24 Haziran 2017

Çok sevilen bir fantastik serinin beşinci halkası

Filmin baş döndüren bir temposu, neredeyse yüzlerce özel efekti var

 

TRANSFORMERS 5:  SON ŞÖVALYE      X  X  X

(Transformers: The Last Knight)

Yönetmen: Michael Bay
Senaryo: Art Marcum, Matt Holloway, Ken Nolan
Görüntü: Jonathan Sela
Müzik:  Steve Jablonsky
Oyuncular: Mark Wahlberg, Anthony Hopkins, Josh Duhamel, Laura Haddock, Santiago Cabrera, İsabela Moner, John Turturro, StanleyTucci, Liam Gannigan

Paramount (UİP) filmi.

 

 

Transformers serisine hiç de küçümseyerek bakmamışım... Kitaplarımdaki eski eleştirilere baktım da, 2007’deki ilk filmden beri herdaim becerikli ve gösterişçi Michael Bay’in yönetmenliğinin altını çizerek yazmışım.

Nitekim o yazıdaki şu bölüm bu film için de aynen geçerli değil mi: 

“Filmin asıl önemli yanı elbette görselliği. Çılgın ve boşanmış aksiyonların ustası Michael Bay perdeye parlak bir dönüş yapıyor. Yapımcı koltuğundaki Spielberg’i ve çağdaş teknolojiyi de  arkasına alarak harikalar yaratıyor.

Filmin baş döndüren bir  temposu, neredeyse yüzlerce özel efekti var. Hemen her sahne kendi başına zengin bir görsellik taşıyor ve açık bir sinema duygusu veriyor. Ve bu özellikler, iflah olmaz bir fantastik düşmanı olmamak kaydıyla, sinemayı seven herkese özel zevkler vaat ediyor”.

Kısaca hatırlatmak için, 5. filmine ulaşan bu seri, aslında 1980’lerde başlayan (ve zamanında bizde de gösterilmiş) bir TV dizisine dayanıyor. Ama daha öncesinde de HASBRO denen bir firmanın oyuncak robotları, ardından gelen çizgi-roman ve bilgisayar oyunları da var. Ve en sonunda sinema ve şimdi de İMAX’a dek giden dev perde sunuşu.

İşte böyle. Ve on yıldır değişen birşey yok. Hikaye? Anlatmaya değmez, zaten mantık dahilinde mümkün de değil!...Ama özetle, bu kez M.S. 5. yüzyıl İngiltere’sinde, ünlü Kıral Arthur, Yuvarlak Masa Şövalyeleri ve büyücü Merlin’le başlayan, büyük ölçüde Game of Thrones etkileri içeren ve gerçekten harika uzunca bir bölümle başlıyor her şey...Sonra 16 yüzyıl atlayarak 21. yüzyıla  geliyoruz.

Ve yine çoğu devasa robotlar, aralarında iyiler ve kötüler (tam olarak Autobot’lar ve Decepticon’lar) diye ikiye ayrılarak dünyayı paylaşmaya savaşıyorlar. Eski filmlerdeki Shia LaBeouf’un canlandırdığı,  bir önceki filmdeyse Mark Wahlberg’in devraldığı amansız eski eşya koleksiyoncusu ve ‘kaşif’ Cade Yeager ve kızı var. Ayıca eski filmlerden gelen bir avuç karakter ve de Stanley Tucci, John Turturro gibi renkli oyuncular. Ve gençlerin eline bırakılmış yeni karakterler.

Doğrusu bu tam iki buçuk saatlik görkemli özel efekt yağmuru önce insanı sersemletiyor.  Ve hafiften esnemeye başlıyor ya da dalıp gidiyorsunuz.  

Ama giderek daha ilginç şeyler çıkıyor.  Ben kendi adıma, eski ve gururlu İngiliz kültür geleneği ve günümüzün egemen ve görgüsüz Amerikan değerlerinin çekişmesini ve bunun hep keskin bir mizahla yapılmasını sevdim. Ki bu en çok Yeager ve İngiliz kadın profesör Vivian Wembley’in ilişkilerinde beliriyor.

Ayrıca taa kral Arhur çağından gelen bir tarikatın lideri Sir Edmund Burton’a da bayıldım. Ki bu rolü Sir Anthony Hopkins yükleniyor ve yeterli abartma dozunu da katarak, lezzetli bir kişilik sunuyor.

Elbette bu tür yapımlar, giderek daha kesin biçimde küçüklere/gençlere hitap ediyor. 

Bizlerin illa da görüp zalim biçimde eleştirmemiz doğru mu?

Ama kendi adıma fantastik hala benim ilgi alanım içinde duruyor. Ve daha iyi şeyleri umuyor ve bekliyorum.  Biraz umutsuzca olsa da... 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Güle güle Adalet

Toplumculuğu edebi değerine ve dil hâkimiyetine kesinlikle engel olmayan, tersine onu besleyen bir yazma çabası...

50. yılınız kutlu olsun, Fatoş

27 Haziran 1970, Cumartesi günü Boğaziçi Lalezar Gazinosu'nda Fatoş Güney ve Yılmaz Güney çifti evlenmişlerdi

Trump ve ABD: Her ülkenin kendi siyahları var

Tarih akıp gidecek. Ve bu kendine özgü adam da o uzun galerideki portrelerin arasında yerini alacak: Küçümseme, gülme ve nefret etme arasında bir tuhaf karışım oluşturarak...