27 Mart 2016

Dağ başında iki yaşlı adam…

A Walk in the Woods: Kısır bir haftanın en iyi filmi

Hayatımın Yolculuğu         X X X
(A Walk in the Woods) 
Yönetmen: Ken Kwapis
Senaryo: Michael Arndt, Bill Holderman
Görüntü: John Bailey
Müzik: Nathan Larson
Oyuncular: Robert Redford, Nick Nolte, Emma Thompson, Mary Steenburgen, Nick Offerman, Kristen Schaal
Amerikan filmi.

 

     Kısır bir haftanın en iyi filmi. Daha genel bir bakışla ise, son dönemde yaşlılık ve yaşlılar üzerine yapılmış filmlerin en alçakgönüllü, ama buna rağmen (belki bu yüzden) en etkili olanlarından…

    Amerikalı ‘seyahat yazarı’ Bill Bryson’un gerçek yaşamından ve bu olayı anlatan kitabından film yapmayı yıllardır istermiş, Robert Redford… İlk düşündüğü partönerse Paul Newman olmuş: yıllar sonra Butch Cassidy and the Sundance Kid- Sonsuz Ölüm başyapıtını bizlere hatırlatmak için…Ama Newman’ın ölümü bunu engellemiş.

   Ve uzun zaman sonra, o role de Nick Nolte’yi alarak film çekilebilmiş. TV yönetmeni diye bilinen, ancak sinemada da Licence to Wed- Çık Aramızdan, He’s Just Not That İnto You- Erkekler Ne Söyler, Kadınlar Ne Anlar?, Big Miracle- Büyük Mucize vb. kabul edilebilir sinema başarıları da bulunan Ken Kwapis’in yönetimiyle…

   Bir İngiliz hemşireyle evlendikten sonra İngiltere’ye göç eden ve 20 yıla yakın orada yaşayan Bryson artık yaşlanmış, çoluk çocuk ve de torunlara kavuşmuştur. Yazmayı ise bırakmıştır.

   Ama aklı vatanındadır. Ve son bir yolculukta; kitabını yazmayacak olsa da… “Doğayı keşfetmek ve kökenlerine dönmek için.”

     Bunun için de ABD’nin en büyük doğal parklarından Appalachian Trail’i seçer. Eşinin israrıyla bir de arkadaş arar. Ama aradığı hiçbir eski dostu kabul etmez. Bunu duyan, çok zaman önce birlikte bir Avrupa yolculuğu yaptıkları Katz ise talip olur.

   Film sinemanın zaman zaman sıvandığı, en parlak ve yeni örneği Sorrentino’nun Youth- Gençlik olan yaşlılık öykülerinin hoş bir temsilcisi. 79 yaşındaki Redford ve 74 yaşındaki Nolte’den bekleneceği gibi

   Tümüyle gerçek doğanın içinde çekilmiş film, böyle bir fiziksel sporun o yaşlarda yapılıp yapılamayacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Hala dinç Bryson’un yanısıra, özel hayatı tam bir fiyasko olan, bir kadına bağlanıp yuva kuramamış alkolik Katz, doğrusu bu iddialı eylem için hiç de uygun gözükmüyor.

   Ancak Redford’dan bile yaşlı gözüken Nick Nolte’nin parlak kompozisyonu ve unutulmaz ihtiyar portresi, filme çok şey katıyor. Ayni şey kısa rollerinde özlediğimiz Emma Thompson ve Mary Steenburgen için de söylenebilir. Steenburgen’in Gülriz Sururi benzerliği de gözden kaçacak gibi değil!..

  Filmin yapımcıları gerçi işi denetimsiz bir yaşlılık övgüsüne dönüştürmekten kaçınmışlar. İki yaşlımız yolda karşılaştıkları güçlü-kuvvetli gençlere kıskançlığın getirdiği bir öfkeyle bakıyorlar. Ama sonra onları kurtaran da o gençler oluyor!.. Gerçi o belalı yolculuk tamamlanamıyor. Ama en azından denemek bile önemli değil mi?

   Yer yer komedi, yer yer de duygusallık içeren bu sade, yalın ve sakin film tam bir doğa güzellemesi. Özellikle iki kafadar Smokie dağlarına ulaştıklarında, önlerinde beliren manzara…Sanki tam bir Karadeniz görüntüsü. Ve o muazzam doğal park, bize şimdilerde o yaylalardan geçirilmek istenen otoyolu hatırlatıyor. Acı ve hüzünle..

   Ama Bryson da umutlu değil. Bir yerde, o dağların gözde ağacı olan Amerikan kestanesinin ölüp gittiğini söylüyor. Hem de kısa sayılacak bir  sürede… Aynı biçimde karaağaçlar da yokolup gidiyormuş. En çok ABD’nin ulusal yazarı Eugene O’Neill’in filme de alınan Desire Under the Elms- Karaağaçlar Altında Arzu oyunundan bildiğimiz o görkemli ağaçlar…

  Demek ki bu, kapitalizmin ve de dünyamızın genel bir sorunu. Ama bizdeki kadar vahşi bir doğa tahribatı hiçbir yerde yok derseniz… Ona da katılırım!..

Yazarın Diğer Yazıları

Bir sinema yazarının Koronavirüs günleri

Bu kitap neredeyse bitti. Hadi, şimdilik sizlere bir ön tüyo vereyim: 10 yılın 10 filmi

Muhterem Hanım: Muhteşem trajedilerin kadını

Talihsizlik onu son gününe dek izledi. Ölümü Koronavirüs faciasına denk geldi. Ve Muhterem hanımefendi, alelacele gömülüverdi. Gazetelerde yeterince duyurulamadan... Ve tüm Yeşilçam'ın, herkesin, hepimizin mutlaka katılacağı bir cenaze töreni düzenlenemeden...

Yaşadığımız şu tuhaf günlerden birkaç izlenim, birkaç gözlem

O özgürlük duygusu ve doğa sevgisi var ya... Başka şeylerin arasına sıkışmış. O da bize hükmediyor; eylemlerimizi etkiliyor