28 Ocak 2017

Çağdaş İran toplumundan hüzünlü manzaralar

Haftanın yıldız tablosu...

SATICI                               X  X  X  X
(Forushande/ The Salesman)

Yönetim ve senaryo: Ashgar (Aşgar) Farhadi/ Görüntü: Hossein Jafarian/ Müzik: Sattar Oraki/ Oyuncular: Tareneh Alidoosti, Shahab Hosseini, Mina Sadati, Farid Sajjadi Hossein/ İran filmi.

 

   Satıcı geliyor, özellikle Abbas Kiarostami’nin yakın zamanda ölümünden sonra babasız kalan ve birçok bilinen ismi de artık pek çalışamayan bir ülkenin en önemli sinemacısı adına yine bizlere heyecan veriyor.

     Ardında yarım düzine film bulunan 1972 doğumlu yönetmeni, 2009’da sanırım Berlin’de keşfettiğimiz Elly Hakkında’dan beri merakla izliyoruz. Festivallerin gözdesi olup Bir Ayrılık’la 2012’de en iyi yabancı film Oscar’ını da alan yönetmen, az ama öz çalışıyor. Fransa’da çektiği Geçmiş adlı filmini de sevmiştik, ama bu yeni filmi öncekilerin düzeyine çıkan bir alçakgönüllü başyapıt.

   Film İran’ın kültürlü üst sınıfları arasında, özelikle de sanatçı bir çevrede geçiyor. Hemen başta, bir gece çökmek üzere olan bir binada oturanların binayı telaşla terketmelerini izliyoruz. Gerçi çökmüyor, ama boşaltılıyor ve o tehlikeli durumda kalıyor.

  O gece tanıdığımız Emad ve Rana çifti, tiyatrocudurlar. Ve o sırada Arthur Miller’in ünlü oyunu Satıcının Ölümü’nü sahneye koymaktadırlar: Emad yönetmen, Rana baş oyuncu olarak...

   Aceleyle taşındıkları yeni dairede, Rana bir akşam aşağıdan çalan zilin Emad olduğunu düşünüp kapısını açık bırakır. Ve girdiği banyoda saldırıya uğrar. Komşuları tarafından yaralı ve baygın bir halde bulunup hastaneye kaldırılır.

   Anlaşılır ki orada kötü şöhretli bir kadın uzun süre oturmuş ve kendine devamlı müşteriler edinmiştir. Onun için gelen bir adam da Rana’ya saldırmıştır.

   Öyle bir sorundur ki bu, o ülkede bir kadının dile düşmesi olabilecek en korkunç şeydir. Bu açıdan, koca polise gitmekte alabildiğine çekingen davranır. Ayrıca kadına nasıl saldırıldığı, yani tecavüze uğrayıp uğramadığı bilinmez: ne kadın söyler, ne de adam sorar!.. Üstelik erkeğin kadına gerçekten sahip çıkması ve böyle bir durumda onu sımsıcak bir sevgi ve şefkat mantosuyla sarması da pek gerçekleşmez.

    Oyun yeniden başlar, ama ikisinin de aklı bu sorundadır.  Erkeğinki daha çok adamı bulup intikamını alma yönünde olsa da...

    Farhadi her zamanki gibi son derece sakin ve soğukkanlı olan sinemasını, amansız bir dürbün gibi toplumuna yöneltiyor. Fonda kötü bir yapılaşmaya açılmış ve oturulacak bir ev ya da daire bulmanın gerçek bir sorun olduğu Tahran kenti var. Ayrıca kadın-erkek ilişkisinde sınıfta kalmış, eşitlik bir yana gereken merhametin bile gösterilmediği arkaik ve ataerkil bir toplum.

   Elbette asıl suç erkeklerde. Nasıl oluyor Emad gibi gerçek bir sanatçı, Arthur Miller’in önemli oyununu sahneleyen ve 40’lar-50’ler Amerika’sını alabildiğine eleştiren tiradları   kendi halkına sunan biri, bu konuda böylesine sağır duvar olabiliyor?     

   Kadının aslında güçlü de olsa (ki Rana Emad’dan açık biçimde daha güçlüdür) sanki hep kurban olmaya mahkum olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Nitekim filmin biraz da kara-film havasındaki sağlam ve merak duygusunu hep besleyen havası içinde saldırgan süprizli biçimde yakalandığında, Rana onu bağışlamaya hazır gözüküyor. Çünkü o zavallının  tekidir.

   Ama erkek bunu yapmayacak ve bir western finalini yeğleyecektir. Belki Rana’yı hayatından tümüyle çıkaracak bir acımasızlık içinde... 

   Bu sapasağlam kişisel dram, büyük bir inandırıcılık ve sadeliği içinde bir soyluluk duygusu içeriyor. Ve yüzyılların kültürünü yaşamış bir toplumun günümüzdeki çaresizliği ve birçok şeyin arasında sıkışıp kalmışlığı üzerine görkemli bir parabol oluşturuyor.   

    Son olarak, yabancı film dalında Oscar’a aday gösterilen filmin çok başarılı erkek oyuncusu Taraneh Alidoosti’nin ABD’ye ayak basmama kararını alkışlıyorum. Sanatçı "Trump'ın İranlılara vize yasağı koyması bir ırkçılıktır. Bu karar, bir kültürel etkinliği içersin ya da içermesin fark etmez. 2017 Akademi Ödülleri'ne katılmayacağım ve protesto edeceğim” diyerek açıkladı kararını...

   Ve bence yapması gerekeni yapmış oldu. Böyle anlarda her gerçek sanatçı muktedirlerin baskı ve anlayışsızlığına karşı çıkmalıdır çünkü...

Not: Cumhuriyet’in haince içerde tutulan değerli gazetecilerinden, adı ülkemizde kitapla özdeşleşmiş sevgili Turhan Günay anjiyo olmuş ve kalp damarlarında tıkanma bulunmuş. Bu sevgili dosta geçmiş olsun diyor, bir an önce tüm takımın özgürlüğe kavuşup aramıza dönmesini diliyorum.

SON HAFTALARIN YILDIZ TABLOSU:

JACKİE                                                   X  X  X  X  X

AŞIKLAR ŞEHRİ                                   X  X  X  X  X

SATICI                                                         X  X  X  X 

FLORENCE                                                  X  X  X  X

ASSSASİN’S CREED                                 X  X  X  X

TEREDDÜT                                                  X  X  X  X

BEN, DANİEL BLAKE                                  X  X  X  ½

SNOWDEN                                                   X  X  X  ½

OLANLAR  OLDU                                         X  X  X  ½

AMERİCAN HONEY                                       X  X  X

UZAY YOLCULARI                                         X  X  X

VEZİR PARMAĞI                                             X  X  X

BU DA NEREDEN ÇIKTI?                              X  X  X 

GİZLİ GÜZELLİK                                                  X  X

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktörün tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasınını bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.