02 Ekim 2021

Daniel Craig veda ediyor; parlak bir ayrılış töreniyle...

Bunca Bond serüveninin en iyi, en doyurucu filmi.

ÖLMEK İÇİN ZAMAN YOK        X  X  X  X

 

(No Time to Die)/ Yönetmen: Cary Joji Fukunaga/ Senaryo: Neil Purvis, Robert Wade, C. J. Fukunaga/ Görüntü: Linus Sandgren/ Müzik: Hans Zimmer/ Oyuncular: Daniel  Craig, Rami Malek, Lea Seydoux, Ralph Fiennes, Christopher Waltz, Ana de Annas, Ben Whishaw, Lashana Lynch, Naomie Haris, Jeffrey Wright, Billy Magnussen, David Dencik, Rory Kinnear, Dali Benssalah/ MGM- Universal filmi, 2021

Evet, yeni James Bond karşımızda... İan Fleming’in 1952’de yaratığı, 1962’de Doktor No ile perdeye aktarılan karakter, bugüne dek tam 27 filme konu olarak perdedeki en uzun ömürlü kişilik olmayı başardı. Fleming ne yazık ki 1964’de ölüp gittiği için bunun nimetlerine erişemedi. Onun yerine Kingley Amis, John Pearson, John Gardner, Raymond Benson, Charlie Higson adlı yazarlar kalemleriyle bunca filme malzeme sağladılar.

Ve de tam altı Bond gelip geçti. En çok kişilikle özdeşleşen elbette Sean Connery oldu. Ondan sonra gelenler George Lazenby, Roger Moore, Timothy Dalton, Pierce Brosnan, en son da Daniel Craig oldu. Connery tam yedi film yaptı.  Roger Moore  da yine yedi filmde oynadı. Pierce Brosnan dört film çekti. Diğerleri ise sahayı çabucak terk etti!... Craig’e gelince, 2006’daki Casino Royale’den başlayarak toplam beş filmde oynamış oluyor. Hiç fena bir sayı değil!... Hepsinin İngiliz olduğuna dikkat çekerim.

Elbette Bond’un yanındaki baş kişiler de önemli. İngiliz istihbarat örgütü M16’nın başındaki M, yardımcısı Moneypenny; teknolojik bölümün sorumlusu Q...Ve de hep en güzeller arasından seçilen “Bond kızları”. Sayısız ismin arasında birkaçını hatırlayalım: Diana Rigg, Jane Seymour, Ursula Andress, Britt Ekland, Carole  Bouquet, Sophie Marceau, Halle Berry, Rosamund Pike, Eva Green, Olga Kurylenko, vs.          

Filmlerin yapımcılığını baştan beri Albert Broccoli yüklenmişti. Sonra değişti, ama sonunda kızı Barbara Broccoli yine ismin haklarını eline geçirdi. Bu filmde de onların adı var. Ayrıca filmlerin hep süregelen bir müzikal ana teması olmasına karşın, her filmde farklı bir şarkıcıya söyletilen  ve hep çok popüler olmayı başaran bir şarkısı olduğunu söylemeliyim. Bu da Bond geleneğinin değişmez bir ögesi...

Bu filme gelirsek... Öncelikle bir ‘girizgah’ var: 25  dakikaya yakın süren... Böylece gelecek entrikanın ana tohumları atılır. Kar ve buz kaplı bir iklimde, gencecik Madeleine eve girip annesini öldüren bir adamı bulduğu bir tabancayla vurur. Maskeli adamın ölüp ölmediği ise belli olmaz.

Hemen sonrasında James Bond’u görürüz. Tıpkı oyuncusu Daniel Craig gibi o da biraz yaşlanmıştır!. Ama öylesine formdadır  ki... Onu belki tüm seride ilk kez mayolu denize girerken görürüz. Sonra–yine belki ilk kez olarak- ateşli bir seks ve şehvet düşkünü, balık tutmayı ve doğayı seven farklı bir Bond...Ve tüm filmlerinden de daha büyük bir aşkı yaşayan... Ayrıca artık emekli olmuştur, 007’liği düşmüştür (yani 7 sayısı yoktur!). Buna karşılık binbaşı rütbesi verilmiştir!...

Aradan zaman geçmiştir. Ve bu yeni dünyada ona düşen o kadar çok şey vardır ki... Hâlâ ve kesinlikle, ama belki de son kez... Böylece birden hayatına giren Madeleine’e tutulur. Belki tüm o ünlü ve birbirinden çekici ‘Bond kızları’nın yanında sönük gibi duran...Ama Fransız oyuncu Lea Seydoux’nun katkısıyla yaşayan, dipdiri, duygusal bir gerçek kadın olabilen... Giderek ona aile için kaçınılmaz üçüncü üyeyi de veren: yine mavi gözlü (Craig öyledir) küçük Mathilde....

