08 Nisan 2017

Eğer Tanrı Baba zenci, Japon, Kızılderili veya dişi olsaydı...

Dini böylesine bir tiyatroya ve yapay felsefeyle komedi arası bir bakışa alet etmek bana çok doğru gelmedi

BARAKA             X  X  ½
(The Shack)

Yönetmen: Sturt Hazeldine
Senaryo: John Fusco, Andrew Lanham, Destin  Cretton
Görüntü: Declan Quinn

Müzik: Aaron Zigman
Oyuncular: Sam Wortinghton, Octavia Spencer, Tim MacGraw, Radha Mitchell, Megan Charpentier, Gage Munroe, Amelie Eve, Avraham Aviv Alush, Sumire Matsubara, Alice Braga, Graham Greene

Amerikan filmi

 

Çok satan bir kitaptan uyarlanmış Baraka, bizim için hayli tuhaf ve mesafeli bir film. Çünkü temellerini yalnızca din ve inanç konularından almakla  kalmıyor.  Bunları çok tipik bir hıristiyan bakış açısıyla veriyor.

Mutlu bir  aile. Her nekadar baba Mack’ın geçmişinde son derece trajik bir olay varsa da... Yıllar sonra bunu unutmuş, evlenip üç çocuklu bir aile kurmuştur: Philips ailesi.

Amerikan taşrasının tipik özelliği olarak hayli dindar bir ailedir bu... Tanrı sözcüğü gündelik konuşmalarında sık sık geçiyor. Ama ondan  ’papa’, yani baba diye söz ediyorlar.

Günün birinde kıyıdaki bir piknikte bir facia yaşanıyor. Devrilen sandaldaki iki çocuğunu kurtrmaya dalan baba, en küçüğü ve kendi gözdesi olan Missy’yi unutunca, küçük kız kaçırılıyor: Civarda daha önce de birkaç çocuk kaçırmış bir manyak tarafından... Ve sonra bir barakada cesedi bulunuyor.

Bu özellikle baba için tam bir çöküştür. Kolay teselli bulamıyor. Ve o arada bir mektup alıyor. İmza olarak  ‘baba’ yazan... Ve bu mektubun izini sürerek kalkıp tek başına cesedin bulunduğu o kulübeye gidiyor. Sonrasını ancak filmi görünce anlayabilirsiniz!..

Film bir zamanlar Hollywod’un çok sevdiği gibi dinsel bir öyküye, daha doğrusu ‘mesel’e dayanıyor. Bu ‘mistik fantastik’ yaklaşım bize bizzat Tanrı’yı bile gösterebilir. Nitekim göstermişti: 30-40’ların  kimi filmlerinde... Daha yakın zamanlarda ise Ewan Almighty adlı iki filmlik seride Tanrı’yı Morgan Freeman oynamıştı... Oh God adlı komedide ise George Burns...

Burada bu zor iş Oscar’lı ve çok yetenekli Olivia Spencer’e düşüyor: hem kadın, hem de siyahi bir Tanrı olarak... Ama daha sonra bu görevi Kanadalı, ama aslında Kızılderili kökenli bir erkek oyuncu yükleniyor: Graham Greene (Ünlü İngiliz yazarıyla hiçbir alakası yok!)

 

Kimi mezheplerin vazgeçilmezi olan ‘Trinity- Teslis ya da üçlü birlik’ ise baba’yla birlikte... ‘Tanrı’nın oğlu’ Hazret-i İsa’da sakallı ve blucinli bir yakışıklı (İsrailli oyuncu Avraham Aviv Alush) var. ‘Holy sprit- kutsal ruh’daysa son derece zarif Japon oyuncu Sumire Matsubara. Görüldüğü gibi, kahramanlarımızın inanç ve etnik açıdan tüm dünyadan gelmelerine hayli özen gösterilmiş!..

Ve Mack bu üçlüyle bitmeyen bir konuşmaya dalıyor. Temeli sevgili çocuğunun ölümü için onları suçlamak olan... Yani çok insanın yaptığı gibi: Büyük acılarda kimi zaman kutsala sığınmak yerine onu yadsıma içgüdüsü.

Elbette, bir yabancı yazarın dediği gibi, inanan insanlar Mack’ın sorduğu türden soruların hazır ve kolay yanıtları olmadığını iyi bilir. Ama burada ‘baba’ lakaplı Tanrı elinden geldiğince yanıtlamaya çalışıyor. “O şimdi sabırsızlığın olmadığı bir ülkede, merak etme” türünden sözlerle...

Film bizler için aşırı tuhaf ve fantastik duran şeyler içeriyor. Tanrı’nın “acıya çok yoğunlaşırsan, beni gözden kaybedebilirsin” gibi kestirme lafları kadar, çok sıradan bir dünyalı hanım gibi gözükmesi...İsa’nın sakallı ve blucinli çağdaş hippi hali... Üçlünün hep birlikte şık ve moda bir butik-otelin sahipleri/ işleticileri gibi davranması..

Tüm bunlar bizleri uçuk bir fanteziye ve aşırı dünyevileştirilmiş bir kutsallığa davet ediyor. Üstelik 132 dakikalık çok uzun bir filmde....

Bu şiddet, öfke ve ihanet çağında dinin, gerçek ve samimi inancın sinemada da ele alınmasına hiçbir itirazım yok. Ama dini böylesine bir tiyatroya ve yapay felsefeyle komedi arası bir  bakışa alet etmek bana çok doğru gelmedi. Konunun özel meraklıları görebilir, ama genel-geçer seyirci için olmadığı   kesin.


Okurlarıma: Son çıkan 50 Unutulmaz Film ve diğer kitaplarımı yarın (Pazar) Şişli Belediyesi'nin düzenlediği kitap günlerinde imzalayacağım. Yer: Black Out binası, Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi, Petrol Ofisi karşısı/ Saat: 14.30- 16.00

Yazarın Diğer Yazıları

Metin Akpınar; ölümsüz bir kültür ikonumuz

Dışardan bakılmış bir biyografiyle o yaşamı hikâye etmenin ilginç ve başarılmış bir örneği. Okumanızı tavsiye ederim

Çifte kültürlü kentte şiddet, cinayet...Ve alzheimer

Filmi kendi adıma hayli beğendim. Bir düzineye yakın karakter çok incelikli olmasa da belli ölçüde ilgi çeken kişilere dönüştürülmüştü. Aksiyon sahneleri kadar iç burkucu dramatik gelişmeler de eksik değildi

Anneler ve kızları üzerine çarpıcı bir film

Bir yandan sakin bir Yunan adasındaki doğal ortamın Batı'dan gelme bir cemaat tarafından iyice hareketlendirilmesi; bir diğer deyişle uluslarası turizmin bir ülkeye kazandırdıkları ve kaybettirdikleri... Öte yandan, çocukları konusunda birçok ortak şeyi paylaşan iki anne ve birinin de kızkardeşi