04 Kasım 2016

Cannes’da çok iyi karşılanan özgün bir Türk filmi

Abartıların filme ne kazandırdığını ben çözemedim

ALBÜM       X  X  X   ½

Yönetim ve senaryo: Mehmet Can Mertoğlu
Görüntü: Marius Panduru
Oyuncular: Şebnem Bozoklu, Murat Kılıç, Mustafa Ragıp Adıgüzel, Zuhal Gencer Erkaya, Rıza Akın, Mihriban Er, Muttalip Müjdeci, Müfit Kayacan, Şafak Karali, Binnaz Ekren, Cem Zeynel Kılıç, Ali Meriç, Sencar Sağdıç
Kamara Film

Türk- Fransız- Romen ortak-yapımı

 

Bir evlat sahibi olmak... Doğanın insanoğluna türünün devamı için bahşettiği o en büyük, en soylu gereksinmeyi bir bebekle perçinlemek: Hem tüm bebeklere benzeyen, hem de kendi içinde tek ve özel olan o eşsiz mutluluk kaynağı yaratıkla...

Antalyalı ve 30’lu yaşların sonlarına yaklaşmış Cüneyt ve Bahar çiftinin derdi de budur. Ama doğanın ya da Tanrı’nın sekiz yıl boyunca vermediğini, evlat edinme yoluyla elde etmek isterler. Ancak bebeğin hem tüm çevreleri, hem de ilerde bizzat onun tarafından gerçek çocukları olarak bilinmesi de baş düşünceleri olur.

Böylece karmaşık bir plan kurarlar. Önce, Bahar hamile taklidi yapar, gerekli resimler çekilir, hatta bir albüm bile oluşturulur!.. Sonra bulup evlat edindikleri Serhat’ın sözde doğumu için uzak bir kenti, Kayseri’yi seçerler. Ve bir hastane dekorunda çekilmiş doğum ve sonrası resimleriyle, albümlerini büyük bir ciddiyetle tamamlarlar.

Ama böylesine incelikli bir plan bile tökezleyebilir mi? Ve üzerine bir büyük mutluluk inşa ettikleri büyük yalan ortaya çıkabilir mi?

Son Cannes şenliğinde resmi yarışmada değilse de katıldığı önemli yan bölümün ‘açılış filmi’ olarak seçilme onuruna kavuşan ve genel bir sevgiyle karşılanan gencecik bir Türk filmi. İlk baştaki o ilginç ‘ineğin yavrulaması ve sonrası’ bölümü, bize doğanın en çarpıcı gerçekleri üzerine aykırı bir belgesel vaat eder gibi oluyor.

Ama sonrası, bu aile ve çevresi üzerine bir tür kara komediye dönüşüyor. Bir lisede tarih öğretmeni olan Cüneyt ve vergi dairesinde çalışan eşi Bahar’ın özellikle çocuk sahibi dostlarına bakıp özenmeleri ve taa Kayseri’ye gidip ‘uygun bir bebek’ bulmaları çok farklı biçimlerde işlenebilirdi. Örneğin eski Yeşilçam herhalde bundan dört  başı mamur bir melodram çıkarırdı.    

Ama burada, bu sadece bir çıkış noktası. Yoksa yönetmen bambaşka bir proje peşinde. O daha çok, birbirine çok da bağlı olmayan ve kendi soluğunu anlatan bölümlerle bir tür çağdaş Türkiye’ye ve onun taşralı orta sınıflarına radikal bir bakışı seçiyor.

Böylece, diyelim ki insanımızın ahlak anlayışı, erkeklerin bitmeyen futbol muhabbetleri, kadınların ezikliği ve zaman zaman. Kurnazlığı üzerine hoş paraboller yaratılıyor. Üstelik bunlar yer yer bir tür Luis Bunuel gerçek-üstücülüğü, Jacques Tati komedi anlayışı veya Jim Jarmusch biçimciliğiyle sunuluyor. İlginç bir birleşim değil mi?

Albüm ekibiBuna rağmen, film kusursuz değil. Gerçi kimi harika bölümleri var. Örneğin kendi adıma babasıyla uyumaya çalışan bebeğin adamın sürekli horlamalarından ve çıkardığı seslerden ürküp nasıl  ağlamaya başladığını asla unutmayacağım. Üstelik gerçek bir bebekle çekilmiş!..

Ama örneğin tüm bir vergi dairesi çalışanlarının, evet istisnasız hepsinin uykuya dalmaları... Bir sınıfta donup kalmış bir öğretmenin önünde tüm öğrencilerin birbiriyle kavgaya tutuşmaları...Bu tarz abartıların filme ne kazandırdığını ben çözemedim.

Yine de Mertoğlu çok farklı bir işe sıvanmış, çok değişik bir film amaçlamış. Hem bizim sinemamız için, hem de dünya sineması ölçeğinde...Ve bunu büyük ölçüde başarmış.

Hele o kolay unutulmaz finali de görünce... Ben sonuç olarak filme hayli yüksek bir not veriyorum. Ve genç yazar-yönetmenine ‘hoş geldin sinemaya’ diyorum. Ayrıca Şebnem Bozoklu’dan Murat Kılıç’a, Zuhal Gencer Erkaya’dan Rıza Akın’a tüm oyuncuları da kutlamak isterim.

Not: Sevgili okurlarım. Bir diz ameliyatı geçirdim ve daha uzun süre yatmam gerekiyor. Bu nedenle geçen haftanın o önemli filmlerini yazamadım. Bu hafta Albüm’ü Cannes’da izlediğim için yazabildim. Sanırım 10-15 gün içinde normal tempoma döneceğim.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yıldız Hanım'ın ardından: Anılar, anekdotlar, pişmanlıklar

Sevgili Yıldız Hanım... Vakit ayırıp o oyunu yazamadım. Çok üzgünüm. Ama sizi tanımış olmanın onurunu hep taşıyacağım

Shakespeare oynayan Toros'lu köylü kadınların hikayesi

Toros açık havasına taşınmış bu Orta Çağ İngiliz saray dramı, sanki bu deplasmandan kazançlı çıkıyor

Bir sinema zirvesi değil; ama bir spor filmi başyapıtı...

Ken Miles yarışın ne menem bir şey olduğunu anlatmak için Henry Ford'u zorla arabaya alıp piste fırladığında adam hüngür hüngür ağlamaya başlayınca... Bizim de ağlayasımız geliyor. Aynı biçimde, Enzo Ferrari sonunda kaybedince, ona bile üzülüyoruz!..