28 Nisan 2017

Bir toplum nasıl bölünür ve ne acılar yaşar...

Toplum, birbirine hiç güvenmeyen, giderek karşılıklı bir korku ve nefret içindeki grupların yarattığı bölünmenin azabını yaşar

 

ÇATIŞMA     (Clash/ Eshtebak)   X  X  X  X


Yönetmen: Mohamed Diab
Senaryo: Khaled Diab, M. Diab
Görüntü: Ahmet Gabr
Müzik: Khaled Dagher
Oyuncular: Nelly Karim, Hani Adel, El Sebaii Mohamed, Ahmed Abdelhamid Hefny, Mahmoud Fares, Atef Ammar

Mısır filmi

 

 

Bir zamanlar bir Mısır sineması vardı...Hollywood’un Doğu şubesi gibiydi. Tür sinemasının parlak örnekleri, ağlatan melodramlar, alabildiğine ‘kitsch’ müzikaller. Ve bize dek gelen starlar: Yusuf Vehbi’ler, Emine Rızık’lar, Abdülvahab’lar, Ümmü Gülsüm’ler...

40’lı- 50’li yılların bu “Şark Rüyası” uzun sürmedi. Ve 60’lardan itibaren ülkenin politik çalkantılarının izinde un-ufak oluverdi. Ancak son dönemde -2000’lerden sonra- bir avuç genç yönetmen filmleriyle bir umut rüzgarı estirmişe benziyor.

Bunlardan Mohamed Diab, ikinci filmiyle geçen yılın Cannes şenliğinin saygın bölümlerinden Belirli Bir Bakış’ı açmış ve filmi genel  bir hayranlıkla karşılanmıştı. Bir yıl kadar sonra filmi aynı heyecanla bir kez daha izledim.

Film 2013 yılında, iki yıl öncesinin demokratik devrimi sayesinde ilk kez seçimle başa gelen Muhammed Mursi’nin ordu tarafından iktidardan uzaklaştırılması ve bunun yarattığı fırtına dönemine eğiliyor. Kahire sokaklarında çekilmiş film, temelde tutuklananların konduğu, tümüyle aşılmaz madeni duvarları olan 2x4 metrelik, yani 8 m2’lik bir polis kamyonunun  içinde geçiyor.

Bu daracık mekana polis zoruyla tıkılanlar arasında Mursi’nin içinden geldiği Müslüman Kardeşler örgütü mensupları, örgütten olmadıkları halde öyle sanılan halktan insanlar, biri Amerikan pasaportu taşıyan iki gazeteci gibi kişiler vardır. Ve aralarında sürekli sürtüşür, tartışır, giderek kavga ederler.

Bu dar mekan aslında filmi daha da ilginç ve başarılı kılar. Çünkü bir yandan son derece usta bir kamera çalışması o mekanı çok iyi kullanır; küçücük pencerelerden ve zaman zaman açılan kapılardan geçerek tüm kentin yaşamından panoramik tablolar da sunarak...  

Öte yandan ise, bu dar mekan bizlere klasik trajedinin o ünlü kuralını hatırlatır: zaman, mekan ve tema birliği. Ve böylece hikaye çok daha etkileyici bir görünüm alır.     

Nasıl almasın ki...8 m2’nin içinde yaşananlar tam bir insanlık dramıdır. Yer yer dışarıya da uzanan daha genel çekimlerle desteklenen..

Bu dramın içinde koca bir ülkenin ve tarihin en zengin uygarlıklarından birini yaratmış bir halkın, zamanın gerisinde kalarak nasıl bu hale düştüğü gösterilir. Öylesine bir bölünmedir ki bu...Uzun yılların etkili gücü Müslüman Kardeşler halktan kopmuş, kendi bağnazlığının tutsağı olmuştur. Asker ve polis bu örgüte karşı savaşırken, halkın yanında da yer alamaz, çünkü o da halktan kopmuştur, ondan ürker.

Ve böylece toplum, birbirine hiç güvenmeyen, giderek karşılıklı bir korku ve nefret içindeki grupların yarattığı  bölünmenin azabını yaşar.

Bölünme o kısıtlı mekanda daha da vahim hale gelir. Yemek yoktur ve tam bir açlık ortamı oluşur. En doğal ihtiyaçlar- örneğin tuvalet- kolay kolay karşılanamaz. Hele içerdeki iki kadın için bu başlıbaşına bir sorun olur.

Ve o iki kadın alabildiğine yürekli davranışlarıyla bir örnek oluştururlar. Kadının önemi, işlevi ve görevi üzerine...Özellikle orta sınıftan Nagwa küçük oğlunu korumak için her şeyi göze alır. O bitmeyen itiş-kakış, o yaşam savaşımı içinde zaman zaman dışarı savrulanlar polisle çatışırken, kimi hayatlar da yitip gider.

Film teknik açıdan büyük bir ustalıkla bu gerçek dramı   verirken, insana yaklaşımı da çok ilginçtir. Her kesimin içinde iyisi-kötüsü vardır: amansız gözüken poliste bile kimileri zaman zaman bir hoşgörü anıtına dönüşür.

Ama fonda o toplumun korkunç bölünmüşlüğü, başların üzerinde hep asılı duran bir korku figürü gibidir. Böylesi bir parçalanma ne korkunç bir şeydir... Hiçbir toplumun yaşamaması gereken bir tecrübe.

Ve özellikle finalde, o kamyon içindekileri bilinmeyen  bir akibete taşırken, filmin tam zamanında bize geldiğini düşünürsünüz. Sanki bölünmüşlüğün acısını sinema yoluyla bizlere de gösterip hissetirdiği için...

Yarın: DALİDA ve ÖLÜMCÜL DENEY-DEJA VU

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Fatoş Güney'in anıları: Trajik hayatlara görkemli bir bakış

Daha 13 yaşındayken Hürriyet gazetesinde gördüğü bir haber: Yılmaz Güney adlı bir aktör tartışma sonucu müzisyen Alper ve ağabeyi İlhan'ı haşat etti. Alper onun sık sık gittiği Moda Deniz Kulübü'nde çalan Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrasının bateristi değil mi? Ve Fatoş sormadan edemez: "Kim bu Yılmaz Güney denen serseri?"

Sanat tarihinin dramlarından süzülüp gelen film

Hikâye değişik ve zengin açılımlar içeriyor: zıt ve çelişkili yaşlar, dinler, sosyal konumlar, kültür düzeyleri. Bol insancıl malzeme, bol yaşam dersleri fırsatı, bol dram, hatta melodram... Peki film tüm bunları en iyi biçimde değerlendiriyor ve tüm beklentileri karşılıyor mu?

Trump'a artık "güle güle" derken...

Ne kadar kızıp sövsek de azından devasa kültürüyle hep izlediğimiz o dev ülke, sonunda başındaki o kaçıktan kurtulacak. Ve emin olun, en çok dengesizlerden çeken tüm dünya için bu çok daha iyi olacak.