07 Haziran 2017

Bizim Leonard Cohen’lerimiz: İlhan Şeşen ve Mehmet Güreli

Aslında aklımdan bambaşka şeyler geçerken, sanata asılıyor ve öfkemi dindirmeye, normale dönmeye çalışıyorum

Ülkede yaşadığımız karabasan içinde sığınacak son limanlardan biri sanat oluyor. Ve aslında aklımdan bambaşka şeyler geçerken, sanata asılıyor ve öfkemi dindirmeye, normale dönmeye çalışıyorum.

İşte uzun zamandır hiç yazmadığım bir alan. Müzik. Ya da pop müzik. Gerçi bu alan da artık istilaya uğradı. Ve gerçek müzik yazarlarının dışında, habire kendi ‘spotify’ listelerini yazan, DJ’liğe veya radyo programcılığına soyunan isimlerle doldu. Öte yandan ise, çoktan hepsini attığım eski LP-longplay (uzunçalar), hatta kasetleri yeniden piyasaya sürmeye çalışan bir nostaljikler grubu var!....

Neyse... Son günlerde çalıp dinlediğim iki CD’yi çok sevdim. Ve üzerlerine hiç ve hala yazı çıkmadığı için, ben yazmak istedim. Affola...

İlki İlhan Şeşen’in İstanbul’lu Şarkılar albümü (Sony Music). 70 yaşının eşiğindeki sanatçının bu albümü gerçekten alıp dinlemeye değer.

Önce biraz nostalji. İlhan, Burhan ve Gökhan Şeşen kardeşlerin kurduğu Gündoğarken adlı grup, geçmişte de favori müzikçilerimdendi. Yazları bir devre-mülk edinip her yaz indiğimiz Bodrum’a giderken en çok onların kasetlerini dinlerdik.  Bodrum Bodrum, Bir Yaz Daha Bitiyor, Sarmaş Dolaş, Yaz Bulutları. İstanbul...Ama illa da, belki en güzel parçaları olan o unutulamaz Sen Benim Şarkılarımsın...

İlhan Şeşen sonraları tek başına çalıştı. Hem de yoğun biçimde...Tam 5 CD’den oluşan Koleksiyon adlı kutuda Neler Oluyor Bize, Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim?, Aşk Yalan, Dertli  ve Aşk Haklı adlı toplamda tam 58 şarkısı var!...Sonraları da Aşk Yalan adlı CD’si yine çok güzeldi.

Şimdi yeni albümünde yine hepsinin beste ve sözleri kendisine ait olan 11 şarkısı yer alıyor. Hepsi İstanbul üzerine. İkisi daha önceki albümlerde vardı: Uzakta ve (burada İstanbul Yok adını almış olan) New York NewYork.

Hepsi İstanbul üzerine bunca parçanın beraberliği çok hoş. Çünkü güzel kentimize eşsiz bir armağan oluşuyor. Ve şarkılar gerçekten güzel. Gözdelerim: Ağlıyor İstanbul/ İlk Kar/ Uzakta/ İstanbul 1968/ İstanbul Yok.

Sözleri de sevdim. Örneğin İstanbul 1968’de şöyle diyor: “Dert taşıyan vapurlar/ Ağır yorgun tren/ Bir koşuşmadır hiç bitmeyen/ Kanlıca Kalamış, daha birkaç kıyı/ Son ışıkları can çekişen/ Şarkılar söylenen adına/ Şiirler dizilen İstanbul/ İstanbul eskisi gibi değil”.

Ya da İstanbul Yok’un şu satırları: “NewYork/  NewYork/ Herşey var da/ İstanbul Yok!”.

Dinlerken, en çok aklıma Leonard Cohen geldi. İlhan’ın sesi ve tarzı ciddi biçimde Kanada’lı ozan-şarkıcıyı hatırlatıyor. Ön plana çıkmayan, atılgan ve gürültücü olmayan, kendi ruh alemini en şiirsel biçimde müziğe dönüştürmeyi başaran bir yetenek var, ikisinde de...Bana öyle geliyor.

İlhan Şeşen

Mehmet Güreli’den bir CD

 

Mehmet Güreli yazar, müzisyen, ressam ve yönetmendir. Bu alanların hepsinde kendince ve alçakgönüllü, ama etkileyici bir başarıya ulaşan...

Onun da album olarak hayli birikimi var: Odamda Yolculuk, İplerin Kopuşu, Yağmur, Vapurlar/Blues, Cihangir'de Bir Gece. Ve en son Zamboni Sokağı. Ama onu müzisyen olarak yeterince izleyememiş, tüm CD’lerini alamamışım.

Zamboni Sokağı da bende biraz Leonard Cohen etkisi yaptı. Güreli de Şeşen gibi 70 yaşın hemen eşiğinde. Onda da bir durmuş-oturmuşluk, sakin ve filozofça bir tavır var.

Besteleri tümüyle ona ait. Ve Şeşen kadar popüler olma özelliği taşımasa da düzeyli parçalar. Sözlerin hemen hepsi değerli yazar, gazeteci Görkem Yeltan’a ait. İkilinin tam bir uyum içinde olduğu belli.

Örneğin o ilginç Van Gogh şarkısında şöyle diyor Yeltan: “Renkleri söylemedin, gizledin benden Theo/ Sararmış tarlaların keyfini süremedim/ Evlerin arasında karanlığa hapsettin/ Ve ben her şeyi kendim öğrendim”.

Güreli ayrıca Salah Birsel’i de bestelemiş: Une Ballade Contre Les Amours- Bir Gazel Sevilere adlı şarkıda... Bir parça da Defne Sandalcı’nın sözleriyle tümüyle İngilizce: I Love You.

Bu ilginç albüm de hem müzik, hem de iyi söz sevdalılarının ilgisini hakediyor (Ada Müzik).

Mehmet Güreli

  

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yüreğe dokunan bir yaşlı adam öyküsü ve bir oyunculuk zirvesi

Belki filmin biraz aşırı hüznünü sevmeyenler olacaktır. Ama ben çok etkileyici buldum

5 yıl sonra Tarık Akan’ı ve bugün Belmondo’yu anmak

Tarık Akan, hepimizin gençliğiydi; beyazperdedeki idealimiz; hayattaki kahra­manımızdı. Onu hiç unutmayacağız. 

Yassıada dramına bir yaklaşım denemesi

Hikâyede tüm Demokrat Partililer birer melek, tüm icraatları hayırlı işler olarak gösteriliyor. Bizler o mahkemenin özellikle yargıçlarını hiç sempatiyle anamıyoruz. Ama bu o mahkemeleri filmdeki gibi bir tür tiyatroya, hatta pandomime çevirmeye yeterli mi? Nerede özellikle Hollywood’un örneklerini verdiği o ünlü mahkeme filmleri?