yetinseler de, Stallone ve Jason Statham’ın en çok karaktere dönüştüğü, en çok ‘insan olduğu’ macera bu.

Ama asıl sürprizi yeni konuklardan Mel Gibson ve Antonio Banderas yapıyor. Gibson’un Stonebanks’i perdenin gördüğü en yaman ‘kötü’lerden biri olup çıkıyor. Banderas ise tüm Latinliğini çok iyi kullanmasına imkan veren senaryoya (şarkı ve dans dahil!), sanki bir Almodovar filmindeymiş gibi fantezi katıyor ve filmin komedi yanını sağlıyor.

Birçok sahne son derece sinemasal. Özellikle terkedilmiş bir dev binada geçen tüm final bölümü. Hele Barney’in yıkılmakta olan binadan bir helikoptere sıçraması, parmak ısırtıyor: sonuç olarak bu da sinema, bu da sinemanın bir türü ve bir alanı. Ve çünkü yine Barney’in (sanki film için) dediği gibi: “Eğlenmek önemlidir!”.

Bu arada finalin yer aldığı şüpheli ülke (ki ordusu tümüyle Stonebanks’in emrindedir!) Azmenistan diye geçiyor. Artık hangi ülkeye benziyor, siz bulun!....