Ama sonrasında olaylar, durumlar ve kişiler öylesine karmaşıklaşır ki... Jenerik-sonrası ilk bölüm son derece hızlı, hareketli, ustaca çekilmiş, giderek baş döndüren aksiyon sekansları içerir. Akdeniz kıyılarındaki çeşitli sahillerde çekilmiş inanılmaz araba ve motosiklet takipleri... Büyük bir kilisenin baktığı bir meydandaki yine şaşırtıcı bir geometriyle oluşturulmuş bir aksiyon bölümü... Her an, her yerde, herkese ve her tehlikeye karşı savaşan ve hep sağ kalmayı başaran bir Bond... Hiç bu denli dövüşçü, bu kadar yenilmez olmamıştı. Sanki yepyeni bir Superman...

 

Araya karışan birçok entrika, sayısız örgüt ve insanlığa karşı girişilmiş, üstelik teknolojinin artık en son imkânlarıyla desteklenen komplolar... SPECTRE’den HERKÜL’e çeteler veya girişimler...

Ayrıca arada bölünüp beş yıl sonra yeniden coşan bir aşk. Bir aile kurma sevdası; ana-baba-çocuk üçgeni üzerinde... Ki bu çabanın entrikanın göbeğine yerleştirilmesi belki yine ilk kez görülüyor, bir Bond filminde... Ve filme duygusal bir boyut katıyor. 

Diğer özelliklere gelince... Bond’un patronu M’de bu kez değerli oyuncu Ralph Fiennes’in verdiği oyun... Şeytani katil Safin’de Rami Malek, kötülük kumkuması Blofeld’de Oscar’lı oyuncu Christoph Waltz’un varlıkları... Bond’a uzaktan da olsa elini uzatan Q’da Ben Whishaw; genç ve çekici Paloma’da Ana de Annas...

    

     

Ve de siyahi oyuncuların çokluğu...M’in bu kez dişi yardımcısı Moneypenny’de Naomie Harris; örgütte kendisinin yerini alan Nomi’de Lashana Lynch; Bond’un can dostu Felix’de içburucu oyunuyla Jeffrey Wright.

Eski filmlerde M16 her seferinde Bond’a yeni macerası için özel silahlar hazırlardı. Bu kez o silahlar zaten yeni teknolojinin ürünü olarak var. Ama ayrıca bir arabası var ki dostlar başına... Dışarıdan bir ordu bile sürekli ateş etse camları kırılmıyor... Çarpma, çarpışma, kendi etrafında dönme gibi olaylardan sıyrılıveriyor. Ve üstelik ön tarafına öylesine ölümcül silahlar monte edilmiş ki... Her beladan sağ salim çıkıyor...

Özellikle ilk yarısı ve son yarım saatinde son derece canlı ve akıcı bir film. Bireysel ve örgütsel kötülüklerden sonra, tüm insanlığa yönelik ve en son, hatta onun ötesinde bir teknolojiyle gerçekleştirilmeye çalışılan dev bir suikaste karşı neredeyse tek başına, en azından en önde savaşmaya çalışan bir James Bond.

Yapımcı dediğim gibi yine Alberto Zuccoli. Bu kez efsane Hans Zimmer’in müziği. Şarkısı –ki çok güzel- bu kez Billie Ellish’den gelen son derece romantik bir parça.

Ve açıkçası, belki bunca Bond serüveninin en iyi, en doyurucu filmi. Bakalım, Daniel Craig “bu son olsun” dediğine göre macera sürecek mi; sürerse hangi oyuncuyla sürecek?...

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Gerçek oyuncularla animasyonu harman eden özel bir film

Bu tam anlamıyla bir masal-filmdir...

Ülkemizdeki dinle laiklik arasındaki bitmeyen savaş üzerine

Ben bu filmi hayli sevdim doğrusu... Sonundaki trajik finale karşın... Benim için en ilgi çekici ilişki Ahmet'le Hakan arasında olandı

Türk sporu üzerine belgesel tadında bir deneme

Jeneriğinde yazılı tüm adların -elbette oyuncuları kastediyorum- gerçek sporcular olduğu nadir ve kıymetli bir film... O sporcuların anneleri-babaları ve tüm aile fertleri de öylesine doğal ki, sanki onlar da oyuncu filan değil...